Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



55. RAHMÂN SÛRESİ  الرحمن

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

الرَّحْمَنُ
1-) Er Rahman;
Rahman (tüm sıfat ve esmanın sahibi... Dolayısıyla varlığı kendinden; yokluktan vücuda getiren; herşeyi kapsayan rahmetin sahibi),

عَلَّمَ الْقُرْآنَ
2-) Allemel Kur'ân;
 (ki O) ta’lim etti (öğretti) Kur’an’ı (çalışmakla, tahsille edinilemez),

خَلَقَ الْإِنسَانَ
3-) Halekal İnsan;
Halketti (o fıtrat üzere) İNSAN’ı,

عَلَّمَهُ الْبَيَانَ
4-) Allemehül beyan;
Öğretti ona BEYANı (insan konuşan Kur’an’dır).

Bu dört ayet hakkında açıklama:

Aslında sûre’nin temel hususiyetlerinden biri bu dört ayette şifrelenmiştir...

Vahiy-melek sözkonusu olmadan Rahman’ın Kur’an’ı ta’limi ve de İNSANın yaratılmasından önce ifade ediliyor... Oysa Hz.Rasûlullah’a vahyedilmesi vurgulanırken “Onu, kuvveleri şiddetli olan (Cebrail) talim etti” (Necm:5), buyurulur...

Demek ki burada kasdedilen Ceberut halini yaşayan insani bilinçtir; yani,Vahidiyyet mertebesinin tenezzülü olan Ruh’dur... Kur’an ise Evrensel, Zati OKUyuştur; Rahmani, Zati vasıflarla olan bir üst müşahadedir... İnsandaki bu Rahmani rahmet dolayısıyla Zatını tanır, Kur’an’ı hem izhar eder hem de OKUr...

4.ayeti de dikkate alırsak, Rahman’ın Kur’an’ı, Kur’an’ın insan’ı ve insan’ın Kur’anı sözkonusudur...

Burada Kur’an ta’liminin (evrensel okumanın) insanın yaratılmasından ve ona beyan olmasından önce gelişinin bir hikmeti de gayenin sebepden önceliğini vurgulamaktır (ma’lum, ilme tabidir!)... İnsan’ın yaratılmasından maksad “Kur’an”ı okuması, Rahmani vasıflarla yaşamasıdır... Yani “insan” sırf “ALLAH” için yaratılmıştır...

Hadis-i Şerif’te: “Allah Adem’i Rahman sûreti üzere yarattı” buyuruluyor... Bu nedenle insan, gaybı olan Rahman’dan haşyet duyar, tanır; itaat ve yakin sahibidir... Bu nedenle insan’a “Rahman’a secde et” deniyor... İblis-cin ise melekiyyetinden perdeli (lanetli) olması dolayısıyla Rahman’a asi olmuştur...

Bu dört ayetle ilgili bir incelik de şudur: Gerçekte, Kur’an Arapça değildir!..

Zira Rahman ta’lim ediyor, insani bilince?... İnsan’da manası, nisbeti, karşılığı, sıfatı olmayan hiçbir ayet Kur’an’da yoktur!... Bu nedenle tüm tarif ve sembolleri insan’da somutlayarak müsbet veya menfi tariflerle anlamaya çalışmalıyız!...

İmdi bu yaklaşımla diğer ayetlere devam edelim:

الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ
5-) Eş Şemsu velKameru Bi husban;
Güneş (Can) de Ay da bir (Bi-) hesab iledir (menzilleri-yörüngeleri vardır).

وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ
6-) VenNecmu veşşeceru yescudan;
Necm (yıldız) ve ağaç cinsi secde ediyorlar.

وَالسَّمَاء رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ

7-) VesSemae rafeaha ve veda’al miyzan;

Sema (üst bilinç-akıl boyutu; Güneş ve Ay’ın mahalli) ki onu yükseltmiş ve Miyzan’ı (ölçü-denge; otomatik işleyen hak bir sistem) koymuştur.

أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ
8-) Ella tatğav fiyl miyzan;
Ki o miyzan’da haksızlık etmeyesiniz (yani, mutlak haksızlık mümkün değil?).

وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ
9-) Ve ekıymulvezne Bil kıstı ve la tuhsirul miyzan;
Ölçüyü (Bi-) kıst ile (uluhiyyet hükümlerine göre olan adaletle) ikame edin ve eksik tutarak miyzan’ı hüsranınıza araç yapmayın.

وَالْأَرْضَ وَضَعَهَا لِلْأَنَامِ
10-) Vel Arda veda’aha lil enam;
Ve Arz (beden), ki koydu onu enam (mahlukat, insan) için.

فِيهَا فَاكِهَةٌ وَالنَّخْلُ ذَاتُ الْأَكْمَامِ
11-) Fiyha fakihetün vennahlu zatul ekmam;
Bir meyve var onda ve salkımlı hurma ağaçları.

وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُ
12-) Velhabbu zül asfi verreyhan;
Yapraklı/ekin saplı daneler ve hoş kokulu bitkiler var.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
13-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
İş böyle iken (ey cinn ve ins) Rabbinizin ni’metlerinin (Bi-) hangisini yalanlarsınız?.

خَلَقَ الْإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ

14-) Halekal'İnsane min salsalin kelfahhar;

Yarattı insanı (nesnel, göresel insanı) porselen gibi iyi pişmiş kuru balçıktan (elementler, inorganik ve organik bileşikler, hücre).

وَخَلَقَ الْجَانَّ مِن مَّارِجٍ مِّن نَّارٍ
15-) Ve halekalCanne min maricin min nar;
Cann’ı (cinn sınıfını, cinn ve şeytan’ın babasını?) da dumansız ateşten yarattı.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
16-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
Şimdi (ey cinn ve ins) (Bi-) Rabbinizin nimetlerinin (sıfatlarının) hangisini yalanlarsınız?.

14-16 ayetleri için bir Hadis-i Şerif:

“Melaike NURdan, Cann (cin) dumansız NARdan ve Adem size vasfedilenden (Rahman:14) yaratılmıştır” (Müslim)

رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِ
17-) Rabbulmeşrikayni ve Rabbulmağribeyn;
İki doğma yerinin (enfüs ve afak’ın; ya da Zahir ve Batın’ın doğması ki halk sıkalası) Rabbidir ve iki batma yerinin (iki batma yeri, iki doğma yerinin ta kendisidir) Rabbidir.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
18-) Fe Bi eyyi alai Rabbikuma tükezziban;
O halde (ey cinn ve ins) (Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ
19-) Meracelbahreyni yeltekıyan;
Salmıştır (biri tuzlu, biri tatlı) iki denizi (Sema ve Arz denizleri, yani Ruh ve beden denizleri);kavuşup kucaklaşıyorlar (insanda).

بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَّا يَبْغِيَانِ

20-) Beynehüma berzahun la yebğıyan;

Aralarında bir berzah var, birbirinin sınırını aşamıyorlar (böylece kendi orijinalliklerini ve iki deniz halini muhafaza ediyorlar).

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
21-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
Şimdi (ey cinn ve ins) (Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

يَخْرُجُ مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤُ وَالْمَرْجَانُ
22-) Yahrucu minhümellü'lüü velmercan;
Çıkıyor onlardan inci ve mercan (ilimler, ma’rifetler).

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
23-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
 (Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

وَلَهُ الْجَوَارِ الْمُنشَآتُ فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلَامِ
24-) Ve lehulcevarilmünşeatu fiylbahri kel’a'lam;
Onundur, denizde dağlar gibi akıp giden gemiler (Hakıkat, şeriat).

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
25-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
 (Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ
26-) Küllü men 'aleyha fan;
Arz’da (bilinçli) kim varsa hepsi fanidir (nefs ölümü tadar, nesnel alem dönüşümler halinde devam eder).

وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
27-) Ve yebka vechu Rabbike ZülCelali vel'İkram;
ZülCelal-i vel’İkram olan Rabbinin vechi Baki kalır.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
28-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
Peki, (Bi-) Rabbinizin nimetlerinden (sıfatlarından) hangisini yalanlarsınız?.

يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
29-) Yes'eluhu men fiysSemavati vel'Ard* külle yevmin HUve fiy şe'n;
Semalar’da ve Arz’da kim varsa hepsi Ondan ister/talebeder; O her yewm (gün, an, tecelli) yeni-orijinal bir oluştadır.
فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
30-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
(Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

سَنَفْرُغُ لَكُمْ أَيُّهَا الثَّقَلَانِ
31-) Senefruğu leküm eyyühessekalân;
Ey ağırlığı olan iki kavim/Ey cinn ve ins, sizin için boş kalacağız (yani sizinle öyle meşgul olacağız?).

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
32-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
Şimdi (Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَن تَنفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ فَانفُذُوا لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَانٍ
33-) Ya ma'şerel cinni vel'insi inisteta'tüm en tenfüzu min aktaris Semavati vel'Ardı fenfüzu* la tenfizune illâ Bisultan;
Ey cinn ve ins topluluğu!.. Semavat ve Arz’ın aktarından (alanından, çevresinden) nüfuz edip çıkıp gitmeye gücünüz yeterse, hadi çıkın gidin... Bir (Bi-) sultan (tahakkuk/tasarruf/iktidar gücü; ilim-amel) olmadıkça (varlık bağından kurtulmadıkça) geçip gidemezsiniz.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
34-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
(Bi-) Rabbinizin nimetlerinden (sıfatlarından, sisteminden) hangisini yalanlarsınız?.

يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِّن نَّارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنتَصِرَانِ
35-) Yurselu 'aleyküma şüvazun min narin ve nuhasün fela tentesıran;
(Cinn ve ins) ikinizin de üzerine ateş topları/Nar’dan alev ve duman irsal edilir de (Semavat ve Arz’ın alanından geçip gitmeye) başarılı olamazsınız (birbirinizle yardımlaşamazsınız, kendinizi savunamazsınız).

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
36-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
(Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

فَإِذَا انشَقَّتِ السَّمَاء فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِ
37-) Feizen şakkatis Semau fekânet verdeten keddihan;
(Vefat/ölüm esnasında) Sema (bedensel bilinç) yarılıp/parçalanıp da eriyip kızarmış yağ gibi bir gül (kırmızı) olduğu vakit.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
38-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
 (Bi-) Rabbinizin nimetlerinden (sıfatlarından) hangisini yalanlarsınız?.

فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُسْأَلُ عَن ذَنبِهِ إِنسٌ وَلَا جَانٌّ
39-) Feyevmeizin la yüs'elu an zenbihi insün vela cann;
İşte o gün ne ins ne de cinn günahından sorulmaz (sıkaladaki yeri bellidir).


فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

40-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
Şimdi (ey ins ve cinn) (Bi-) Rabbinizin nimetlerinden (sıfatlarından) hangisini yalanlarsınız?.

يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسِيمَاهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّوَاصِي وَالْأَقْدَامِ
41-) Yu'reful mücrimune Bi siymahüm feyü'hazü Binnevasıy vel'akdam;
Mücrimler (suçlular; müşrikler) (Bi-) simalarından (bedensel ve nefsani yaşantılarının bir sonucu olan ağırlıklı özelliklerinden, o sûretlerinden) tanınırlar da (B sırrınca) alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
42-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
Şimdi (Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ
43-) Hazihi cehennemülletiy yükezzibu Bihel mücrimun;
İşte bu, mücrimlerin (B sırrınca) kendisini yalanladığı cehennemdir.

يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمِيمٍ آنٍ
44-) Yetufune beyneha ve beyne hamiymin an;
Onunla (cehennem, madde kaydı) kaynar su (taassubi bilgi, hırs) arasında dönüp dolaşırlar.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
45-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
Şimdi (Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ
46-) Ve limen hafe mekame Rabbihi cennetan;
Rabbinin makamından korkan kimse için iki cennet (müşterek ef’al cenneti ve Esma/melekut cenneti) vardır.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
47-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
(Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

ذَوَاتَا أَفْنَانٍ
48-) Zevata efnan;
(İki cennet te) düz dallara/çeşitli dallara-ağaçlara sahiptir.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
49-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
(Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

فِيهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِ
50-) Fiyhima 'aynani tecriyan;
İkisinde de akıp giden iki kaynak (ilahi özelliklerin tecellileri; rahmet ve keramet) vardır.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
51-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
(Bi-) Rabbinizin nimetlerinden (sıfatlarından) hangisini yalanlarsınız?.

فِيهِمَا مِن كُلِّ فَاكِهَةٍ زَوْجَانِ
52-) Fiyhima min külli fakihetin zevcan;
(O cennetlerin) ikisinde de her meyveden iki çift vardır (zira vuslat tatılacak?).

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
53-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
(Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

مُتَّكِئِينَ عَلَى فُرُشٍ بَطَائِنُهَا مِنْ إِسْتَبْرَقٍ وَجَنَى الْجَنَّتَيْنِ دَانٍ
54-) Müttekiiyne alâ furuşin betainuha min istebrak* ve cenel cenneteyni dan;
Astarları atlastan (kalın ipekten) döşeklere yaslanırlar... İki cennetin devşirmesi (meyvelerinin toplanması) yakındır (zamansal değil, mekansal?).

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
55-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
Rabbinizin nimetlerinden (Bi-) hangisini yalanlarsınız?.

فِيهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ
56-) Fiyhinne kasıratuttarfi, lem yatmishunne insün kablehüm ve la cann;
Onlarda (o cennetlerde) bakışlarını yalnız eşlerine hasretmiş/eşlerinden başkasını görmeyenler (kudsi, meleki yapılar) vardır ki daha önce kendilerini ne ins ne de cann (cinn) dokunup kirletmiştir.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
57-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
(Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

كَأَنَّهُنَّ الْيَاقُوتُ وَالْمَرْجَانُ
58-) Keennehünnel yakutü velmercan;
Onlar sanki yakut ve mercan’dırlar.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
59-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
Şimdi (Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

هَلْ جَزَاء الْإِحْسَانِ إِلَّا الْإِحْسَانُ
60-) Hel cezaul ıhsani illel ıhsan;
İhsan’ın (müşahade üzere ibadetin, tevhid’in, Hakkani müşahadenin) cezası (karşılığı) ancak ihsan (cennet, Hakkani yaşam) değilmidir?.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
61-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
(Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

وَمِن دُونِهِمَا جَنَّتَانِ
62-) Ve min dunihima cennetan;
Ve o iki cennetten başka iki cennet daha vardır (fena ve baka ehline).

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
63-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
Şimdi (Bi-) Rabbinizin nimetlerinden (sıfatlarından) hangisini yalanlarsınız?.

مُدْهَامَّتَانِ
64-) Mudhammetan;
(Bu iki cennet) yemyeşildirler (nefs ve tabiat karası yoktur; Muhammedi Nur’dan).

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
65-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
Şimdi (Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

فِيهِمَا عَيْنَانِ نَضَّاخَتَانِ
66-) Fiyhima aynani naddahatan;
İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak (ilimler) var.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
67-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
Şimdi (Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

فِيهِمَا فَاكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌ
68-) Fiyhima fakihetun ve nahlun ve rumman;
İkisinde de meyve (tanımsız?), hurma ve nar vardır.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
69-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
Şimdi (Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

فِيهِنَّ خَيْرَاتٌ حِسَانٌ
70-) Fiyhinne hayratun hısan;
(O cennetlerin) içlerinde hayırlı mı hayırlı, yüzleri güzel mi güzel (dişil eşler) vardır.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
71-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
(Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

حُورٌ مَّقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِ
72-) Hurun maksuratün fiylhıyam;
Çadırlar içinde kapatılmış/yalnız eşlerine hasredilmiş (Rabbları durumunda olan eşlerine hasredilmiş) huriler.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
73-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
Şimdi (Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ
74-) Lem yatmishünne insün kablehüm ve la cann;
Daha önce onlara ne ins ne de cann (cinn) dokunmamış (unsurlarla kirlenmemiş).

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
75-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
(Bi-) Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?.

مُتَّكِئِينَ عَلَى رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِيٍّ حِسَانٍ
76-) Müttekiiyne alâ refrefin hudrin ve abkariyyin hısan;
Yeşil refrefe/yastıklara ve harikulade güzel işlemeli parlak döşeklere yaslanırlar.

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
77-) Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
Şimdi (ey ins ve cin) Rabbinizin nimetlerinden (sıfatlarından) (Bi-) hangisini yalanlarsınız?.

تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
78-) Tebarekesmu Rabbike zil Celali vel’ İkram;
Zül-Celali vel’İkram olan Rabbinin ismi ne mübarek/ne yücedir!..

56. VÂKIA SÛRESİ   الواقعة

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

إِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ
1-) izâ vekâatil vâkıatü;
O vakıa (vuku bulacak gerçek; ölüm) vuku bulduğunda.

لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
2-) leyse livak’atiha kazibeh;
Onun gerçekleşmesini yalanlayacak yoktur.

خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ
3-) Hafıdatün Râfiatün;
(O vakıa) alçaltıcıdır (nar ehlini), yükselticidir (Nur ehlini).

إِذَا رُجَّتِ الْأَرْضُ رَجّاً
4-) iza rüccetil’Ardu recca;
Arz (beden) şiddetli bir sarsılışla sarsıldığında,

وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسّاً
5-) ve büssetilcibalü bessa;
Dağlar hurdahaş edildiğinde,

فَكَانَتْ هَبَاء مُّنبَثّاً
6-) fekânet hebâen münbessa;
(Nihayet) dağılmış toz olduğunda.

وَكُنتُمْ أَزْوَاجاً ثَلَاثَةً
7-) ve küntüm ezvâcen selâseh;
Siz üç nev’i olacaksınız:

فَأَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ
8-) feashabül meymeneti mâ ashabül meymeneh;
Ashab-ı Meymene (sağ taraf’ın ashabı; saiydler; kitapları sağ taraftan verilenler?), ne ashab-ı meymenedir?.

وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ
9-) ve ashabül meş’emeti ma ashabül meş’emeh;
Ashab-ı meş’eme (sol tarafın ashabı; şakıyler; kitapları sol taraftan verilenler), ne ashab-ı meş’emedir?.

وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ
10-) ves sabikunes sâbikun;
Sabikun (saadet ve şakavet ehlini öne geçenler), sabikundur (öne geçen türdür; ehlullah’dır).
أُوْلَئِكَ الْمُقَرَّبُونَ
11-) ülâikel mukarrebun;
İşte onlar mukarrebun’dur (Allah’a yaklaştırılmışlar; Yakiyn sahipleri).

فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ
12-) fiy cennatin naıym;
Naim (ni’met) cennetlerindedirler.

ثُلَّةٌ مِّنَ الْأَوَّلِينَ
13-) sülletün minel’evveliyn;
Çoğunluğu evvelkilerdendir.

وَقَلِيلٌ مِّنَ الْآخِرِينَ
14-) ve kaliylün minel’ahıriyn;
Azı sonrakilerdendir.

عَلَى سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ
15-) alâ sürurin mevdûnetin;
Mevdune (işlenip süslenmiş, bitişik, sıra sıra dizilmiş) tahtlar üzerindedirler.

مُتَّكِئِينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلِينَ
16-) müttekiiyne aleyha mütekabiliyn;
Onlar (tahtlar) üzerinde karşılıklı yüz yüze durur halde yaslananlar olarak.

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُّخَلَّدُونَ
17-) yetufü aleyhim vildanün muhalledûn;
Üstlerinde (çevrelerinde) ebedi kılınmış (ölümsüz) vildan (veliyd’ler, genç-zinde hizmetçiler, kuvveler) tavaf eder/dolaşır.

بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ
18-) Biekvabin ve ebâriyka ve ke’sin min maıyn;
Maiyn’den (kaynak’tan, gözle görünür akar sudan B sırrınca doldurulmuş) testilerle, ibriklerle ve kaselerle.

لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ
19-) lâ yusaddaune anha ve lâ yünzifun;
Ne başları ağrır ondan ne de akılları gider sarhoş olurlar (içimlerinin sonu yok; maiyn de tükenmez-sonsuz).

وَفَاكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
20-) ve fakihetin mimma yetehayyerun;
Seçip tercih edeceklerinden (beğeneceklerinden) de bir meyva.

وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
21-) ve lahmi tayrin mimma yeştehun;
Ve iştahlandıklarından (canlarının çektiği) kuş eti.
وَحُورٌ عِينٌ
22-) ve hurun ıyn;
Ve Hur-i Iyn (iri gözlü, gözlerinin beyazı çok beyaz, siyahı çok siyah beyaz tenli dişi eşler-huriler?).

كَأَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ الْمَكْنُونِ
23-) keemsalil lü’lüilmeknun;
Korunmuş-saklı (sedef’te büyümüş?) incilerin misali gibi.

جَزَاء بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
24-) cezâen Bimâ kânu yamelûn;
Yaptıklarına bir ceza (karşılık; çalışmalarından hasıl olan B sırrınca neticeler) olarak.

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْواً وَلَا تَأْثِيماً
25-) lâ yesmeune fiyha lağven ve la te’siyma;
Orada ne bir lağv (boş, batıl-fani) söz duyarlar ve ne de günah olan birşey.

إِلَّا قِيلاً سَلَاماً سَلَاما
26-) illâ kıylen Selâmen Selâma;
Sadece “Selam, Selam” denilir (kayıtlanmazlar?).

وَأَصْحَابُ الْيَمِينِ مَا أَصْحَابُ الْيَمِينِ
27-) ve ashabül yemiyni ma ashabülyemiyn;
Ashab-ı Yemiyn (sağ tarafın ashabı, saidler, mutlular) ne ashab-ı yemindir (bilir misiniz?) ?.

فِي سِدْرٍ مَّخْضُودٍ
28-) fiy sidrin mahdud;
Budanmış/soyulmuş/dikenleri alınmış (arındırılmış?) bir sidr (meyvesi nıbk olan sedir ağacı?) içinde,

وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ
29-) ve talhın mendud;
Meyvaları istiflenmiş (yemişleri tatlı-lezzetli) muz ağacı içinde,

وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ
30-) ve zıllin memdud;
Yayılmış (sonsuz) bir gölgede,

وَمَاء مَّسْكُوبٍ
31-) ve mâin meskûb;
Çağlayarak dökülüp akan bir su’da,

وَفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ
32-) ve fâkihetin kesiyretin;
Pek çok meyva (türü) içinde,

لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ
33-) lâ maktuatin ve lâ memnuah;
 (Ki o meyvalar) ne kesilir (tükenir) ve ne de yasaklanır,

وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ
34-) ve füruşin merfuah;
Ref’olunmuş döşekler içinde (dirler).

إِنَّا أَنشَأْنَاهُنَّ إِنشَاء
35-) inna enşe’nahünne inşâen;
Muhakkak ki biz onları (dişileri, yepyeni) bir inşa edişle inşa ettik.

فَجَعَلْنَاهُنَّ أَبْكَاراً
36-) fecealnahünne ebkâra;
Onları bakireler kıldık (hep yeni; dokunulmamış gibi).

عُرُباً أَتْرَاباً
37-) uruben etraba;
(Ki o bakireler) eşlerine aşık (ve eşi tarafından sevilen) ve yaşıtlardır (rütbe farkı logosu olmayan nurdan cennet gözdeleridir).

لِّأَصْحَابِ الْيَمِينِ
38-) liashabilyemiyn;
(Bunlar) ashab-ı yemin (saidler) içindir.

ثُلَّةٌ مِّنَ الْأَوَّلِينَ
39-) sülletün minel’evveliyn;
(Ashab- Yemin) bir cemaat evvelkilerdendir.

وَثُلَّةٌ مِّنَ الْآخِرِينَ
40-) ve sülletün minel’ahıriyn;
Bir cemaat ta sonrakilerdendir.

وَأَصْحَابُ الشِّمَالِ مَا أَصْحَابُ الشِّمَالِ
41-) ve ashabüşşimâli mâ ashabüşşimâl;
Ashab-ı Şımal (sol tarafın ashabı; şakıyler, uğursuzlar; hakikatından perdeliler), ne ashab-ı şimaldır?.

فِي سَمُومٍ وَحَمِيمٍ
42-) fiy semumin ve hamiym;
Semum (zehirleyici bir radyasyon) ve hamiym (kaynamış bir su; taassubi bilgi ve şartlanmalara) içinde,

وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ
43-) ve zıllin min yahmum;
Simsiyah dumandan bir gölge (tabiat zulmeti) içinde,

لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ
44-) lâ bâridin ve lâ keriym;
(Ki o gölge) ne serindir (yakiyn yok?) ve ne de keriym (cömert, faydalı).

إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَلِكَ مُتْرَفِينَ
45-) innehüm kânu kable zâlike mütrefiyn;
Muhakkak ki onlar bundan önce mutrefiyn (dünyevi-şehvani imkanların bolluğu ile şımaran, ni’metleri yerli yerinde kullanmayanlar) idiler.

وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنثِ الْعَظِيمِ
46-) ve kânu yusırrune alelhınsil azıym;
O büyük günah (şirk haline dayalı, hakikattan gafil eylem ve iddalar; taassub) üzerinde de ısrar ederlerdi.

وَكَانُوا يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباً وَعِظَاماً أَئِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
47-) ve kânu yekûlune eiza mitna ve künna türaben ve ızâmen einna lemeb’usun;
Ve: “Öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuz vakit mi, gerçekten biz ba’solunacak mıyız?” derlerdi.

أَوَ آبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ
48-) eve abaunel’evvelun;
“Evvelki babalarımız/atalarımız da mı?”.

قُلْ إِنَّ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ
49-) kul innel’evveliyne vel’ahıriyn;
De ki: “Muhakkak ki evvelkiler de sonrakiler de”.

لَمَجْمُوعُونَ إِلَى مِيقَاتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
50-) lemecmûune ilâ miykati yevmin mâlum;
“Ma’lum bir günün mi’katında (buluşma vaktinde) elbette toplanacaklardır”.

ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا الضَّالُّونَ الْمُكَذِّبُونَ
51-) sümme inneküm eyyühed dâaallûnel mükezzibun;
Sonra muhakkak ki siz ey (Diyn’i) yalanlayıcı (sırat-ı müstakıym’den) sapkınlar!.

لَآكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ
52-) leâkilune min şeçerin min zakkûm;
Elbette (siz) zakkum ağaçlarından yiyeceksiniz.

فَمَالِؤُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ
53-) femâliune minhel butûn;
Karınları (nızı) ondan dolduracaksınız.

فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَمِيمِ
54-) feşâribune aleyhi minel hamiym;
Onun üzerine kaynar sudan içeceksiniz.

فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْهِيمِ
55-) feşâribune şürbelhiym;
Hiym (hastalığı dolayısıyla içtikçe suya kanmayan susamış develer)’in içişi gibi içeceksiniz (vehim-hırs).

هَذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدِّينِ
56-) hazâ nüzülühüm yevmed diyn;
Diyn (ceza) günüde onların nüzülü (onlara inen, ziyafet) işte budur.

نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
57-) nahnu haleknaküm felevlâ tusaddikun;
Biz, yarattık sizi (varlığınız yoktur)... Tasdik etmeniz gerekmez mi (bizi) ?.

أَفَرَأَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
58-) eferaeytüm ma tümnûn;
Akıttığınız meniyi gördünüz mü (bir düşünün) ?.

أَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُ أَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ
59-) eentüm tahlükunehu em nahnül hâlikun;
Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratanlar biz miyiz?.

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
60-) nahnü kadderna beynekümül mevte ve ma nahnü Bi mesbukıyn;
Aranızda ölümü biz takdir ettik ve biz (Bi-) önüne geçilenler değiliz.

عَلَى أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَالَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِي مَا لَا تَعْلَمُونَ
61-) alâ en nübeddile emsaleküm ve nünşieküm fiy ma lâ talemun;
Size bedel/yerinize emsallerinizi/benzerlerinizi (beden, nesil) getirelim ve sizi bilemeyeceğiniz şekilde (yeniden) inşa edelim (bilmeniz için aslınıza rücu’nuzu sağlayalım) diye (ölümü takdir ettik).

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْأَةَ الْأُولَى فَلَوْلَا تَذكَّرُونَ
62-) ve lekad alimtümün neş’etel’ulâ felevlâ tezekkerûn;
Andolsun ki ilk neşe’t’i (yaratışı) bildiniz... Peki tezekkür etmeniz (seyr-i sülük yapmanız; idrak dairenizi tamamlamanız) gerekmez mİ?.

أَفَرَأَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ
63-) eferaeytüm ma tahrüsûn;
Ekmekte olduğunuzu gördünüz mü (bir düşünün) ?.

أَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُ أَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ
64-) eentüm tezreunehu em nahnüzzariun;
Onu siz mi bitiriyorsunuz yoksa bitirenler biz miyiz?.

لَوْ نَشَاء لَجَعَلْنَاهُ حُطَاماً فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
65-) lev neşau lecealnahu hutamen fezaltüm tefekkehun;
Eğer dileseydik onu elbette bir hutam (kuru-cansız bitki, faydalanılması sözkonusu olmayan çöp) kılardık da şaşar kalırdınız/pişman olurdunuz (da:).

إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
66-) inna lemuğremun;
“Muhakkak ki biz borçlanmışlarız (ektiğimiz boşa gitti)”.

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
67-) bel nahnu mahrumun;
“Hayır, biz mahrumlarız” (derdiniz).

أَفَرَأَيْتُمُ الْمَاء الَّذِي تَشْرَبُونَ
68-) eferaeytümül maelleziy teşrebun;
İçmekte olduğunuz o su’yu (ilmi; kozmik bilinci) gördünüz mü (bir düşünün) ?.

أَ&
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal