Sayfa: [1]
  Yazdır  
.



65. TALÂK SÛRESİ  الطلا

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاء فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِن بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَن يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْراً
1-) Ya eyyühenNebîyyu iza tallaktumunnisae fetallikuhünne li'ıddetihinne ve ahsul'ıddete, vettekullahe Rabbeküm* la tuhricuhünne min buyutihinne ve la yahrucne illâ en ye'tiyne Bifahışetin mübeyyinetin, ve tilke hududullah* ve men yete'adde hududallahi fekad zaleme nefseh* la tedriy le'allellahe yuhdisu ba'de zâlike emra;
Ey O Nebî!... Kadınları boşadığınızda, iddetleri için (de, iddetlerini dikkate alarak, ay hallerinden temizlendikten sonra) onları boşayın ve iddeti (n sürecini, müddetini) sayın... Rabbiniz olan Allah’dan ittika edin... (B gerçeğince) açık (şahitlerle isbatlanmış) bir fuhuş yapmaları durumu müstesna onları evlerinden çıkarmayın onlar da çıkmasınlar... İşte bu hududullah’dır... Kim hududullahı tecavüz ederse, gerçekten nefsine zulmetmiştir... (Dirayeten?) bilemezsin, belki Allah bundan (bir talak’tan) sonra bir iş (muhabbet, ric’at) ihdas eder.

فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِّنكُمْ وَأَقِيمُوا الشَّهَادَةَ لِلَّهِ ذَلِكُمْ يُوعَظُ بِهِ مَن كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مَخْرَجاً
2-) Feiza belağne ecelehünne feemsikûhünne Bima'rufin ev farikuhünne Bima'rufin ve eşhidu zevey 'adlin minküm ve ekıymuşşehadete Lillah* zâliküm yu'azu Bihi men kâne yu'minu Billahi velyevmil'ahır* ve men yettekıllahe yec'al lehu mahreca;
(O boşanan kadınlar) ecellerine (iddetlerinin sonuna) ulaştıklarında, ya onları (Bi-) ma’ruf (diynen-örfen güzel bir şekil) ile imsak edin (tutun, nikahı devam ettirin) veya (Bi-) ma’ruf ile onlardan ayrılın... Sizden iki adalet sahibini şahid tutun... Allah için şahadeti (vahdetin gereği olan müşahadeyi, adaleti) ikame edin... İşte bu, (B sırrıyla) Allah’a ve ahir güne iman eden kimsenin kendisi ile (B sırrınca) öğütlendiğidir... Kim Allah’dan ittika ederse (takva, sabır, tevekkül), (Allah) onun için bir mahrec (çıkış yeri) oluşturur.

وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْراً
3-) Ve yerzukhu min haysü la yahtesib* ve men yetevekkel 'alellahi feHUve hasbüh* innAllahe baliğu emriHİ, kad ce'alAllahu likülli şey'in kadra;
Ve onu, ihtisab etmediği (hesab etmediği, zannetmediği, ummadığı) bir taraftan rızıklandırır... Kim Allah’a tevekkül ederse, (Allah) ona yeter... Muhakkak ki Allah, emrini yerine ulaştırandır (emrini vuslat edendir?)... Gerçekten Allah, herşey için bir kader (takdir, ölçü; sistem, ecel, süreç, denge) kılmıştır.

Not: 2.ayetin sonu ile 3.ayet hakkında bazı hadis-i şerifler:

Abdullah İ. Abbas r.a. rivayet ediyor ki, Rasûlullah s.a.v. “Kim Allah’dan ittika ederse, (Allah) onun için bir mahrec (çıkış yeri) oluşturur” kavli hakkında şöyle buyurdu: Dünya’nın şüphelerinden (sıkıntı ve imtihanların tereddütlerinden), ölümün sarhoşluklarından ve kıyamet gününün şiddetlerinden bir çıkış (kurtuluş) tur.

Ebu Zerr-i Ğifariy r.a. dedi ki, Rasûlullah s.a.v. şöyle buyurdu: “Muhakkak ki ben bir ayet biliyorum ki, eğer insanlar ona sarılsaydılar, onlara yeterdi”.. Sonra: “Kim Allah’dan ittika ederse, (Allah) onun için bir mahrec (çıkış yeri) oluşturur... Ve onu, ihtisab etmediği (hesab etmediği, zannetmediği, ummadığı) bir taraftan rızıklandırır” ayetini tilavet etti...

Abdullah İ. Abbas r.a.dan rivayet ediliyor ki Rasûlullah s.a.v. şöyle buyurdu: “Kim isitiğfarı çoğaltırsa (çok istiğfarda bulunursa) Allah onun için her kederden bir kurtuluş, her darlıktan bir çıkış oluşturur ve onu ummadığı bir taraftan rızıklandırır”.

Sevban r.a.dan rivayet ediliyor ki, Rasûlullah s.a.v. şöyle buyurdu: “Muhakkak ki kul, günahı sebebiyle, kendisine isabet edecek olan rızkından mahrum olur... Kaderi, ancak dua geri çevirir... Ömrü de ancak Birr (yakınlık sağlayıcı ameller, iyilik) artırır”.

Hadis-i Şeriflerin işaret ve tebşiratı böyle... Kanaatımıza göre aslolan ayetteki takva, sabır, tevekkül gibi sahih imanla ilgili meziyetleri ve idrakları ortaya koymaktır... Ancak ayetin zikir yollu faydası da geçerlidir... Ne tür bir sıkıntı ve darlık olursa olsun, ondan bir çıkış-kurtuluş arayanın bu tabii dua halini bu ayetin zikri ile takviye edebilir... 1000, 3000 defa, hatta o sorun çözülene kadar devamlı zikri çekilir...

Bu maksatla okumak için ayetin okunuşu şöyledir: <<Ve men yettekıllahe yec’al lehu mahracen ve yerzukhu min haysü la yehtesib, ve men yetevekkel alellahi feHUve hasbüh>>


وَاللَّائِي يَئِسْنَ مِنَ الْمَحِيضِ مِن نِّسَائِكُمْ إِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلَاثَةُ أَشْهُرٍ وَاللَّائِي لَمْ يَحِضْنَ وَأُوْلَاتُ الْأَحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَن يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مِنْ أَمْرِهِ يُسْراً
4-) Vellaiy yeisne minelmehıydı min nisaiküm inirtebtum fe'ıddetühünne selasetü eşhurin, vellaiy lem yehıdne, ve ülatul'ahmali eceluhünne en yeda'ne hamlehünn* ve men yettekıllhe yec'al lehu min emriHİ yüsra;

Kadınlarınızdan ay başı/adet halinden ümit kesenlere (menopoza girenlere) gelince, eğer (iddetlerinden) şek-şüphe ederseniz, onların iddeti üç aydır... Hayız (ay başı) olmamış (kadın) ların (iddetleri) de (böyledir)... Hamilelerin (iddeti) ise, onların ecelleri (iddetleri) yüklerini bırakmalarına kadardır... Kim Allah’dan ittika ederse, (Allah) onun için emrinden bir kolaylık (ric’at, ilahi hükümleri yaşama kolaylığı) oluşturur.

ذَلِكَ أَمْرُ اللَّهِ أَنزَلَهُ إِلَيْكُمْ وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَاتِهِ وَيُعْظِمْ لَهُ أَجْراً
5-) Zâlike emrullahi enzelehu ileyküm* ve men yettekıllahe yükeffir 'anhu seyyiatihi ve yu'zım lehu ecra;
İşte bu (ittikalar) Allah’ın emridir ki, onu size inzal etti... Kim Allah’dan ittika ederse (beşeriyyetinden korunursa), kötülüklerini ondan keffaretler (siler) ve onun için ecri büyütür.

أَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنتُم مِّن وُجْدِكُمْ وَلَا تُضَارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّ وَإِن كُنَّ أُولَاتِ حَمْلٍ فَأَنفِقُوا عَلَيْهِنَّ حَتَّى يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ فَإِنْ أَرْضَعْنَ لَكُمْ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَأْتَمِرُوا بَيْنَكُم بِمَعْرُوفٍ وَإِن تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُ أُخْرَى
6-) Eskinuhünne min haysü sekentum min vucdiküm ve la tudarruhünne litudayyiku 'aleyhinn* ve in künne ulati hamlin feenfiku 'aleyhinne hatta yeda'ne hamlehünn* fein erda'ne leküm featuhünne ucurehünne, ve'temiru beynekum Bima'ruf* ve in te'asertum feseturdı'u lehu uhra;
Onları (boşadığınız kadınları) gücünüz-takatınız elverdiğince oturup barındığınız yerin bir kısmında iskan edin (icabında onu evde bırakarak evden ayrılın)... Onları dara-sıkıntıya sokmak (belki cezalandırmak, baskı altında tutmak) için onlara zarar vermeye kalkışmayın... Eğer onlar hamile iseler, yüklerini bırakıncaya (doğum yapıncaya) kadar onlara nafaka verin... Eğer sizin için (çocuklarınızı) emzirirlerse, onlara ücretlerini verin... Aranızda (bu meseleleri) (Bi-) ma’ruf (diyn’e uygun güzel örf) ile istişare edin/karşılıklı danışın-konuşun... Eğer (istişarede) zorluk çekerseniz, onun (çocuğun babası) için başka bir kadın (çocuğu) emzirir.

لِيُنفِقْ ذُو سَعَةٍ مِّن سَعَتِهِ وَمَن قُدِرَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ فَلْيُنفِقْ مِمَّا آتَاهُ اللَّهُ لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْساً إِلَّا مَا آتَاهَا سَيَجْعَلُ اللَّهُ بَعْدَ عُسْرٍ يُسْراً
7-) Liyunfık zü se'atin min se'atih* ve men kudire 'aleyhi rizkuhu felyunfık mimma atahullah* la yukellifullahu nefsen illâ ma ataha* seyec'alullahu ba'de 'usrin yüsra;
Sea (güç, zenginlik) sahibi olan, kendi zenginliğinden (imkanlarının bolluğuna göre) nafaka versin... Rızkı kendisine daraltılımış/kısılmış kimse de Allah’ın kendisine verdiğinden infak etsin (nafakasını versin)... Allah hiçbir nefs’e ona verdiğinden başkasını mükellef kılmaz... Allah bir zorluk-güçlük’den sonra bir kolaylık oluşturacaktır (yani muhakkak oluşturur).

وَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ عَتَتْ عَنْ أَمْرِ رَبِّهَا وَرُسُلِهِ فَحَاسَبْنَاهَا حِسَاباً شَدِيداً وَعَذَّبْنَاهَا عَذَاباً نُّكْراً
8-) Ve keeyyin min karyetin 'atet 'an emri Rabbiha ve RusuliHİ fehasebnaha hısaben şediyden ve 'azzebnaha 'azâben nükra;
Rabbinin ve O’nun Rasûllerinin emrinden (emre itaattan) çıkan (haddi aşan) nice karye (ülke halkı) vardır ki, biz onu şiddetli bir hesaba çektik ve onu nükr (münker, alışılmadık; reddolunan) bir azapla azaplandırdık.

فَذَاقَتْ وَبَالَ أَمْرِهَا وَكَانَ عَاقِبَةُ أَمْرِهَا خُسْراً
9-) Fezâkat vebale emriha ve kâne 'akıbetu emriha husra;
Böylece (o şehir halkı) işlerinin vebalini tattı (lar) ve işlerinin akibeti hüsran oldu.

أَعَدَّ اللَّهُ لَهُمْ عَذَاباً شَدِيداً فَاتَّقُوا اللَّهَ يَا أُوْلِي الْأَلْبَابِ الَّذِينَ آمَنُوا قَدْ أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْكُمْ ذِكْراً
10-) E'addAllahu lehüm 'azâben şediyden fettekullahe ya ulil'elbabi, ellezine amenu* kad enzelAllahu ileyküm Zikra;
Allah, onlar için şiddetli bir azab hazırlamıştır... Allah’dan ittika edin, ey iman etmiş UlülElbab (temiz akıl sahipleri) !... Allah size gerçekten bir Zikr inzal etmiştir (arınırsanız mutmain olursunuz) !.

رَّسُولاً يَتْلُو عَلَيْكُمْ آيَاتِ اللَّهِ مُبَيِّنَاتٍ لِّيُخْرِجَ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَمَن يُؤْمِن بِاللَّهِ وَيَعْمَلْ صَالِحاً يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً قَدْ أَحْسَنَ اللَّهُ لَهُ رِزْقاً
11-) Rasûlen yetlu 'aleyküm ayatillahi mubeyyinatin liyuhricelleziyne amenu ve 'amilussalihati minezzulumati ilenNur* ve men yu'min Billahi ve ya'mel salihan yudhılhu cennatin tecriy min tahtihel'enharu halidiyne fiyha ebeda* kad ahsenAllahu lehu rizka;
(Yani) bir Rasûl (inzal/irsal etmiştir) ki, iman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan Nur’a çıkarmak için mubeyyineler (apaçık eden, gerçeği meydana koyan) halinde Allah’ın ayetlerini üzerinize tilavet eder... Kim (B-sırrıyla) Allah’a iman eder ve salih bir amel işlerse, (Allah) onu, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından nehirler akan cennetlere dahil eder... Allah onun için gerçekten bir rızk ihsan etmiştir.

اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ وَمِنَ الْأَرْضِ مِثْلَهُنَّ يَتَنَزَّلُ الْأَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَأَنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْماً
12-) Allahulleziy haleka seb'a Semavatin ve minel'Ardı mislehunn* yetenezzelül'emru beynehünne lita'lemu ennAllahe alâ külli şey’in Kadiyrun, ve ennAllahe kad ehata Bikülli şey'in 'ılma;
Allah (O’dur) ki, yedi Semavat’ı ve Arz’dan da onların mislini (yedi Arz) yarattı (hem zahir hem de batın itibarıyla düşünülmelidir)... Emr (iş, ilahi işler) onların arasında (Semavatından inen emirler, beynin hassaları ve azaları üzerinde gereklerini izhar etmek üzere) iner de iner (sürekli iner) ki, Allah’ın herşeye Kadiyr olduğunu ve Allah’ın herşeyi (B sırrınca) ilmen ihata ettiğini bilesiniz.

66. TAHRÎM SÛRESİ   التحريم

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
1-) Ya eyyühenNebîyyu lime tuharrimu ma ehallellahu leke tebteğıy merdate ezvacike, vAllahu Ğafurun Rahıym;
Ey O Nebî!... Allah’ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hoşnudluğunu talep ederek niçin (kendine) haramlaştırıyorsun?... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.

قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
2-) Kad feradAllahu leküm tahıllete eymaniküm* vAllahu mevlaküm* ve HUvel'AliymulHakiym;
Allah size, yeminlerinizi (keffaretle) çözmeyi (sağ ellerinizi/aklınızı bağlardan, kayıtlardan kurtarmanızı) gerçekten farz kılmıştır... Allah sizin Mevla’nızdır... O, Aliym’dir, Hakiym’dir.

وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثاً فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَن بَعْضٍ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنبَأَكَ هَذَا قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ
3-) Ve iz eserrannNebîyyu ila ba'dı ezvacihi hadiysa* felemma nebbeet Bihi ve ezharehullahu 'aleyhi 'arrefe ba'dahu ve a'reda 'an ba'd* felemma nebbeeha Bihi kalet men enbeeke hazâ* kale nebbeeniyel'AliymulHabiyr;
Hani O Nebî (HatemünNebî), eşlerinden ba’zına (Hafsa’ya) sırren bir söz söylemişti... Vaktaki (Hafsa) (Bi-) onu (Aişe’ye) haber verip, Allah da onu O’na (Hz.Rasûlullah’a) izhar edince, (Hz.Rasûlullah) onun (o sözün) bir kısmını ta’rif etmiş ve bir kısmından vazgeçmişti... Nihayet (Hz.Rasûlullah) (Bi-) onu (o sözü) ona (Hafsa’ya) haber verince (Hafsa) dedi ki: “Bunu sana kim haber verdi?”... (Rasûlullah da) dedi ki: “Aliym, Habiyr (olan) bana haber verdi”.

Not: Bu ayetlerin konusu olan ilk sebep olay için iki rivayet vardır...

Birincisi: Hz.Rasûlullah s.a.v., Hz.Ömer’in kızı olan eşi Hafsa validemize “kimseye söyleme” diye tenbih ederek, cariye eşi Mariya’yı kendisine haram kıldığını ve kendisinden sonra sırasıyla Hz.Ebu Bekir ve Hz.Ömer’in halife olacaklarını sırren söyledi... Ancak Hafsa validemiz, Aişe validemize bunu anlattı...

İkincisi: Hz.Rasûlullah, eşi Zeyneb binti Cahş’a uğradığında, o cömert anamız Hz.Rasûlullah’a bal şerbeti ikram eder... Bu yüzden (Hz.Rasûlullah) biraz oyalanır... Bunu farkedip kadınca bir duygu ile karşılayan Hz.Aişe ve Hz.Hafsa validelerimiz, Hz.Rasûlullah yanlarına geldiğinde, kendisinden MEGAFİYR (çirkin kokulu bir zamk) kokusu geldiğini söylediler... Hz.Rasûlullah da “Ben megafiyr yemedim, belki balı yapan arı megafiyr yalamıştır” deyip bir daha bal şerbeti içmemeye yemin eder...

Şimdi burada konunun netleşmesi için iki hususu daha vurgulamak lazım...

Birincisi: Hz.Rasûlullah’ın eşleri arasında bir gruplaşma başgöstermişti... Aişe ve Hafsa validelerimiz bir tarafı, Zeyneb binti Cahş validemiz de diğer tarafı çekiyordu..

İkincisi: Takibeden 4.ayette de işaret edildiği üzere Aişe ve Hafsa validelerimiz, Hz.Rasûlullah’ın sevdiğine aykırı bir meyil ve taleb içinde oldular... Bu nedenle Hz.Rasûlullah sevdiği iki şeyi (ümmül veled unvanlı-İbrahiym’in anası cariye eşi Mariya ile halvet olmayı ve bal şerbetini), eşlerini (Aişe ve Hafsa’yı) hoşnut etmek için yeminle kendine haram etti...

Böyle bir durumda, O’nun Mevlası Allah, Cibriyl ve mü’minlerin salihi; melaike de arka çıkanı-işini yerine getireni?... Benzer durumda olan diğerlerine ise Allah selamet versin... Bilimsel gelişmeler erkek-kadın konusunda daha somut-gerçek bilgilere ulaştığında Kur’an ve Hz.Rasûlullah’a karşı hayranlıklar artacaktır...

إِن تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا وَإِن تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلَاهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلَائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ
4-) İn tetuba ilellahi fekad sağat kulubüküma* ve in tezahera 'aleyhi feinnAllahe HUve Mevlahu ve Cibriylu ve salihul mu’miniyn* velMelaiketü ba'de zâlike zahiyr;
Eğer ikiniz (Aişe ve Hafsa) Allah’a tevbe ederseniz (ne ala), (yoksa) gerçekten kalbleriniz (Hak’dan) meyletmiş/kaymış bulunuyor... Eğer O’nun aleyhine birbirinize yardım eder/destek olursanız, muhakkak ki Allah, O’nun mevlası’dır, Cibriyl de, mü’minlerin salihi (Hz.Ebu Bekir/Hz.Ömer) de... Ve ondan sonra melaike de zahiyr (yardımcı, Ona arka çıkan, Ona göre zahir olan) dir.

عَسَى رَبُّهُ إِن طَلَّقَكُنَّ أَن يُبْدِلَهُ أَزْوَاجاً خَيْراً مِّنكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُّؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَاراً
5-) ‘Asa Rabbuhu in tallakakünne en yubdi lehu ezvacen hayren minkünne müslimatin mu’minatin kanitatin taibatin 'abidatin saihatin seyyibatin ve ebkâra;
Eğer (O Nebî) sizi boşarsa, Rabbinin O’na sizin yerinize sizden daha hayırlı, müslime, mü’mine, kanite (itaat eden), taibe (tevbe eden), abide (ibadet eden), saiha (Allah için seyahat eden), seyyibe (dul) ve bakire eşleri vermesi umulur (muhakkak böyle olur).

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
6-) Ya eyyuhelleziyne amenu ku enfüseküm ve ehliyküm naren ve kudühenNasu velhıcaretu 'aleyha Melaiketun ğılazun şidadün la ya'sunAllahe ma emerehüm ve yef'alune ma yu'merun;
Ey iman edenler!... Nefslerinizi/kendinizi ve ehlinizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan Nar’dan koruyun… Onun (o nar’ın) üzerinde çok katı-kavi, çok şiddetli-sert-acımasız, kendilerine emretiği konuda Allah’a asi olmayan ve emredildiklerini (mutlaka) yapan melekler (burçlar, kuvveler) vardır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ كَفَرُوا لَا تَعْتَذِرُوا الْيَوْمَ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
7-) Ya eyyuhelleziyne keferu la ta'tezirulyevm* innema tüczevne ma küntüm ta'melun;
(Zebanilerden hitab şudur): “Ey kafir olanlar (gerçeği reddedenler) !... Bugün mazeret beyan etmeyin!... Siz ancak yaptıklarınız ile cezalandırılıyorsunuz!”.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَّصُوحاً عَسَى رَبُّكُمْ أَن يُكَفِّرَ عَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللَّهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ نُورُهُمْ يَسْعَى بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
8-) Ya eyyuhelleziyne amenu tubu ilellahi tevbeten nesuha* ‘asa Rabbuküm en yükeffire 'anküm seyyiatiküm ve yudhıleküm cennatin tecriy min tahtihel'enharu, yevme la yuhzillahunNebîyye velleziyne amenu me'ahu, nuruhüm y e s'a beyne eydiyhim ve Bieymanihim yekulune Rabbena etmim lena nurena vağfir lena, inneKE 'alâ külli şey'in Kadiyr;
Ey iman edenler!... Allah’a Nasuh (çok nasihatçı, çok halis) bir Tevbe ile tevbe edin!... Umulur ki Rabbiniz kötülüklerinizi sizden keffaretler ve sizi altından nehirler akan cennetlere dahil eder... O Gün Allah, O Nebî (HatemünNebî) i ve O’nunla beraber iman etmişleri rezil-rüsvay etmez (birimsellik acizliğine düşürmez)... Onların nuru, önlerinden ve (Bi-) sağ taraflarında sa’yeder (koşar)... Derler ki: “Rabbimiz!... Bizim için nurumuzu tamamla ve bizi mağfiret eyle... Muhakkak ki sen herşeye Kadiyr’sin”.

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
9-) Ya eyyühenNebîyyu cahidilküffare velmunafikıyne vağluz 'aleyhim* ve me'vahüm cehennem* ve bi'selmasıyr;
Ey O Nebî!... Kafirler (gerçeği reddedenler) ve münafıklar (hakikata iki yüzlüler) ile mücahade et (vahdet realitesini anlat) ve onlara sert/katı davran (şirk, küfür ve nifaka karşı tavizsiz-amansız ol; hakikata sadık ol)... Onların sığınağı Cehennem’dir... Ne kötü dönüş yeridir o!.

ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلاً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا اِمْرَأَةَ نُوحٍ وَاِمْرَأَةَ لُوطٍ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئاً وَقِيلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ
2-) DarebAllahu meselen lilleziyne keferumraete Nuhın vemraete Lut* kâneta tahte 'abdeyni min 'ıbadiNA salihani fehanetahüma felem yuğniya 'anhüma minAllahi şey'en ve kıyledhulennare me'addahiliyn;
Allah, kafir olanlar için Nuh’un karısı ile Lut’un karısını (ibretlik) misal verdi... (O kadınların ikisi de) kullarımızdan iki salih kulun (nikahı) altında idiler... (Karıları) onlara (Nuh ve Lut’a) hainlik ettiler de (Nuh ve Lut), Allah’dan (gelen, olacak) hiçbir şeyi onlardan savamadı/onlara bir faydaları olmadı... (O iki kadına): “Girenlerle beraber ateş’e girin” denildi.
 
وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلاً لِّلَّذِينَ آمَنُوا اِمْرَأَةَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِندَكَ بَيْتاً فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِن فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
11-) Ve darebAllahu meselen lilleziyne amenumraete fir'avn* iz kalet Rabbibni liy 'ındeKE beyten fiylcenneti ve necciniy min fir'avne ve 'amelihi ve necciniy minelkavmizzalimiyn;
Allah, iman edenler için de Fravun’un karısını (ibretlik) misal verdi... Hani (Asiye) dedi ki: “Rabbim, benim için indinde, Cennet’te bir ev bina et!... Fravundan ve onun amelinden beni kurtar... Ve beni zalimler kavminden kurtar!”.

وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِن رُّوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ
12-) Ve Meryemebnete 'ımranelletiy ahsanet ferceha fenefahna fiyhi min ruhıNA ve saddekat Bikelimati Rabbiha ve kütübiHİ ve kânet minelkanitiyn;
Ve fercini (avret yerini) bir kale gibi koruyan İmran kızı (iffet sahibi) Meryem’i de (iman edenlere misal verdi)... Onun (er kişi Meryem’in) içinde/içine ruhumuzdan nefhettik... Ve (Meryem) Rabbinin Kelimelerini ve Kitablarını (Tevrat, Zebur ve İncil’i?) (B sırrınca) tasdik etti (sıfatiyyun?) ve kanitiynden (teslim olup itaat edenlerden) oldu.

 
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal