Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



58. MÜCÂDELE SÛRESİ   المجادلة

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ
1-) Kad semi'Allahu kavlelletiy tücadilüke fiy zevciha ve teştekiy ilellah* vAllahu yesme'u tehavureküma* innAllahe Semiy'un Basıyr;
Allah, eşi (kocası) hakkında seninle mücadele eden (tartışan; soru sorup duran) ve (tazarru ve niyaz ile) Allah’a şikayetini arz eden (kadının) sözünü gerçekten işitmiştir... Allah, sizin ikinizin tehavürünü (karşılıklı konuşmanızı, cevaplaşmanızı) işitir... Muhakkak ki Allah, Semi’dir, Basıyr’dir.

الَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنكُم مِّن نِّسَائِهِم مَّا هُنَّ أُمَّهَاتِهِمْ إِنْ أُمَّهَاتُهُمْ إِلَّا اللَّائِي وَلَدْنَهُمْ وَإِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنكَراً مِّنَ الْقَوْلِ وَزُوراً وَإِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ
2-) Elleziyne yuzahirune minküm min nisaihim ma hünne ümmehatihim* in ümmehatuhüm ilellaiy velednehüm* ve innehüm leyekulune münkeren minelkavli ve zura* ve innAllahe le'Afuvvun Ğafur;
Sizden kadınlarından zihar yapanlar (var ya), onlar (o kadınlar) onların (kocalarının) anaları değildirler... Onların anaları ancak onları doğuranlardır... Muhakkak ki onlar münker ve yalan bir söz söylüyorlar... Muhakkak ki Allah Afüvv’dür (sonsuz affedici), Ğafur’dur.

وَالَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِن نِّسَائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مِّن قَبْلِ أَن يَتَمَاسَّا ذَلِكُمْ تُوعَظُونَ بِهِ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
3-) Velleziyne yuzahirune min nisaihim sümme ye'udune lima kalu fetahriyru rekabetin min kabli en yetemassa* zâliküm tu'azune Bih* vAllahu Bima ta'melune Habiyr;
Kadınlarından zihar yapıp (zihar ile boşamak isteyip) sonra da dediklerine dönenler (zihar ile boşamaktan vazgeçip evliliklerine dönenler), temas etmelerinden (kadınları ile ilişkiye girmeden) önce bir köle azad/hür etmelidirler... İşte size (B sırrınca) öğütlenen budur... Allah yaptıklarınızı (B-sırryla) Habiyr’dir.

فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ مِن قَبْلِ أَن يَتَمَاسَّا فَمَن لَّمْ يَسْتَطِعْ فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِيناً ذَلِكَ لِتُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ
4-) Femen lem yecid fesıyamu şehreyni mutetabi'ayni min kabli en yetemassa* femen lem yestetı' feıt'amu sittiyne miskina* zâlike litu'minu Billahi ve RasûliHİ, ve tilke hududullah* ve lilkafiriyne 'azâbün eliym;
Kim (azad edilecek bir köle) bulamazsa, o vakit (karısı ile cinsel) temas kurmalarından önce birbirini izleyen (aralıksız) iki (kameri) ay oruç tutmalıdır... Kim (bu keffaret orucuna) muktedir olamazsa, altmış miskiyni (yoksulu) doyurmalıdır... Bu (hükümler), (B sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne iman edesiniz diyedir... Ve bunlar hududullah’tır (Allah’ın koyduğu sınırlardır)... Kafirler için elim bir azab vardır.

إِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ كُبِتُوا كَمَا كُبِتَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَقَدْ أَنزَلْنَا آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ مُّهِينٌ
5-) İnnelleziyne yuhaddunAllahe ve RasûleHU kübitu kema kübitelleziyne min kablihim ve kad enzelna ayatin beyyinat* ve lilkafiriyne 'azâbün mühiyn;
Muhakkak ki Allah ve O’nun Rasûlü ile muhaddeleşenler (sınırlaşanlar, isyan, muhalefet edenler), kendilerinden öncekilerin hor-hakir-rezil edildikleri gibi hor-hakir-rezil edildiler... Halbuki gerçekten apaçık ayetler inzal ettik... Kafirler için mühiyn (hor-hakir-rezil edici) bir azab vardır.

يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ جَمِيعاً فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا أَحْصَاهُ اللَّهُ وَنَسُوهُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
6-) Yevme yeb'asühümullahu cemiy'an feyunebbiuhüm Bima 'amilu* ahsahullahu ve nesuHU, vAllahu 'alâ külli şey'in Şehiyd;
Gün gelir, Allah onların hepsini (kabirlerinden?) ba’seder de yaptıklarını (B sırrınca) onlara haber verir... Allah, onu (amellerini) ıhsa etmiş (tesbit-zabt-muhafaza etmiş), onlar ise onu (hakikatlarını) unutmuşlardır... Allah herşey üzerine bir Şehiyd’dir.

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مَا يَكُونُ مِن نَّجْوَى ثَلَاثَةٍ إِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ إِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَا أَدْنَى مِن ذَلِكَ وَلَا أَكْثَرَ إِلَّا هُوَ مَعَهُمْ أَيْنَ مَا كَانُوا ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
7-) Elem tera ennAllahe ya'lemu ma fiysSemavati ve ma fiyl'Ardı ma yekûnu min necva selasetin illâ HUve rabi'uhüm ve la hamsetin illâ HUve sadisuhüm ve la edna min zâlike ve la eksere illâ HUve me'ahüm eyne ma kânu* sümme yunebbiuhüm Bima 'amilu yevmelkıyameti, innAllahe Bikülli şey'in Aliym;
Görmedin mi ki Allah, Semavat’ta ne var ve Arz’da ne varsa bilir... Üç (kişi aralarında) fısıldaşmaya görsün, onların dörtleyeni O’dur... Beş (kişi fısıldaşacak) olsalar, onların altılıyanları O’dur... Bundan daha az da olsalar, daha çok da olsalar; nerede olursa olsunlar mutlaka O, onlarla beraberdir (daima vahdet var; hep la ilahe illAllah)... Sonra kıyamet gününde (Allah; onlardan ayrılmayan, daim hakikatları olan) yaptıklarını (B sırrınca) kendilerine haber verir (her idrak O’na aittir)... Muhakkak ki Allah Bi-külli şey’in Aliym’dir.

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ نُهُوا عَنِ النَّجْوَى ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَيَتَنَاجَوْنَ بِالْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِ وَإِذَا جَاؤُوكَ حَيَّوْكَ بِمَا لَمْ يُحَيِّكَ بِهِ اللَّهُ وَيَقُولُونَ فِي أَنفُسِهِمْ لَوْلَا يُعَذِّبُنَا اللَّهُ بِمَا نَقُولُ حَسْبُهُمْ جَهَنَّمُ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ الْمَصِيرُ
8-) Elem tera ilelleziyne nuhu 'aninnecva sümme ye'udune lima nuhu 'anhu ve yetenacevne Bil'ismi vel'udvani ve ma'sıyetirRasûl* ve iza cauke hayyevke Bima lem yuhayyike Bihillahu, ve yekulune fiy enfusihim levla yu'azzibunAllahu Bima nekulu, hasbuhüm cehennem* yaslevneha* febi'sel masıyr;
Görmedin mi şol kimseleri ki, fısıldaşmaktan (şirk-nifak halinden) nehyolundular (da) sonra kendisinden nehyolundukları şeye döndüler; (Bi-) ism (günah, şirk, yalan), udvan (düşmanlık; öfke, buğz) ve Rasûl’e ısyan etme (muhalefet, kibir, şeytaniyet) ile ilgili fısıldaşıyorlar... (Yahudiler) sana geldiklerinde, Allah’ın seni (B sırrınca) selamlamadığı şeyle (B sırrınca) selamlıyorlar (seni Allah’ın selamlaması ile selamlamıyorlar) ve kendi nefslerinde (içlerinde) ise: “Dediğimiz dolayısıyla (B gerçeğince) Allah bize azab etmeli değil miydi?” derler... Cehennem yeter onlara?... Ona (cehennem’in narı’na) maruz kalacaklar... Ne kötü dönüş yeridir o!.

Not: Yahudiler, fonetic yakınlık dolayısıyla, ağız-dil çabukluğu da yaparak “esSelam’u aleyke” yerine “esSamu aleyke” derlerdi ki “sana ölüm olsun” demektir... Münafıkların bu tür selamlarına Hz.Rasûlullah sadece “Aleyküm” der, o bedduayı üzerine almadığını ifade için “VE aleyküm” demezdi... Hatta Hz.Rasûlullah’a bu tür selam veren bedbahtlara, bunu farkeden Aişe-i Sıddık’a anamız “aleykümüsSam ve laanekümüllah ve ğadibe aleyküm” yani “ölüm size olsun, Allah size la’net ve gadab etsin” deyince Hz.Rasûlullah: “Ya Aişe!... Allah gereğinden fazla söyleyeni sevmez” buyurarak aşırıdan men’etti...

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا تَنَاجَيْتُمْ فَلَا تَتَنَاجَوْا بِالْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِ وَتَنَاجَوْا بِالْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
9-) Ya eyyuhelleziyne amenu iza tenaceytum fela tetenacev Bil'ismi vel'udvani ve ma'sıyetirRasûli ve tenacev BilBirri vetTakva* vettekullahelleziy ileyHİ tuhşerun;
Ey iman edenler!... Birbirinizle fısıldaştığınızda (Bi-) ism (günah, sünnetullah’a uymayan hal), udvan (düşmanlık) ve Rasûl’e ısyan etme ile ilgili fısıldaşmayın... (Bi-) Birr (arınmayı, yakınlığı sağlayıcı fiiller) ve Takva’yı (korunmayı sağlayıcı fiiller) fısıldaşın... Kendisine haşrolunacağınız (hiçbir terkib, logo, benlik, kişilikle mukayyed olmayan) Allah’dan ittika edin!.

إِنَّمَا النَّجْوَى مِنَ الشَّيْطَانِ لِيَحْزُنَ الَّذِينَ آمَنُوا وَلَيْسَ بِضَارِّهِمْ شَيْئاً إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
10-) İnnemennecva mineşşeytani liyahzunelleziyne amenu ve leyse Bidarrihim şey'en illâ Biiznillah* ve 'alellahi felyetevekkelilmu’minun;
Fısıldaşma (kişisel-günah fiskoslar) ancak şeytan (vehim)’dandır... İman edenleri mahzun etmek için... Bi-iznillah (Allah’ın izni) müstesna, (şeytan) onlara hiç (Bi-) zarar veremez... Mü’minler Allah’a tevekkül etsinler.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قِيلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِي الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا يَفْسَحِ اللَّهُ لَكُمْ وَإِذَا قِيلَ انشُزُوا فَانشُزُوا يَرْفَعِ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
11-) Ya eyyuhelleziyne amenu iza kıyle lekum tefessehu fiyl mecalisi fefsehu yefsehıllahu leküm* ve iza kıylenşuzu fenşuzu yerfe'ıllahulleziyne amenu minküm, velleziyne utül'ılme derecat* vAllahu Bima ta'melune Habiyr;
Ey iman edenler!... (İlim sohbeti, hayır için toplanılan) meclislerde size: “Tefessuh edin= Yer açın, yer genişletin/genişleyin, geniş olun (yatay?)” denildiğinde, yer açın/genişletin ki Allah da size genişlik versin... “Kalkın, yükselin (dikey?)” denildiğinde de, kalkın/yükselin ki, Allah, sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri dereceler itibarıyla ref’etsin (yükseltsin)... Allah yaptıklarınızı (B-sırrınca) Habiyr’dir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ فَقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوَاكُمْ صَدَقَةً ذَلِكَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَأَطْهَرُ فَإِن لَّمْ تَجِدُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
12-) Ya eyyuhelleziyne amenu iza naceytümurRasûle fekaddimu beyne yedey necvaküm sadekaten, zâlike hayrun leküm ve ather* fein lem tecidu feinnAllahe Ğafurun Rahıym;
Ey iman edenler!... Rasûl (Rasûlullah) ile gizli-özel (başbaşa) konuştuğunuzda necva’nızdan (gizlice konuşmanızdan) önce (arınma veya şükür için) bir sadaka takdim edin (bu görüşmeden önce bir sadaka verin; infak edilenin yeri daha hayırlısı ile dolar)... Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir... Eğer bulamazsanız, muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

أَأَشْفَقْتُمْ أَن تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوَاكُمْ صَدَقَاتٍ فَإِذْ لَمْ تَفْعَلُوا وَتَابَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
13-) Eeşfaktüm en tukaddimu beyne yedey necvaküm sadekat* feiz lem tef'alu ve tabAllahu 'aleyküm feekıymusSalate ve atuzZekate ve etıy’ullahe ve RasûleHU, vAllahu Habiyrun Bima ta'melun;
(Rasûlullah ile) necva’nızdan önce sadakalar takdim etmekten korkup ürperdiniz mi?.. Zira (cimrilikten) yapmadınız - (ama) Allah sizin tevbenizi kabul etti (sizi rücu’ ettirdi?) - ise (artık) namazı ikame edin, zekatı verin ve Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat edin... Allah yaptıklarınızı (B-sırrınca) Habiyr’dir.

Not: Hz.Rasûlullah s.a.v. ile özel bir diyaloğa ve bir paylaşıma girmeden önce gereken sadakanın takdimini sahabeden yalnız Hz.Ali r.a. yapmıştır?... Sıddıkıyyet yakınlığı dolayısıyla Hz.Ebu Bekr r.a. için gerekmemiştir... 12.ayette getirilen bu hüküm, 13.ayet ile nesholunmamış; Rahmet-i İlahi, Ğafur ve Rahıym’den tecelli ile başka bir çözüm getirmiştir...

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ تَوَلَّوْا قَوْماً غَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِم مَّا هُم مِّنكُمْ وَلَا مِنْهُمْ وَيَحْلِفُونَ عَلَى الْكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
14-) Elem tera ilelleziyne tevellev kavmen ğadıbAllahu 'aleyhim ma hüm minküm ve la minhüm ve yahlifune 'alelkezibi ve hüm ya'lemun;
Allah’ın kendilerine gadap ettiği bir kavmi veli/dost edinen şol kimseleri görmedin mi?... Onlar ne sizdendirler ve ne de onlardandırlar... Biliyor oldukları halde yalan üzerine yemin ederler.

أَعَدَّ اللَّهُ لَهُمْ عَذَاباً شَدِيداً إِنَّهُمْ سَاء مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
15-) E'addAllahu lehüm 'azâben şediyda* innehüm sae ma kânu ya'melun;
Allah, onlar için şediyd (Rahıym’in zıddı; şiddetli) bir azab hazırlamıştır... Yapmakta oldukları gerçekten ne kötüdür!.

اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَن سَبِيلِ اللَّهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ
16-) İttehazu eymanehüm cünneten fesaddu 'an sebiylillâhi felehüm 'azâbun mühiyn;
Yeminlerini bir kalkan edindiler de Allah yolundan alakoydular... Onlar için muhiyn (hor-hakir edici) bir azab vardır.

لَن تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُم مِّنَ اللَّهِ شَيْئاً أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
17-) Len tuğniye 'anhüm emvaluhüm ve la evladuhüm minAllahi şey'a* ülaike ashabunnar* hüm fiyha halidun;
Onların ne malları ne de evladları onlara Allah’dan olacak bir şeye karşı herhangi bir fayda sağlamayacaktır... Onlar Nar ashabıdır... Onlar onun içinde ebedi kalıcılardır.

يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ جَمِيعاً فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ عَلَى شَيْءٍ أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ
18-) Yevme yeb'asühümullahu cemiy'an feyahlifune lehu kema yahlifune leküm ve yahsebune ennehüm 'alâ şey'* ela innehüm hümülkazibun;
Gün gelir, Allah onların hepsini (kabirlerinden?) ba’seder de (dünyada?) size yemin ettikleri gibi O’na da yemin ederler ve (doğru, geçerli) bir şey üzere olduklarını sanırlar... Dikkat edin, onlar yalancıların ta kendileridir.

اسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَأَنسَاهُمْ ذِكْرَ اللَّهِ أُوْلَئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِ أَلَا إِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ
19-) İstahveze 'aleyhimüşşeytanu feensahüm zikrAllah* ülaike hızbuşşeytan* ela inne hızbeşşeytani hümülhasirun;
Şeytan (vehim) onlar üzerine istila edip galip geldi de onlara Allah’ın zikri’ni unutturdu... İşte onlar HizbüşŞeytan (şeytan’ın partisi/taraftarı)’dır... Dikkat edin, muhakkak ki HizbüşŞeytan (vehim ahalisi; izafiyet, fitne halkı) hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

إِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ فِي الأَذَلِّين
20-) İnnelleziyne yuhaddunAllahe ve RasûleHU ülaike fiyl'ezelliyn;
Muhakkak ki Allah ve O’nun Rasûlü ile muhaddeleşenler (sınırlaşanlar, isyan, muhalefet edenler), işte onlar en zeliller (münafıklar) içindedirler.
كَتَبَ اللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا وَرُسُلِي إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ
21-) KetabAllahu leağlibenne ENE ve RusulİY* innAllahe Kaviyyun Aziyz;
Allah: “Ben ve Rasûllerim mutlaka galip geleceğim” diye yazmıştır... Muhakkak ki Allah Kaviyy’dir, Aziyz’dir.

لَا تَجِدُ قَوْماً يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءهُمْ أَوْ أَبْنَاءهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ أُوْلَئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ الْإِيمَانَ وَأَيَّدَهُم بِرُوحٍ مِّنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ أُوْلَئِكَ حِزْبُ اللَّهِ أَلَا إِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
22-) La tecidu kavmen yu'minune Billahi velyevmil'ahıri yüvaddune men haddAllahe ve RasûleHU ve lev kânu abaehüm ev ebnaehüm ev ıhvanehüm ev 'aşiyretehüm* ülaike ketebe fiy kulubihimül'iymane ve eyyedehüm Biruhın minHU, ve yudhıluhüm cennatin tecriy min tahtihel'enharu halidiyne fiyha* radıyAllahu 'anhüm ve radu 'anHU, ülaike hızbullah* ela inne hızballahi hümülmüflihun;
(B sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne iman eden bir kavmi, Allah ve O’nun Rasûlü ile muhaddeleşenler (hadleşenler, isyan, muhalefet edenler) le sevişiyorlar bulamazsın (yaratılış amaçlarının benzemeyişi ve ruhani farklılık dolayısıyla tabii olarak birbirlerini çekmezler)... Velev ki bunlar, onların babaları, yahut oğulları, yahut kardeşleri veya aşiretleri olsalar bile... İşte bunlar (Allah’ın) kalblerinin içine imanı yazdığı ve kendinden (kudsi) bir ruh ile onları (B sırrınca) te’yid ettikleridir... Ve onları, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere, altlarından nehirler akan cennetlere dahil eder... Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’dan razı olmuş halde... İşte bunlar Hizbullah’dır (Allah’ın Hizbi)... Dikkat edin, muhakkak ki Hizbullah (vahdet ehli) iflah edenlerin (kurtuluşa erenlerin) ta kendileridir.

59.  HAŞR SURESİ   الحشر

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
1-) Sebbeha Lillahi ma fiysSemavati ve ma fiyl'Ard* ve HUvel'AziyzülHakiym;
Semavat’ta ne var ve Arz’da ne varsa (kendi Esmasıyla onları açığa çıkaran, varlıklarında gayrı olmayan) Allah’ı tesbih etmiştir... O Aziyz’dir, Hakiym’dir.

هُوَ الَّذِي أَخْرَجَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ مِن دِيَارِهِمْ لِأَوَّلِ الْحَشْرِ مَا ظَنَنتُمْ أَن يَخْرُجُوا وَظَنُّوا أَنَّهُم مَّانِعَتُهُمْ حُصُونُهُم مِّنَ اللَّهِ فَأَتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُوا وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُم بِأَيْدِيهِمْ وَأَيْدِي الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَارِ
2-) Huvelleziy ahrecelleziyne keferu min ehlilKitabi min diyarihim lievvelil haşr* ma zanentum en yahrucu ve zannu ennehüm ma ni'atühüm husunuhüm minâllahi feetahümullahu min haysü lem yahtesibu ve kazefe fiy kulubihimurru'be yuhribune buyutehüm Bieydiyhim ve eydilmu’miniyne fa'tebiru ya ulil'ebsar;
O odur ki, Ehl-i Kitab’tan kafir olanları, Haşr’ın evveli için (ilk haşır’da) yurdlarından çıkardı... Siz onların (yurdlarından) çıkacaklarını zannetmemiştiniz... Onlar da kalelerinin (kendilerini) Allah’dan (gelene) mani olacağını zannetmişlerdi... Allah onlara hiç sanmadıkları yerden geldi ve kalblerinin içine korku attı... Kendi (Bi-) elleriyle ve mü’minlerin elleriyle evlerini tahrib ediyorlardı... Ey basiret (akıl) sahipleri ibret alın!.

Not: Bu ayet ve takibeden bir kaç ayet Medine-i Münevvere’den haşredilen (toplu olarak sürülen) Ben-i Nadiyr yahudilerinin bu vak’ası ile ilgili nazıl olmuştur... Ancak, madem ki ayette bile: “Ey basiret (akıl) sahipleri ibret alın!.” denildiğine göre ibrete şayan yönleri daima sözkonusudur...

وَلَوْلَا أَن كَتَبَ اللَّهُ عَلَيْهِمُ الْجَلَاء لَعَذَّبَهُمْ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابُ النَّارِ
3-) Ve levla en ketebAllahu 'aleyhimulcelae le'azzebehüm fiyddünya* ve lehüm fiyl'ahıreti 'azâbunnar;
Eğer Allah onlar üzerine Cela (toplu olarak sürülme-çıkarılma)’yı yazmasaydı, onları elbette dünyada azablandırırdı... Ahiret’te ise onlar için Nar’ın azabı vardır.

ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُّوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَمَن يُشَاقِّ اللَّهَ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
4-) Zâlike Biennehüm şakkullahe ve RasûleHU, ve men yuşakkıllahe feinnAllahe şediydül'ıkab;
Bunun sebebi (B sırrınca) şudur: Onlar Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne muhalefet ettiler/kendilerini Allah’dan ve O’nun Rasûlü’nden ayırıp kopardılar... Kim Allah’a muhalefet ederse/kendini Allah’dan ayırıp gayrına oturursa, muhakkak ki Allah Şediyd’ül Ikab’dır (azab-sıkıntı vermesi çok şiddetlidir) ?!.

مَا قَطَعْتُم مِّن لِّينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَى أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيُخْزِيَ الْفَاسِقِينَ
5-) Ma kata'tüm min liynetin ev terektumuha kaimeten 'alâ usuliha feBi iznillahi ve liyuhziyel fasikıyn;
Bir hurma ağacını kestiniz yahut onu asılları üzere kaim bıraktınız ise, (bu) Allah’ın izniyle (Bi-iznillah) dir ve fasıkları rezil-rüsvay etmesi içindir.

وَمَا أَفَاء اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلَا رِكَابٍ وَلَكِنَّ اللَّهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلَى مَن يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
6-) Ve ma efaalahu 'alâ RasûliHİ minhüm fema evceftum 'aleyhi min haylin ve la rikâbin ve lakinnAllahe yusellitu RusuleHU 'alâ men yeşa'* vAllahu 'alâ külli şey'in Kadiyr;
Allah’ın onlardan Rasûlü’ne verdiği (fethettiği) fey’ (ganimet) e gelince, siz onun üzerine ne bir at koşturdunuz ve ne de bir deve bindiniz... Fakat Allah Rasûllerini dilediği kimsenin üzerine musallat eder... Allah herşey üzerine Kadiyr’dir.


مَّا أَفَاء اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاء مِنكُمْ وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
7-) Ma efaallahu 'alâ RasûliHİ min ehlilkura feLillahi ve lirRasûli ve lizilkurba velyetama velmesakiyni vebnissebiyli, key la yekûne duleten beynel'ağniyai minküm* ve ma atakümurRasûlu fehuzuhu ve ma nehaküm 'anhu fentehu* vettekullah* innAllahe şediydül'ıkab;
Allah’ın, ehl-i kura (fethedilen şehirlerin halkın) dan, Rasûlü’ne verdiği fey’ (ganimet), (faili hakiki, hakikatınız) Allah’a (beşeri nisbetler ve maksatlar karışmaksızın), Rasûl’e, (Rasûl’ün) yakınlarına, yetimlere, miskinlere (yoksullara) ve yolun oğluna (yolcuya) aittir... (Bu böyle takdir edilmiştir) ki, (mal, tedavülde olan nesne) sizden (sadece) zenginler arasında elden ele dolaşan bir şey olmasın... Rasûl (Allah’ın fethettiği ganimetten) size ne verdi ise, onu alın (kabul edin);sizi neden nehyetti ise, ona son verin... Allah’dan ittika edin... Muhakkak ki Allah şediyd’ül ıkab’dır.

لِلْفُقَرَاء الْمُهَاجِرِينَ الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِن دِيارِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَاناً وَيَنصُرُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ
8-) Lilfukarailmuhaciriynelleziyne uhricu min diyarihim ve emvalihim yebteğune fadlen minAllahi ve rıdvanen ve yensurunAllahe ve RasûleHU, ülaike hümussadikun;
(O fey’) yurtlarından ve mallarından çıkarılmış, Allah’dan bir fazl ve rıdvan isteyen, Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne yardım eden muhacir fukara içindir... İşte onlar sadıkların ta kendileridir.

وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
9-) Velleziyne tebevveüddare vel'iymane min kablihim yuhıbbune men hacere ileyhim ve la yecidune fiy sudurihim haceten mimma utu ve yü'sirune 'alâ enfüsihim velev kâne Bihim hasasatun, ve men yuka şuhha nefsihi feülaike hümülmüflihun;
Onlardan (muhacirler’den) önce o yurda (Medine-i Münevvere’ye; hicret yurduna?) ve iman’a yerleşmiş olan kimseler (Ensar), kendilerine hicret edenleri severler... Onlara (muhacirlere) verilenlerden kendi sadırlarında (kalblerinde) bir hacet bulmazlar (içlerinde bir ihtiyaç hissetmezler)... Kendileri (B sırrınca) ihtiyaç içinde olsalar da (zaruret halinde bile) onları kendi nefslerine tercih ederler (i’sar)... Kim nefsinin cimriliğinden/ihtirasından korunursa, işte onlar iflah edenlerin (kurtuluşa erenlerin) ta kendileridir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal