Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



48. FETİH SÛRESİ    الفتح

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
لَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَنزَلَ السَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَابَهُمْ فَتْحاً قَرِيباً
18-) lekad radıyAllahu anilmu’miniyne iz yubayiuneke tahteşşecereti fealime ma fiy kulubihim feenzelessekiynete aleyhim ve esabehüm fethan kariyba;
Andolsun ki Allah, mü’minlerden, o ağacın altında sana biat ettiklerinde razı/hoşnud oldu, onların kalblerinde olanı (bağlılığı, himmeti) bildi de üzerlerine sekine (itmi’nan) inzal etti ve kendilerine feth-i kariyb (i sevap olarak) verdi.
وَمَغَانِمَ كَثِيرَةً يَأْخُذُونَهَا وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزاً حَكِيماً
19-) ve meğanime kesiyreten ye’huzuneha* ve kânAllahu Aziyzen Hakiyma;
Onları, alacakları bir çok ganimetlere (ilimlere) de nail etti... Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.

وَعَدَكُمُ اللَّهُ مَغَانِمَ كَثِيرَةً تَأْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هَذِهِ وَكَفَّ أَيْدِيَ النَّاسِ عَنكُمْ وَلِتَكُونَ آيَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَاطاً مُّسْتَقِيماً
20-) veadekümullahu meğanime kesiyreten te’huzuneha feaccele leküm hazihi ve keffe eydiyenNasi anküm* ve litekûne ayeten lilmu’miniyne ve yehdiyeküm sıratan müstekıyma;
Allah, size elde edeceğiniz bir çok ganimetler va’d etmiştir (İndAllah’da sayısız ğanimetler var?)... Bunu da size aceleden/pek çabuk verdi ve insanların ellerini sizden vazgeçirdi ki, bu mü’minler için bir ayet/işaret olsun ve sizi sıratı mustakıme hidayet etsin.

وَأُخْرَى لَمْ تَقْدِرُوا عَلَيْهَا قَدْ أَحَاطَ اللَّهُ بِهَا وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيراً
21-) ve uhra lem takdiru aleyha kad ehatAllahu Biha ve kânAllahu alâ külli şey’in Kadiyra;
Ve henüz onlara gücünüzün yetmediği daha başka şeyler de va’d etti ki, onları (ancak B sırrınca) Allah kuşatmıştır... Ve (Zaten) Allah her şeye Kadiyr’dir.

وَلَوْ قَاتَلَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوَلَّوُا الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيّاً وَلَا نَصِيراً
22-) ve lev katelekümülleziyne keferu levellevül edbare sümme lâ yecidune Veliyyen ve lâ Nasıyra;
Eğer kafir olanlar sizinle savaşsalardı, elbette arkalarına dönüp kaçacaklardı... Sonra da hiç bir veliy (koruyucu) ve nesıyr (yardımcı) bulamazlardı.

سُنَّةَ اللَّهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلُ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلا
23-) sünnetAllahilletiy kad halet min kabl* ve len tecide lisünnetillâhi tebdiyla;
Bu önceden beri işleyip duran Sünnetullah’dır; Sünnetullah’da değişiklik/Sünnetullah için tebdil (bedel) asla bulamazsın.

وَهُوَ الَّذِي كَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ عَنْهُم بِبَطْنِ مَكَّةَ مِن بَعْدِ أَنْ أَظْفَرَكُمْ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيراً
24-) ve HUvelleziy keffe eydiyehüm anküm ve eydiyeküm anhüm Bibatni Mekkete min ba’di en azfereküm aleyhim* ve kânAllahu Bima ta’melune Basıyra;
Sizi onlara muzaffer kıldıktan sonra Mekke’nin (Bi-) batnında/göbeğinde, onların ellerini sizden sizin ellerinizi onlardan uzak tutan O’dur... Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Basıyr’dır.

هُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَالْهَدْيَ مَعْكُوفاً أَن يَبْلُغَ مَحِلَّهُ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُّؤْمِنُونَ وَنِسَاء مُّؤْمِنَاتٌ لَّمْ تَعْلَمُوهُمْ أَن تَطَؤُوهُمْ فَتُصِيبَكُم مِّنْهُم مَّعَرَّةٌ بِغَيْرِ عِلْمٍ لِيُدْخِلَ اللَّهُ فِي رَحْمَتِهِ مَن يَشَاءُ لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَاباً أَلِيماً
25-) hümülleziyne keferu ve sadduküm anilMescidil Harami velhedye makufen en yeblüğa mahılleh* velevlâ ricalun mu’minune ve nisaün mu’minatün lem ta’lemuhüm en tetauhüm fetusıybeküm minhüm mearretün Biğayri ılm* liyüdhılellahu fiy rahmetiHİ men yeşa’* lev tezeyyelu leazzebnelleziyne keferu minhüm azâben eliyma;
Onlar o kimselerdir ki, kafir oldular, sizi Mescid-i Haram’dan (kalb makamından) alakoydular, bekletilen (Beytullah’a adanan) hedy kurbanlarının (nefslerinizin) yerlerine ulaşmasına mani oldular... Şayet orada (onların arasında) kendilerini henüz bilmediğiniz için çiğneyip ezeceğiniz ve bu bilgisizlik (Bi-gayri ilim, bilmeyerek yapılan iş) yüzünden üzüleceğiniz mü’min rical/erkekler ve mü’mine kadınlar olmasaydı (Allah savaşı önlemezdi)... Dilediğini rahmetine sokmak içindi bu... Eğer birbirlerinden ayrılmış olsalardı, onlardan küfre sapanları elbette elim bir azab ile azablandırırdık (Said ve salihler zümresinin bulundukları yere gadabı ilahi inmez... Enfal: 33 ve Ankebut: 32?).

إِذْ جَعَلَ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَأَنزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَى رَسُولِهِ وَعَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَأَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوَى وَكَانُوا أَحَقَّ بِهَا وَأَهْلَهَا وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيماً
26-) iz cealelleziyne keferu fiy kulubihimül hamiyyete hamiyyetel cahiliyyeti feenzelellahu sekiynetehu alâ RasûliHİ ve alelmu’miniyne ve elzemehüm kelimetet takva ve kânû ehakka Biha ve ehleha* ve kânAllahu Bikülli şey’in Aliyma;
O zaman kafirler, kalblerine hamiyyeti (gayret, izzeti nefs, kibirlilik, taassubu), cahiliyye taasubunu yerleştirmişlerdi... Allah da Rasûlü’nün ve mü’minlerin üzerine sekine inzal etti ve onları kelime-i takva (la ilahe illallah) üzere ilzam etti (sabitledi)... Onlar bu söze (B sırrınca) ehakk ve ehil kimselerdi... Allah her şeyi (B sırrınca) Aliym’dir.

لَقَدْ صَدَقَ اللَّهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ إِن شَاء اللَّهُ آمِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُؤُوسَكُمْ وَمُقَصِّرِينَ لَا تَخَافُونَ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِن دُونِ ذَلِكَ فَتْحاً قَرِيباً
27-) lekad sadekAllahu RasûleHUrrü’ya BilHakk* letedhulünnelMescidel Harame inşaAllahu aminiyne muhallikıyne ruuseküm ve mukassıriyne lâ tehâfun* fealime ma lem ta’lemu feceale min duni zâlike fethan kariyba;
Andolsun ki Allah, Rasûlüne rüyasını Bil-Hakk (Hak olarak) doğruladı (rüyasının gerçek olduğunu tasdik etti; gerçektir)... İnşallah, (kiminiz) kafalarınızı traş etmiş ve (kiminiz saçlarınızı) kısaltmış olarak, güven içinde Mescid-i Haram’a kesinlikle gireceksiniz (feth?)... (Allah) sizin bilmediğinizi bildi de size bundan önce feth-i karib müyesser kıldı.

هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيداً
28-) HUvelleziy ersele RasûleHU Bilhüda ve diynil Hakkı liyuzhirehu aleddiyni küllih* ve kefa Billahi şehiyda;
O, Rasûlünü Bil-HUDA (hidayet gücü, rehber olarak) ve Hak Diyn (gerçek diyn; sistem ruhu) ile irsal etti ki, onu (yeryüzündeki) tüm din anlayışlarına üstün kılsın (hidayet yollu gerçeği göstersin);Şehiyd olarak (B sırrınca) Allah yeter.

مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاء بَيْنَهُمْ تَرَاهُمْ رُكَّعاً سُجَّداً يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَاناً سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ السُّجُودِ ذَلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْراً عَظِيماً
29-) Muhammedün Rasûlullah* velleziyne meahu eşiddau alelküffari ruhamau beynehüm terahüm rükkean sücceden yebteğune fadlen minAllahi ve rıdvana* siymahüm fiy vücuhihim min eserissücudi zâlike meselühüm fiytTevrati, ve meselühüm fiyl’İnciyli kezerın ahrece şat’ehu feazerehu festağleza festeva alâ sukıhi yu’cibüzzürraa liyeğıyza Bihimülküffar* veadAllahulleziyne amenu ve amilussalihati minhüm mağfireten ve ecren aziyma;
MUHAMMED, Rasûlullah’dır!... Onunla beraber bulunanlar (in’am üzere olanlar), küffara (gerçeği reddedenlere) karşı sert (onların düşünce ve yaşamlarından hiç etkilenmezler), kendi aralarında çok merhametlidirler (birbirlerinin açılım ve üretkenliğine katkıda bulunurlar, birbirlerini severler)... Onları (Ümmet-i Muhammed’i) rüku eder (haşyet, ta’zim), secde eder (fena, teslim) ve Allah’tan fazl (ilmi üstünlük, tecelli) ve RIDVAN (ehl-i cennet için en üstün ni’met; Allah’ın ebediyyen gazab etmeme teminatı; sıfat cenneti) ister halde görürsün... Simalarına gelince, vechlerinde/yüzlerinde secde (fena) eseri vardır... Bu onların Tevrat’taki (nefse dönük hükümler) meselleri (misal yollu anlatımları) dır... İncil’deki (kalb ahvaline, batını hükümlere; teşbihi) mesellerine gelince: Bir ekin ki filizini yarıp çıkarmış, sonra onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış da (tevhid; İslam, sünnetullah) gövdesi üzerine doğrulmuştur/dikilmiştir (insan’da, mutlak vücud tam zahirdir);ekincilerin (Ulul’Azm Rasûllerin, Enbiyanın) hoşuna gider (İslam Ümmetinin özellikleri... Ki, hadis-i şeriflere göre İslam’ın zahir ve batına göre tam zuhuru iki Zat’la gerçekleşmiştir, Hz.Muhammed.s.a.v ve Hz.Mehdi Rasûl a.s... Buradaki teşbihi bu yönden de değerlendirmek lazım)... (Allah bunları artırmakla) böyle yapar ki, onlarla (B sırrıyla, onlar olarak) küffarı (gerçeği reddedenleri) öfkelendirsin... Allah onlardan (hakıkatına) iman edip bunun gereği salih amel edenlere mağfiret ve ecr-i azıym va’d etmiştir.

49 HUCURÂT SÛRESİ      الحجرات

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
1-) Ya eyyühelleziyne amenu la tukaddimu beyne yedeyillahi ve RasûliHİ vettekullah* innAllahe Semiy’un Aliym;
Ey iman edenler!... Allah’ın ve O’nun Rasûlü’nün önüne geçmeyin (huzurdasınız!?), Allah’dan ittika edin (ilahi hükümlere riayet edin; tam fani, tam teslim olun)... Muhakkak ki Allah Semi’dir, Aliym’dir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
2-) Ya eyyühelleziyne amenu la terfeu asvateküm fevka savtin Nebîyyi ve la techeru lehu Bil kavli kecehri ba'dıküm li ba'dın en tahbeta a'malüküm ve entüm la teş'urun;
Ey iman edenler!... Seslerinizi O Nebî (HatemünNebî)’nin sesinin fevkıne yükseltmeyin... Ba’zınızın bazınıza cehretmesi (bağırarak konuşması) gibi O’na sözü cehretmeyin (yükseltmeyin; vehminizle O’na yönelmeyin/ya da Nur: 63?)... (Yoksa) siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider.

إِنَّ الَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصْوَاتَهُمْ عِندَ رَسُولِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ امْتَحَنَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوَى لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ
3-) İnnelleziyne yeğuddune asvatehüm ınde Rasûlillahi ülaikelleziynemtehanAllahu kulubehüm littakva* lehüm mağfiretün ve ecrun azıym;
Muhakkak ki Rasûlullah’ın indinde seslerini kısanlar/alçaltanlar var ya, işte onlar Allah’ın kalblerini takva için imtihan ettiği kimselerdir... Onlar için bir mağfiret ve azıym bir ecir vardır.

إِنَّ الَّذِينَ يُنَادُونَكَ مِن وَرَاء الْحُجُرَاتِ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
4-) İnnelleziyne yünaduneke min verail hucurati ekseruhüm la ya'kılun;
Sana, hücrelerin arkasından nida edenlere gelince, onların ekseriyeti akletmezler.

وَلَوْ أَنَّهُمْ صَبَرُوا حَتَّى تَخْرُجَ إِلَيْهِمْ لَكَانَ خَيْراً لَّهُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
5-) Velev ennehüm saberu hatta tahruce ileyhim lekâne hayren lehüm* vAllahu Ğafurun Rahıym;
Eğer onlar, sen kendilerine çıkıncıya kadar sabretselerdi (nefslerini tutsalardı, riyazat-mücahade yapsalardı), elbette onlar için daha hayırlı olurdu... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن جَاءكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا أَن تُصِيبُوا قَوْماً بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ
6-) Ya eyyühelleziyne amenu in caeküm fasikun Bi nebein fe tebeyyenu en tusıybu kavmen Bi cehaletin fetusbihu alâ ma fealtüm nadimiyn;
Ey iman edenler!... Eğer bir fasık (?) size bir (Bi-) haber getirirse, iyice araştırın... (Yoksa) (Bi-) cehaletle bir kavme çatarsınız da yaptığınıza pişmanlık duyanlar olursunuz.

وَاعْلَمُوا أَنَّ فِيكُمْ رَسُولَ اللَّهِ لَوْ يُطِيعُكُمْ فِي كَثِيرٍ مِّنَ الْأَمْرِ لَعَنِتُّمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ حَبَّبَ إِلَيْكُمُ الْإِيمَانَ وَزَيَّنَهُ فِي قُلُوبِكُمْ وَكَرَّهَ إِلَيْكُمُ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ أُوْلَئِكَ هُمُ الرَّاشِدُونَ
7-) Va'lemu enne fiyküm RasûlAllah* lev yutıy'uküm fiy kesiyrin minel emri le anittüm ve lakinnAllahe habbebe ileykümül iymane ve zeyyenehu fiy kulubiküm ve kerrehe ileykümül küfre vel füsuka vel ısyan* ülaike hümür raşidun;
Bilin ki Rasûlullah içinizdedir (Edeb Ya HU?) !?... Eğer (O) çoğu işte size itaat etse, elbette zorluğa/sıkıntıya (bedensel-nefsani yaşamın kalıplarına) düşerdiniz... Fakat Allah size iman’ı (hakikatınızın gereğini yaşamayı) sevdirdi, onu kalblerinizde süsledi (güzel gösterdi) ve küfr’ü (sünnetullah’dan gafil olmak, gerçeği red), fusuk’u (şuuru paslandıran fiilleri) ve ısyanı (nefsani zuhuru) size kerih (çirkin, sevimsiz) gösterdi... İşte bunlar rüşde (doğru yola, olgunluğa) erenlerin ta kendileridir.

فَضْلاً مِّنَ اللَّهِ وَنِعْمَةً وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيم
8-) Fadlen minAllahi ve nı'meten, vAllahu Aliymun Hakiym;
Allah’dan bir fazl (lutuf) ve bir ni’met olarak... Allah, Aliym’dir, Hakiym’dir.

وَإِن طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا فَإِن بَغَتْ إِحْدَاهُمَا عَلَى الْأُخْرَى فَقَاتِلُوا الَّتِي تَبْغِي حَتَّى تَفِيءَ إِلَى أَمْرِ اللَّهِ فَإِن فَاءتْ فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ وَأَقْسِطُوا إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ
9-) Ve in taifetani minel mu’miniynaktetelu feaslihu beynehüma* fein beğat ihdahüma alel uhra fekatillületiy tebğıy hatta tefi’e ila emrillah * fein faet feaslihu beynehüma Bil adli ve aksitu* innAllahe yuhıbbul muksitıyn;
Eğer mü’minlerden iki taife savaşır/çarpışırlarsa, onların arasını ıslah (sulh) edin... Eğer onlardan biri diğeri aleyhine haddi aşıp tecavüz ederse, o tecavüz eden (taife) ile, Allah’ın emrine dönünceye kadar mukatele edin... Eğer dönerse, Bil-Adl (adaletle) aralarını ıslah edin ve ıksat edin (uluhiyyet hükümlerine göre davranın)... Muhakkak ki Allah, muksit’leri (uluhiyyet hükümlerine göre muamele edenleri) sever.

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
10-) İnnemel mu'minune ıhvetün feaslihu beyne ehaveyküm vettekullahe lealleküm turhamun;
Mü’minler (arınanlar) ancak kardeştirler!... O halde iki kardeşinizin arasını ıslah edin ve Allah’dan ittika edin (Esma-ül Hüsna O’nundur?) ki rahmet olunasınız (cemaat’ta rahmet var?).

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَومٌ مِّن قَوْمٍ عَسَى أَن يَكُونُوا خَيْراً مِّنْهُمْ وَلَا نِسَاء مِّن نِّسَاء عَسَى أَن يَكُنَّ خَيْراً مِّنْهُنَّ وَلَا تَلْمِزُوا أَنفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْأَلْقَابِ بِئْسَ الاِسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْإِيمَانِ وَمَن لَّمْ يَتُبْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
11-) Ya eyyühelleziyne amenu la yeshar kavmün min kavmin asa en yekûnu hayren minhüm ve la nisaün min nisain asa en yekünne hayren minhünn* ve la telmizu enfüseküm ve la tenabezu Bil elkab* bi'selismülfüsuku ba'del iyman* ve men lem yetüb feülaike hümüz zalimun;
Ey iman edenler!... Bir kavim başka bir kavim ile alay etmesin...Onlar (alay ettikleri) kendilerinden daha hayırlı olabilirler... Kadınlar da kadınlarla (alay etmesinler)... Olabilir ki onlar kendilerinden daha hayırlıdır... Nefslerinizi/kendi kedinizi (birbirinizi) ayıplamayın/kusurlamayın ve birbirinize (kötü) (Bi-) lakaplar takmayın... İman’dan sonra, fusuk (fasıklık) ne kötü bir isim/isimlenmedir!... Kim tevbe etmedi, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضاً أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ
12-) Ya eyyühelleziyne amenüctenibu kesiyren minezzann* inne ba'dazzanni ismün ve la tecessesu ve la yağteb ba'duküm ba'da* eyuhıbbu ehadüküm en ye'küle lahme ehıyhi meyten fekerihtümuh* vettekullah* innAllahe Tevvabun Rahıym;
Ey iman edenler!... Zannın çoğundan (gayrı görmekten) kaçının... Muhakkak ki zannın bir kısmı bir günahtır (şirktir)... Tecessüs etmeyin (kişisel yaşam mahremdir, kişileri merak etmeyin)... Bazınız bazınızın giybetini de yapmasın... Sizin biriniz ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi?... Ondan tiksindiniz (değil mi?)... Allah’dan ittika edin... Muhakkak ki Allah Tevvab’dır, Rahıym’dir.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
13-) Ya eyyühenNasu inna halaknaküm min zekerin ve ünsa ve cealnaküm şüuben ve kabaile litearefu* inne ekremeküm ındAllahi etkaküm* innAllahe Aliymun Habiyr;
Ey insanlar!... Muhakkak ki biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve tearuf edesiniz (tanışasınız, aynalaşasınız; tanıyasınız) diye sizi şu’beler (milletler) ve kabileler kıldık... Muhakkak ki Allah indinde sizin en ekreminiz (en şerefliniz, en kerametliniz), sizin en muttekıy (en korunan?) olanınızdır... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Habiyr’dir.

قَالَتِ الْأَعْرَابُ آمَنَّا قُل لَّمْ تُؤْمِنُوا وَلَكِن قُولُوا أَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْإِيمَانُ فِي قُلُوبِكُمْ وَإِن تُطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُم مِّنْ أَعْمَالِكُمْ شَيْئاً إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
14-) Kaletil a'rabu amenna* kul lem tu'minu ve lâkin kulu eslemna ve lemma yedhulil iymanü fiy kulubiküm* ve in tutıy'ullahe ve RasûleHU layelitküm min a'maliküm şey'a* innAllahe Ğafurun Rahıym;
Bedeviler: “İman ettik” dedi... De ki: “İman etmediniz!... Fakat ‘İslam/müslüman olduk’ deyin... İman henüz kalblerinize dahil olmamıştır... Eğer Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat ederseniz, (Allah) amellerinizden hiçbir şey eksiltmez... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir”.

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ
15-) İnnemel mu'minunelleziyne amenu Billahi ve RasûliHİ sümme lem yertabu ve cahedu Bi emvalihim ve enfüsihim fiy sebiylillâh* ülaike hümüs sadikun;
Mü’minler ancak şol kimselerdir ki, (B sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne iman ettiler, sonra da şüpheye düşmediler ve Allah yolunda mallarıyla ve nefsleriyle (canlarıyla) (B sırrınca) mücahade ettiler... İşte bunlar sadıkların ta kendileridir.

قُلْ أَتُعَلِّمُونَ اللَّهَ بِدِينِكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
16-) Kul etuallimunAllahe Bi diyniküm vAllahu ya'lemu ma fiys Semavati ve ma fiyl Ard* vAllahu Bi külli şey'in Aliym;
De ki: “(Bi-) Diyninizi Allah’a mı öğretiyorsunuz?... Allah, Semavat’ta ne var ve Arz’da ne var (hepsini) bilir... Allah, Bi-külli şey’in Aliym’dir”.

مُنُّونَ عَلَيْكَ أَنْ أَسْلَمُوا قُل لَّا تَمُنُّوا عَلَيَّ إِسْلَامَكُم بَلِ اللَّهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ أَنْ هَدَاكُمْ لِلْإِيمَانِ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
17-) Yemünnune aleyke en eslemu* kul la temünnu aleyye İslameküm* belillahu yemünnü aleyküm en hedaküm lil’iymani in küntüm sadikıyn;
İslam oldular diye sana minnet ediyorlar?... De ki: “İslamınız için bana minnet etmeyin... Bilakis sizi iman’a hidayet ettiği için Allah size minnet eder... Eğer (imanınızda) sadıklar iseniz (bunun böyle olduğunu zaten bilirsiniz; İslam ve iman’a hidayet size bir iyilik ve ni’mettir?)”.

إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
18-) İnnAllahe ya'lemu ğaybesSemavati vel Ard* vAllahu Basıyrun Bima ta'melun;
Muhakkak ki Allah, Semavat’ın ve Arz’ın gaybını bilir... Allah, yaptıklarınızı (B-sırrı gerçeği ile) Basıyr’dir.

 
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal