Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



61. SAFF SÛRESİ  الصف

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
8-) Yüriydune liyutfiu nurallahi Biefvahihim vAllahu mütimmu nuriHİ velev kerihel kafirun;
Allah Nuru’nu (Bi-) ağızlarıyla söndürmek diliyorlar... Halbuki Allah, nurunun tamamlayıcısıdır... Velev ki kafirler (gerçeği reddeden kilitlenmişler) hoşlanmasa bile.

هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ
9-) Huvelleziy ersele RasûleHU Bilhüda ve diynilHakkı liyuzhirehu 'aleddiyni küllihi velev kerihel müşrikûn;
O (Allah) odur ki, bütün dinlere (kendine cahil olmaktan kaynaklanan diyn edinmelere) üstün kılmak için Rasûlü’nü Bil-Huda (hidayet potansiyeli, hakikat klavuzu olarak) ve Hak Diyn (tam tevhid, ilahi ma’rifet, sistem bilinci, hak yöntem) ile irsal etti... Velev ki müşrikler (fena’ya yanaşmayan, gayrılığa oturanlar) hoşlanmasa da.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنجِيكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ
10-) Ya eyyuhelleziyne amenu hel edüllüküm 'alâ ticaretin tunciyküm min 'azâbin eliym;
Ey iman edenler!... Size, sizi elim bir azabtan kurtaracak bir ticarete delalet edeyim (göstereyim) mi?.

تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
11-) Tu'minune Billahi ve RasûliHİ ve tucahidune fiy sebiylillâhi Biemvaliküm ve enfüsiküm zâliküm hayrun leküm in küntüm ta'lemun;
(B sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne iman edersiniz, Allah yolunda mallarınızla ve nefsleriniz (canlarınız) ile (B sırrınca) mücahade edersiniz... İşte bu sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz!.

يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
12-) Yağfir leküm zünubeküm ve yüdhılküm cennatin tecriy min tahtihel'enharu ve mesakine tayyibeten fiy cennati 'adn* zâlikelfevzul'azıym;
(Bunları yaparsanız, Allah) zenblerinizi (benliklerinizi, günahlarınızı) mağfiret eder ve sizi altından nehirler akan cennetlere ve Adn Cennetlerindeki temiz meskenlere dahil eder... İşte bu azim bir kurtuluştur.

وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِّنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
13-) Ve uhra tuhıbbuneha* nasrun minAllahi ve fethun kariyb* ve beşşiril mu’miniyn;
Ve seveceğiniz bir başka (ticaret) daha var: Allah’dan bir nusret ve feth-i kariyb... Mü’minleri müjdele!.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا كُونوا أَنصَارَ اللَّهِ كَمَا قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيِّينَ مَنْ أَنصَارِي إِلَى اللَّهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنصَارُ اللَّهِ فَآَمَنَت طَّائِفَةٌ مِّن بَنِي إِسْرَائِيلَ وَكَفَرَت طَّائِفَةٌ فَأَيَّدْنَا الَّذِينَ آَمَنُوا عَلَى عَدُوِّهِمْ فَأَصْبَحُوا ظَاهِرِينَ
14-) Ya eyyuhelleziyne amenu kûnu ensarAllahi kema kale 'Iysebnu Meryeme lilHavariyyiyne men ensariy ilellah* kalelHavariyyune nahnu ensarullahi, feamenet taifetun min beniy israiyle ve keferet taifetun, feeyyednelleziyne amenu 'alâ 'aduvvihim feasbehu zahiriyn;
Ey iman edenler, Allah’ın Ensarı (yardımcıları) olun (uluhiyyet kudsiyetine, beşeriyet kanatlarıyla uçulmaz; ilahi sıfatların izharını kabule hazırlanın) !... MeryemOğlu İsa’nın, Havariyyuna (Havarilere): “Allah’a (giden yolda; seyr-i sülük’te) kim benim Ensarımdır?” dediği gibi... Havariyyun dedi ki: “Biz Allah’ın Ensarı’yız”... İsrailOğullarından bir taife iman etti (arındı) ve bir taife de küfretti (gerçeği reddetti; nankörlük etti; hakikatlerinden kilitlendi)... Bunun üzerine o iman edenleri, düşmanları aleyhine te’yid ettik (destekledik, güçlendirdik) de zahiriyn (üstün-galip gelenler) oldular.

62. CUM'A SÛRESİ    الجمعة

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
1-) Yusebbihu Lillahi ma fiysSemavati ve ma fiyl'Ardıl MelikilKuddûsil'AziyzilHakiym;
Semavat’ta ne var ve Arz’da ne var (hepsi), Melik, Kuddus, Aziyz ve Hakiym olan (dilediği manaları açığa çıkarsın diye onları belli bir işlevle izhar eden, varlıkda gayrı olmayan) Allah’ı tesbih ediyor.

هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِن كَانُوا مِن قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
2-) Huvelleziy be'ase fiyl'ummiyyiyne Rasûlen minhüm yetlu 'aleyhim ayatiHİ ve yüzekkiyhim ve yu'allimuhümülKitabe velHikmete, ve in kânu min kablu lefiy dalalin mübiyn;
O (öyle Allah’dır) ki, ümmiyler içinde kendilerinden (ümmiylerden olan), onlara O’nun ayetlerini tilavet eden, onları tezkiye eden ve onlara Kitab’ı ve Hikmeti öğreten bir Rasûl ba’setti... Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapkınlık içinde idiler.


وَآخَرِينَ مِنْهُمْ لَمَّا يَلْحَقُوا بِهِمْ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
3-) Ve ahariyne minhüm lemma yelhaku Bihim* ve HUvel'AziyzülHakiym;

Ve henüz kendilerine (B gerçeğince) ilhak olmamış (katılmamış) oldukları halde onlardan (ümmiylerden olan?) başkalarına da (O Rasûlü ba’setti)... O Aziyz’dir, Hakiym’dir.
 ذَلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
4-) Zâlike fadlullahi yü'tiyhi men yeşa'* vAllahu Zülfadlil'azıym;
İşte bu Allah’ın fazlıdır, onu dilediğine verir... Allah ZülFadlil Azıym (büyük lutuf sahibi) dir.

مَثَلُ الَّذِينَ حُمِّلُوا التَّوْرَاةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَاراً بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
5-) Meselulleziyne hummilutTevrate sümme lem yahmiluha kemeselilhımari yahmilu esfara* bi'se meselülkavmilleziyne kezzebu Biayatillah* vAllahu la yehdilkavmezzalimiyn;
Kendilerine Tevrat yükletilip sonra onu yüklenip taşımayanların misali, büyük kitablar taşıyan eşeğin misali gibidir... Allah’ın ayetlerini (B gerçeği ile) yalanlayan kavmin misali ne kötüdür!... Allah zalimler kavmine hidayet etmez.

قُلْ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ هَادُوا إِن زَعَمْتُمْ أَنَّكُمْ أَوْلِيَاء لِلَّهِ مِن دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
6-) Kul ya eyyuhelleziyne hadu in ze'amtum enneküm evliyau Lillahi min duninNasi fetemennevulmevte in küntüm sadikıyn;
De ki: “Ey yahudi olanlar!... İnsanların gayrından (yalnızca) sizin Allah’ın veliyleri (himaye ettiği dostları) olduğunuzu zannediyorsanız ve eğer doğru söyleyenler iseniz, hadi ölümü temenni edin!”.

وَلَا يَتَمَنَّوْنَهُ أَبَداً بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ
7-) Ve la yetemennevnehu ebeden Bima kaddemet eydiyhim* vAllahu 'Aliymun Bizzalimiyn;
Ellerinin takdim ettikleri dolayısıyla onu (ölümü, B gerçeğince) ebediyyen temenni etmezler... Allah zalimleri (B sırrınca) Aliym’dir.

قُلْ إِنَّ الْمَوْتَ الَّذِي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَإِنَّهُ مُلَاقِيكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
8-) Kul innelmevtelleziy tefirrune minhu feinnehu mulakıyküm sümme tureddune ila 'Alimilğaybi veşşehadeti feyunebbiuküm Bima küntüm ta'melun;
De ki: “Muhakkak ki kendisinden firar ettiğiniz ölüm, mutlaka o size mulakı olacaktır (karşılaşacaksınız)... Sonra gayb ve şahadet’in Alimi’ne reddolunursunuz (döndürülürsünüz) da (O) size yapmakta olduklarınızı (B sırrınca) haber verir”.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِي لِلصَّلَاةِ مِن يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
9-) Ya eyyuhelleziyne amenu iza nudiye lisSalati min yevmilcumu'ati fes'av ila zikrillahi ve zerulbey'a, zâliküm hayrun leküm in küntüm ta'lemun;
Ey iman edenler!... Cumua’nın günü’nden (olan) o salat (Cum’a günkü namaz; cem’ günündeki müşahade) için (ezan ile?) nida olunduğunuzda, Allah’ın (ism-i cami’nin) zikrine (İmam’ın hutbesi’ne ve cum’a salatı’na; fena’ya, vahdet’e) koşun ve alış-veriş’i bırakın... İşte bu sizin için daha hayırlıdır; eğer (işin gerçeğini) bilirseniz.

Not: Cüm’a günü ve Cum’a salatı hakkında bazı hadis-i şerifler:

Allah, türbe’yi (toprağı, yeri, mezar’ı) Cumartesi günü, onda dağları Pazar günü, şecereyi (ağaç cinsini) Pazartesi, sevilmeyen şeyleri Salı günü, Nuru Çarşamba günü halketmiştir... Ve orada hayvanları Perşembe günü yaymış (yaratmış), Adem’i Cuma günü ikindiden sonra, yaratılanların en ahiri olarak, ikindi ile gece arasında, Cuma saatlerinden son saatte halketmiştir... (müslim)

Üzerine Güneş’in doğduğu en hayırlı gün Cum’a Günü’dür... Onda (o günün içinde) Adem yaratıldı, onda cennete dahil edildi, onda oradan çıkarıldı... O Saat ta ancak Cum’a Gününde kıyam eder (kıyamet o gün kopacak).

Cum’a Günü, günlerin seyyidi ve Allah indinde en azametlisidir... Allah indinde yevm’ül fıtr (Ramazan Bayramı) ve yevm’ül udhıyye’den (Hac kurban bayramı) daha aziymdir... Onda beş haslet vardır: Allah Ademi onda yaratmıştır, onu Arz’a onda indirmiştir ve onda Ademi vefat ettirmiştir... Onda bir saat vardır ki kul onda bir şey isterse- haram bir şey istememişse- mutlaka Allah onu verir... Onda O Saat kıyam eder (Hz.Mehdi zuhur eder ve kıyamet kopar).

Muhakkak ki Cum’a Günü, Arafa Günü gibidir... Onda rahmet kapıları açılır... Onda bir saat vardır ki kul Allah’dan bir şey isterse mutlaka (Allah) onu verir... Soruldu: “Hangi saat?”... “Salat-ı Ğadat (sabah vaktindeki namaz) için müezzin ezanı nida ettiğinde” buyurdu... Bir başka rivayette: “Cum’a Namazının ikamesinden o saat içinde dönülür” buyurulmuştur...

Muhakkak ki Cum’a Günü, Arafa Günü gibidir... Onda bir saat vardır ki onda rahmet kapıları açılır... Denildi: “Hangi saat?”... “(Cum’a Günündeki) Salat’a nida olunduğunda” buyurdu... (Bazı sahabe rivayetlerinde ise o saat, Cum’a günü ikindiden sonra, gündüzün son saatinde olduğu haber verilir...)

Biz ahirleriz, kıyamet gününde ise ilkleriz...Biz cennete ilk girecekleriz... Şu kadar var ki onlar bizden önce kitab verilmişler ve biz onlardan sonra kitab verilmişiz...Onlar (Hak Diyn’de, vahdet’te) ihtilaf ettiler; Allah bizi hakkında ihtilaf ettikleri Hakikata hidayet etti... İşte bu onların hakkında ihtilaf ettikleri günleridir... Allah bizi ona (o güne) -yani Cum’a Günü’ne- hidayet etti... Bugün (Cum’a Günü) bizim (Muhammedilerin) dir, yarın (Cumartesi; Sebt Günü) yahudilerindir, yarından sonrası (Pazar; yevm’ül Ehad) nasara (hristiyan)’nındır.

Herbiriniz Cum’a’ya (Cum’a salatı’na) geleceği vakit gusül etsin.

Cum’a Günü gusletmek her bulüğa erene vacibtir.

Zaruretsiz üç kere Cum’ayı kim terkederse, Allah onun kalbini mühürler.

Kim üç Cum’ayı özürsüz terkederse, o bir münafıktır.

Bana Cibriyl geldi, elinde bembeyaz ayna, onun içinde sim siyah bir nokta (gibi bir şey) vardı... Dedim: “Ya Cibriyl bu nedir?”... “Bu, Cum’adır” dedi... “Nedir Cum’a?” dedim... “Onda sizin için hayır var” dedi... “Onda bizim için ne var?” dedim... “Senin için ve senden sonra kavmin için bir bayramdır... Ve (bundan dolayı) yahudi ve nasara sana tabi olur” dedi.

Nitekim Cum’a Günü’ne “Cum’a” adını Hz.Rasûlullah vermiş ve Araplar arasında da böylece şöhret bulmuştur... Daha önce Cuma gününün adı “Yevm-i Arube” idi... “Arube” planetler ile günler arasındaki ilişkiye göre günleri isimlendiren Sabiiler ve Süryanilerden geçmiş bir isimdir... Mesela Salı gününe (yevmüsSülasa’ya), Mars’a nisbet ederek “Cebbar” derlerdi... “Arube” de tam bilinmemekle birlikte “Rahmet” manasında olduğu söylenir...

فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِن فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيراً لَّعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
10-) Feiza kudıyetisSalatu fenteşiru fiyl'Ardı vebteğu min fadlillahi vezkurullahe kesiyren le'allekum tüflihun;
O salat (İmam ile?) tamamlandığında (Cum’a günü, gölgenin sıfırlandığı vakitte ifa edilen o namaz’dan sonra) Arz’da intişar edin (dağılın, yayılın), Allah’ın fazlından talep edin ve Allah’ı çok zikredin ki iflah edesiniz.

وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْواً انفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِماً قُلْ مَا عِندَ اللَّهِ خَيْرٌ مِّنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِ وَاللَّهُ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
11-) Ve iza raev ticareten ev lehveninfaddu ileyha ve terekûke kaima* kul ma 'ındAllahi hayrun minellehvi ve minetticareti, vAllahu hayrurrazikıyn;
(İşin aslında bu güzellikler var iken) bir ticaret yahut bir eğlence gördüklerinde, dağılıp ona gittiler de seni (Cum’a salatı’nın imamı Hz.Rasûlullah’ı) kaim halde (dimdik ayakta olduğun halde) terkettiler (bıraktılar)... De ki: “Allah indindeki, eğlenceden de ticaretten de daha hayırlıdır... Allah rızıklandıranların en hayırlısıdır”.

63. MÜNÂFİKÛN SÛRESİ  المنافقون

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

إِذَا جَاءكَ الْمُنَافِقُونَ قَالُوا نَشْهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ اللَّهِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّكَ لَرَسُولُهُ وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ
1-) İza caekelmunafikune kalu neşhedu inneke leRasûlullah* vAllahu ya'lemu inneke leRasûluHU, vAllahu yeşhedu innelmunafikıyne lekâzibun;
Münafıklar sana geldiklerinde dediler ki: “Senin muhakkak Rasûlullah olduğuna şehadet ederiz”... Allah zaten biliyor ki muhakkak ki sen O’nun Rasûlü’sün!.. Ve Allah şahiddir ki muhakkak ki münafıklar yalancılardır.

اتَّخَذُوا أَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَن سَبِيلِ اللَّهِ إِنَّهُمْ سَاء مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
2-) İttehazu eymanehüm cunneten fesaddu 'an sebiylillah* innehüm sae ma kânu ya'melun;
Yeminlerini bir kalkan edindiler de Allah yolundan alakoydular... Yapmakta oldukları gerçekten ne kötüdür!.

ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ
3-) Zâlike Biennehüm amenu sümme keferu fetubi'a 'alâ kulubihim fehüm la yefkahun;
Bunun sebebi (B sırrınca) şudur: İman ettiler, sonra küfr ettiler (iman ettikleri gerçeği reddettiler)... Bu yüzden kalblerinin üzerine tab’edildi (mühür basıldı)... Artık onlar (Risalet işlevini) iyi anlamazlar.

وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ وَإِن يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُّسَنَّدَةٌ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ
4-) Ve iza raeytehüm tu'cibuke ecsamuhüm ve in yekulu tesma' likavlihim keennehüm huşubun musennedetun, yahsabune külle sayhatin 'aleyhim* hümul'aduvvu fahzerhüm* katelehümullah* enna yu'fekûn;
Onları gördüğünde cisimleri (cesedleri, gövdeleri) hoşuna gider... Söylerlerse, onların sözünü dinlersin... Onlar (birbirine) dayandırılmış (Cansız, idraksız) keresteler gibidirler... Her sayha’yı (çığlığı, bağırtıyı) kendi aleyhlerine sanırlar (korkaktırlar)... (Bundan dolayı) onlar düşmandır, onlardan sakın... Allah onları öldürsün... Nasıl da (hakikatlarından) döndürülüyorlar!.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا يَسْتَغْفِرْ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ لَوَّوْا رُؤُوسَهُمْ وَرَأَيْتَهُمْ يَصُدُّونَ وَهُم مُّسْتَكْبِرُونَ
5-) Ve iza kıyle lehüm te'alev yestağfir leküm Rasûlullahi levvev ruusehüm ve raeytehüm yesuddune ve hüm mustekbirun;
Onlara: “Gelin, Rasûlullah sizin için mağfiret dilesin” denildiği vakit, başlarını çevirdiler ve sen onların müstekbirler (kibre sapanlar; tevbe ve istiğfardan büyüklenenler) oldukları halde yüz çevirdiklerini görürsün.

سَوَاء عَلَيْهِمْ أَسْتَغْفَرْتَ لَهُمْ أَمْ لَمْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ لَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ
6-) Sevaun 'aleyhim estağferte lehüm em lem testağfir lehüm* len yağfirAllahu lehüm* innAllahe la yehdilkavmel fasikıyn;
Onlar için mağfiret diledin yahut onlar için mağfiret dilemedin, onlara birdir (senin istiğfarın);Allah onları asla mağfiret etmez... Muhakkak ki Allah fasıklar kavmini hidayet etmez.

هُمُ الَّذِينَ يَقُولُونَ لَا تُنفِقُوا عَلَى مَنْ عِندَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنفَضُّوا وَلِلَّهِ خَزَائِنُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَفْقَهُونَ
7-) Hümülleziyne yekulune la tunfiku 'alâ men 'ınde Rasûlillahi hatta yenfaddu* ve Lillahi hazainusSemavati vel'Ardı ve lakinnelmunafikıyne la yefkahun;
Onlar: “Rasûlullah’ın yanında olanlara infak etmeyin; ta ki dağılıp gitsinler” diyen kimselerdir... Semavat’ın ve Arz’ın hazineleri (Rahmaniyet sahibi) Allah’ındır... Fakat münafıklar (Hak’dan kat kat perdeliler) iyi anlamazlar.

يَقُولُونَ لَئِن رَّجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ
8-) Yekulune lein reca'na ilelMediyneti leyuhricennel'e'azzu minhel'ezelle, ve Lillahil'ızzetu ve liRasûliHİ ve lilmu’miniyne ve lakinnelmunafikıyne la ya'lemun;
(O münafıklar) derler ki: “Andolsun ki eğer Mediyne’ye geri dönersek, en Aziyz olan, en zelil olanı oradan mutlaka çıkaracaktır”... Halbuki izzet Allah’ındır (birimsellikte izzet olmaz, birimsellik zillettir), O’nun Rasûlü’nündür ve mü’minlerindir... Fakat münafıklar bilmezler (yakiynleri yok).

Not: Bu ayetlerin sebebi nüzülünde şöyle bir olay var: Bir münafık olan Abdullah b.Übeyy, MustalıkOğulları gazvesinde bir hadise vesilesi ile Hz.Rasûlullah için: “Andolsun ki eğer Mediyne’ye geri dönersek, en Aziyz olan, en zelil olanı oradan mutlaka çıkaracaktır” diye haddini aşan bir söz söylemiş ve bunu duyan Zeyd b.Erkam bu sözü Hz.Rasûlullah’a haber vermiştir... Hz.Rasûlullah kendisine sorunca da yemin ederek inkar etmiştir... Bunu duyan Abdullah b. Übeyy’in samimi bir mü’min olan oğlu Abdullah, eline bir kılıç alarak babasının önünü kesip Medine-i Münevvere’ye girmesine engel oldu da Hz.Rasûlullah’ın oğluna haber gönderip izin vermesiyle Medine-i Münevvere’ye girdi (kimin Aziz olduğunu zilleti yaşayarak gördü?)... Ne hikmettir ki Medine-i Münevvere’ye döndükten kısa bir müddet sonra da Abdullah b.Übeyy hastalanıp ölmüştür?...

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
9-) Ya eyyuhelleziyne amenu la tulhiküm emvaluküm ve la evladuküm 'an zikrillah* ve men yef'al zâlike feülaike hümülhasirun;
Ey iman edenler!... Mallarınız da evladınız da sizi Allah’ın zikrinden (Risalet’e-Rasûlullah’a iman ve hicret edip Allah yolunda mücahade etmekten, bunun hasılası olan müşahadeden) meşgul edip alakoymasın... Kim bunu yaparsa, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

وَأَنفِقُوا مِن مَّا رَزَقْنَاكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُن مِّنَ الصَّالِحِينَ
10-) Ve enfiku mimma razaknaküm min kabli en ye'tiye ehadekümülmevtü feyekule Rabbi lev la ahharteniy ila ecelin kariybin, feassaddeka ve ekün minessalihıyn;
Sizden birine ölüm gelip de: “Rabbim!... Beni yakın bir ecele kadar tehir etseydin de sadaka verseydim (infak-arınma) ve salihlerden olsaydım” demesinden önce sizi rızıklandırdığımız şeyden infak edin.

وَلَن يُؤَخِّرَ اللَّهُ نَفْساً إِذَا جَاء أَجَلُهَا وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
11-) Ve len yuahhırAllahu nefsen iza cae eceluha* vAllahu Habiyrun Bima ta'melun;
Eceli geldiği vakit, Allah hiçbir nefsi te’hir etmez... Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Habiyr’dir.

64. TEĞÂBUN SÛRESİ   التغابن

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
1-) Yüsebbihu Lillahi ma fiysSemavati ve ma fiyl'Ard* leHUlMülkü ve leHUlHamdu ve HUve 'alâ külli şey'in Kadiyr;
Semavat’ta ne var ve Arz’da ne varsa (Allah Esmasıyla yaratılmaları dolayısıyla) Allah’ı tesbih ediyor... Mülk O’nundur, Hamd O’nundur... O herşey üzerine Kadiyr’dir.

هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ فَمِنكُمْ كَافِرٌ وَمِنكُم مُّؤْمِنٌ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
2-) HUvelleziy halekaküm feminküm kafirun ve minküm mu’min* vAllahu Bima ta'melune Basıyr;
O, sizi yaratmış olandır... Sizden (kiminiz) kafirdir (gerçeği reddeden, yaratandan-hakikatından perdeli; nankör, şakıy) ve sizden (kiminiz de) mü’mindir... Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Basıyr’dir.

خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ
3-) HalekasSemavati vel'Arda BilHakkı ve savvereküm feahsene suvereküm* ve ileyHİlmasıyr;
Semavat’ı ve Arz’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) yarattı... Sizi sûretlendirdi de sûretlerinizi en güzel yaptı... O’nadır dönüş (ünüz).

يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
4-) Ya'lemu ma fiysSemavati vel'Ardı ve ya'lemu ma tusirrune ve ma tu'linun* vAllahu 'Aliymun Bi Zâtissudur;
Semavat’ta ve Arz’da ne var (hepsini) bilir... (O) gizlediklerinizi de, aleni ettiklerinizi/açığa çıkardıklarınızı da bilir... Allah sadırların (ızın) zatı olarak (B sırrınca) Aliym’dir.

أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِن قَبْلُ فَذَاقُوا وَبَالَ أَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
5-) Elem ye'tiküm nebeülleziyne keferu min kabl* fezâku vebale emrihim ve lehüm 'azâbun eliym;
Bundan önce (sizden önceki ümmetlerden) kafir olanların (Rasûlü-risaleti inkar edenlerin, gerçeği reddedenlerin) haberi size gelmedi mi?... Bu sebepten işlerinin vebalini tattılar... Ve onlar için elim bir azab da vardır.

ذَلِكَ بِأَنَّهُ كَانَت تَّأْتِيهِمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالُوا أَبَشَرٌ يَهْدُونَنَا فَكَفَرُوا وَتَوَلَّوا وَّاسْتَغْنَى اللَّهُ وَاللَّهُ غَنِيٌّ حَمِيدٌ
6-) Zâlike Biennehu kânet te'tiyhim Rusuluhüm Bilbeyyinati fekalu ebeşerun yehdunena* fekeferu ve tevellev vestağnAllah* vAllahu Ğanıyyun Hamiyd;
Bunun sebebi şudur (B sırrınca): Onların (beşer) Rasûlleri kendilerine beyyineler (apaçık deliller) ile (B sırrınca, beyyineler olarak) gelirdi de: “Bir beşer mi bizi hidayet edecek/bize rehberlik edecek?” derlerdi... Bu yüzden kafir (Hakk’dan perdeli) oldular ve (Allah’dan) yüz çevirdiler... Allah (da onların imanından) müstağni oldu (ğunu gösterdi)... Allah Ğaniyy’dir, Hamiyd’dir.

زَعَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَن لَّن يُبْعَثُوا قُلْ بَلَى وَرَبِّي لَتُبْعَثُنَّ ثُمَّ لَتُنَبَّؤُنَّ بِمَا عَمِلْتُمْ وَذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ
7-) Ze'amelleziyne keferu en len yüb'asu* kul bela ve Rabbiy letüb'asünne sümme letünebbeünne Bima 'amiltum* ve zâlike 'alellahi yesiyr;
O kafir olanlar (gerçeği reddedenler, perdeliler), asla ba’solunmayacaklarını zannettiler... De ki: “Hayır!.. Rabbime kasem ederim ki, elbette ba’solunacaksınız... Sonra yaptıklarınız (B sırrınca) size mutlaka haber verilecektir... İşte bu Allah üzerine çok kolaydır”.

فَآمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَالنُّورِ الَّذِي أَنزَلْنَا وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
8-) Feaminu Billahi ve RasûliHİ venNurilleziy enzelna* vAllahu Bima ta'melune Habiyr;
(B sırrıyla) Allah’a, O’nun Rasûlü’ne ve inzal ettiğimiz Nur’a (Kur’an’a; ilme) iman edin!... Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Habiyr’dir.


يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذَلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ وَمَن يُؤْمِن بِاللَّهِ وَيَعْمَلْ صَالِحاً يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَاتِهِ وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
9-) Yevme yecme'uküm liyevmilcem'ı zâlike yevmutteğabun* ve men yu'min Billahi ve ya'mel salihan yukeffir 'anhu seyyiatihi ve yudhılhu cennatin tecriy min tahtihel'enharu halidiyne fiyha ebeda* zâlikelfevzul'azıym;

Cem’ Günü için sizi cem’ettiği gün (ü hatırla), işte o Teğabun (aldanma-aldatma; karşılıklı aldatış ve aldanışların zahir olduğu) Günü’dür (dünyadaki gibi değil?)... Kim (B sırrıyla) Allah’a iman eder ve salih amel yaparsa, (Allah) onun kötülüklerini ondan keffaretler (siler) ve onu altından nehirler akan cennetlere, içinde ebedi kalıcılar olarak, dahil eder... İşte bu aziym bir kurtuluştur.

وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ خَالِدِينَ فِيهَا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
10-) Velleziyne keferu ve kezzebu BiayatiNA ülaike ashabunnari halidiyne fiyha* ve bi'selmasıyr;
Küfr edip ayetlerimizi (B sırrınca, ayetlerimiz olarak) yalanlayanlara gelince, işte onlar, içinde ebedi kalıcılar olarak Nar ashabıdırlar... Ne kötü dönüş yeridir (o) !.

مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَمَن يُؤْمِن بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
11-) Ma esabe min musıybetin illâ Biiznillah* ve men yu'min Billahi yehdi kalbeh* vAllahu Bikülli şey'in 'Aliym;
Bi-iznillah (Allah’ın izni ile) olmadıkça hiçbir musibet isabet etmez... Kim (B-sırrıyla) Allah’a iman ederse, (Allah) onun kalbine hidayet eder (tevekkül, rıza, keşf, yakin oluşturur)... Allah Bi-külli şey’in Aliym’dir (herşey ancak ilmindedir).

وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ فَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَإِنَّمَا عَلَى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
12-) Ve etıy’ullahe ve etıy'urRasûl* fein tevelleytum feinnema 'alâ RasûliNElbelağulmübiyn;
Allah’a itaat edin, Rasûl’e (Rasûlullah’a) itaat edin... Eğer yüzçevirirseniz, Rasûlümüzün üzerine düşen ancak apaçık bir tebliğdir.

اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
13-) Allahu la ilahe illâ HU* ve 'alellahi felyetevekkelil mu’minun;
Allah, la ilahe illa HU’dur (kendinden gayrı vücud olmayandır)... Mü’minler Allah’a tevekkül etsinler.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوّاً لَّكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَإِن تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
14-) Ya eyyuhelleziyne amenu inne min ezvaciküm ve evladiküm 'aduvven leküm fahzeruhüm* ve in ta'fu ve tasfehu ve tağfiru feinnAllahe Ğafurun Rahıym;
Ey iman edenler!... Muhakkak ki eşlerinizden ve evladlarınızdan (onların içinden) sizin için bir düşman (Allah yolunda hicret ve cihad etmekten mani olan; Allah’a olan teveccüh ve muhabbetinizi zayıflatan, meşgul edip alakoyan) vardır... Bundan ötürü onlardan hazer edin (sakının)... Eğer (onlarla hakikatınızdan perdelenmiyor da size olan uyumsuzluklarını) affeder, (suçlarının cezasından) vazgeçer (görmezlikten gelir, hoş görülü olur) ve bağışlar (kötülüklerini-hatalarını örter) iseniz, muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

إِنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاللَّهُ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
15-) innema emvaluküm ve evladuküm fitnetun, vAllahu 'ındeHU ecrun 'Azıym;
Mallarınız ve evladlarınız sizin için ancak bir fitnedir (imtihandır)... Ve Allah (a gelince), O’nun indindedir büyük ecir.

فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَاسْمَعُوا وَأَطِيعُوا وَأَنفِقُوا خَيْراً لِّأَنفُسِكُمْ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
16-) Fettekullahe mesteta'tum vesme'u ve etiy'u ve enfiku hayren lienfüsiküm* ve men yuka şuhha nefsihi feülaike hümül müflihun;
Öyleyse, gücünüz yettiğince Allah’dan ittika edin, işitin (dinleyin, anlayın)

إِنْ تُقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ۚ وَاللَّهُ شَكُورٌ حَلِيمٌ
17-) İn tukridullahe kardan hasenen yuda`ıfhu leküm ve yağfir leküm* vAllâhu Şekûrun Haliym;
Eğer Allâh'a (Esmâ'sıyla var olmuş ihtiyaç sahiplerine) güzel bir ödünç verirseniz, verdiğinizi size katlayarak arttırır ve sizi mağfiret eder... Allâh Şekûr'dur, Haliym'dir.

عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
18-) Alimul ğaybi veşşehadetil`Aziyzül Hakiym;
Gayb ve şehâdetin Âlim'idir, Aziyz'dir, Hakiym'dir.
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal