Kur'an ve meali(cüz'lü) => Kur'an Arapça, Latin Harfli ve meali(cüz'lü) => Konuyu başlatan: admin üzerinde Aralık 18, 2010, 02:22:19 ÖS



Konu Başlığı: 18. cüz 4. hizip ( FURKAN )
Gönderen: admin üzerinde Aralık 18, 2010, 02:22:19 ÖS
NÛR SÛRESİ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَمَن يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَخْشَ اللَّهَ وَيَتَّقْهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ
52-) Ve men yutııllahe ve RasûleHU ve yahşAllahe ve yettakhi feülaike hümül faizun;
Kim Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat eder ise, Allah’tan haşyet eder ve O’ndan ittika eder ise, işte onlardır fevz-u necat bulanların (kurtulanların) ta kendileri.
وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِنْ أَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّ قُل لَّا تُقْسِمُوا طَاعَةٌ مَّعْرُوفَةٌ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
53-) Ve aksemu Billahi cehde eymanihim lein emertehüm leyahrucünn* kul la tuksimu* taatün ma'rufetün, innAllahe Habiyrun Bima ta'melun;
Eğer sen onlara (münafıklara) emredersen “mutlaka (yurtlarından, savaşa bile) çıkacaklar” diye yeminlerinin bütün gücüyle (B sırrınca) Allah’a kasem ettiler... De ki: “Kasem etmeyin!... (Sizden istenen) ma’ruf (fıtrata-diyn’e-maslahata uygun) bir taattır... Muhakkak ki Allah yaptıklarınızı (B sırrınca) Habiyr’dir”.
قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ فَإِن تَوَلَّوا فَإِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُم مَّا حُمِّلْتُمْ وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
54-) Kul etıy'ullahe ve etıy'ur Rasûl* fein tevellev feinnema aleyhi ma hummile ve aleyküm ma hummiltüm* ve in tutıy'uhu tehtedu* ve ma alerRasûli illel belağul mübiyn;
De ki: “Allah’a itaat edin, Rasûlü’ne itaat edin!”... Eğer yüz çevirirseniz, Ona (Rasûl’e) düşen ancak kendisine yükletilen (risalet-tebliğ görevi) dir ve size de düşen size yükletilen (itaat görevi) dir... Eğer O’na (Rasûlullah’a) itaat ederseniz, hidayet bulursunuz... Rasûl’e düşen ancak apaçık tebliğdir.
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْناً يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئاً وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
55-) VeadAllahulleziyne amenu minküm ve amilus salihati leyestahlifennehüm fiyl Ardı kemestahlefelleziyne min kablihim* ve leyümekkinenne lehüm diynehümüllezirteda lehüm ve leyübeddilennehüm min ba'di havfihim emna* ya'buduneniy la yüşrikûne Biy şey'a* ve men kefere ba'de zâlike feülaike hümül fasikun;
Allah, sizden iman eden ve salihattan amel işleyenlere va’detti ki: Onlardan öncekileri halife yaptığı (hükümran kıldığı) gibi Arz’da onları da mutlaka halife yapacak... Kendileri için seçip-razı olduğu diynlerini (mü’mince yaşam tarzlarını) gene onlar için mutlaka temkiyn edecek (sağlamlaştıracak, yerleştirecek) ve korkularından sonra onlara mutlaka emn (emniyet) tebdil edecek... (Böylece) bana kulluk ederler, bana bir hiçbir şeyi (B gerçeğince) ortak koşmazlar (Diyn’in ve yaşam’ın asli gerçeği, özü bu)... Bundan sonra kim kafir olur (gerçeği reddeder, nankörlük eder) ise, işte onlar fasıkların (Diyn’den çıkanların; yaşam gerçeğinden perdelenenlerin) ta kendileridir.
وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
56-) Ve ekıymusSalate ve atüzZekate ve etıy'ur Rasûle lealleküm turhamun;
Namazı ikame edin, zekat’ı verin ve erRasûl’e (Rasûlullah’a) itaat edin ki rahmete erdirilesiniz.
لَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مُعْجِزِينَ فِي الْأَرْضِ وَمَأْوَاهُمُ النَّارُ وَلَبِئْسَ الْمَصِيرُ
57-) La tahsebennelleziyne keferu mu'ciziyne fiyl Ard* ve me'vahümün nar* ve le bi'sel masıyr;
Sakın kafir olanların Arz’da aciz bırakacaklarını (Diyn’i geçersiz kılacaklarını, sistem’i atlayacaklarını) sanma!.. Onların barınağı Nar’dır... Ne kötü bir dönüş yeridir!.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِيَسْتَأْذِنكُمُ الَّذِينَ مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ وَالَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنكُمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ مِن قَبْلِ صَلَاةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُم مِّنَ الظَّهِيرَةِ وَمِن بَعْدِ صَلَاةِ الْعِشَاء ثَلَاثُ عَوْرَاتٍ لَّكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّ طَوَّافُونَ عَلَيْكُم بَعْضُكُمْ عَلَى بَعْضٍ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
58-) Ya eyyühelleziyne amenu li yeste'zinkümülleziyne meleket eymanüküm velleziyne lem yeblüğul hulüme minküm selâse merrat* min kabli Salatil Fecri ve hıyne tedaune siyabeküm minez zahıreti ve min ba'di Salatil ışa'* selasü avratin leküm* leyse aleyküm ve la aleyhim cünahun ba'dehünn* tavvafune aleyküm ba'duküm alâ ba'd* kezâlike yübeyyinullahu lekümül ayat* vAllahu Aliymun Hakiym;
Ey iman edenler!... Sağ ellerinizin malik olduğu kimseler ve sizden akil-baliğ olmayanlarınız, sizden üç defa izin istesinler... Salat-ı Fecir’den (sabah namazı’ndan) önce, öğlen elbiselerinizi çıkarıp koyduğunuz (soyunduğunuz) vakit ve Salat-ı Işa’dan (yatsı namazı’ndan) sonra... (Bunlar) sizin için üç avret (soyunuk olduğunuz vakit)’tir... Bunlardan sonra (bu üç vaktin haricinde) sizin ve onların üzerine bir günah yoktur... (Onlar) yanınızda dolaşır (girip-çıkar) lar; yani birbirinizin yanında dolaşırsınız... İşte böylece Allah ayetleri (ni) size açıklıyor... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
وَإِذَا بَلَغَ الْأَطْفَالُ مِنكُمُ الْحُلُمَ فَلْيَسْتَأْذِنُوا كَمَا اسْتَأْذَنَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
59-) Ve iza beleğal etfalu minkümül hulüme felyeste'zinu kemeste'zenelleziyne min kablihim* kezâlike yübeyyinullahu leküm ayatiHİ, vallahü alimün hakim;
Sizden olan etfal (çocuklar; kendi çocuklarınız), bulüğ’a erdiklerinde, onlardan öncekilerin (büyüklerin; bulüğ’a ermiş insanların) izin istedikleri gibi izin istesinler... Allah ayetlerini böylece açıklıyor... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَاء اللَّاتِي لَا يَرْجُونَ نِكَاحاً فَلَيْسَ عَلَيْهِنَّ جُنَاحٌ أَن يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِزِينَةٍ وَأَن يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَّهُنَّ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
60-) Vel kavaıdü minen nisaillatiy la yercune nikahan feleyse aleyhinne cünahun en yeda'ne siyabehünne ğayre müteberricatin Bi ziynetin, ve en yesta'fifne hayrun lehünn* vAllahu Semiy’un Aliym;
Nikah umudu kalmamış (evlenme-cinsellik arzusu duymayan) kadınlardan (yaşlılık dolayısıyla) oturup kalmışlar, (B sırrınca) ziynetlerini göstermek (çekicilik-ilgi izhar etmek) maksadıyla ortalıkta gezip dolaşmamaları haricinde, elbiselerini bırakmalarında kendileri üzerine bir günah yoktur... (Ancak) iffet etmeleri kendileri için daha hayırlıdır... Allah Semi’dir, Aliym’dir.
لَيْسَ عَلَى الْأَعْمَى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى أَنفُسِكُمْ أَن تَأْكُلُوا مِن بُيُوتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ آبَائِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أُمَّهَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ إِخْوَانِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخَوَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَعْمَامِكُمْ أَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخْوَالِكُمْ أَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ أَوْ مَا مَلَكْتُم مَّفَاتِحَهُ أَوْ صَدِيقِكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَأْكُلُوا جَمِيعاً أَوْ أَشْتَاتاً فَإِذَا دَخَلْتُم بُيُوتاً فَسَلِّمُوا عَلَى أَنفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِّنْ عِندِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُون
61-) Leyse alel a'ma harecün ve la alel’areci harecun ve la alelmeriydı harecun ve la alâ enfüsiküm en te'külu min buyutiküm ev buyuti abaiküm ev buyuti ümmehatiküm ev buyuti ıhvaniküm ev buyuti ehavatiküm ev buyuti a'mamiküm ev buyuti ammatiküm ev buyuti ahvaliküm ev buyuti halatiküm ev ma melektüm mefatihahu ev sadıykıküm* leyse aleyküm cünahun en te'külu cemiy’an ev eştata* feiza dehaltüm buyuten fesellimu alâ enfüsiküm tehıyyeten min ındillahi mübareketen tayyibeten, kezâlike yübeyyinullahu lekümül ayati lealleküm ta'kılun;
A’ma’ya cünah (zorluk, günah) yoktur... Topal’a cünah yoktur... Hasta’ya cünah yoktur... Siz de kendi evlerinizden, yahut babalarınızın evlerinden, yahut annelerinizin evlerinden, yahut erkek kardeşlerinizin evlerinden, yahut kız kardeşlerinizin evlerinden, yahut amcalarınızın evlerinden, yahut halalarınızın evlerinden, yahut dayılarınızın evlerinden, yahut teyzelerinizin evlerinden, yahut anahtarlarına malik olduğunuz (kimselerin evlerinden), yahut dostlarınız (ın evlerinden) yemenizde bir cünah yoktur... Toplu halde yahut ayrı ayrı yemenizde de sizin üzerinize bir cünah yoktur... Evlere girdiğinizde, Allah indinden mübarek, tayyib bir tahıyye (selamlama, farkında olma) ile kendinize selam verin... İşte böylece Allah sizin için ayetleri (ni) açıklıyor ki akledesiniz.
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِذَا كَانُوا مَعَهُ عَلَى أَمْرٍ جَامِعٍ لَمْ يَذْهَبُوا حَتَّى يَسْتَأْذِنُوهُ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ فَإِذَا اسْتَأْذَنُوكَ لِبَعْضِ شَأْنِهِمْ فَأْذَن لِّمَن شِئْتَ مِنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمُ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
62-) İnnemel mu'minunelleziyne amenu Billahi ve RasûliHİ ve iza kânu meahu alâ emrin camiın lem yezhebu hatta yeste'zinuh* innelleziyne yeste'zinuneke ülaikelleziyne yu'minune Billahi ve RasûliHİ, feizeste'zenuke li ba'dı şe'nihim fe'zen limen şi'te minhüm vestağfir lehümullah* innAllahe Ğafurun Rahıym;
Mü’minler ancak şol kimselerdir ki, (B-sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne iman ederler...O’nunla (Rasûl ile) beraber cami’ bir iş (ilahi bir iş; herkesi ilgilendiren bir iş; beraberce bir iş) üzere olduklarında O’ndan izin istemedikçe çekip gitmezler... Muhakkak ki (Rasûlüm) senden izin isteyenler var ya, işte onlar (B-sırrıyla) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne iman edenlerdir... Bazı şe’nleri (işleri, halleri) dolayısıyla senden izin istediklerinde, onlardan dilediğin kimseye izin ver ve onlar için Allah’dan mağfiret dile... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
لَا تَجْعَلُوا دُعَاء الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَاء بَعْضِكُم بَعْضاً قَدْ يَعْلَمُ اللَّهُ الَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنكُمْ لِوَاذاً فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
63-) La tec'alu dua’erRasûli beyneküm keduai ba'dıküm ba'da* kad ya'lemullahulleziyne yetesellelune minküm livazâ* fel yahzerilleziyne yuhalifune an emrihi en tusıybehüm fitnetün ev yusıybehüm azâbün eliym;
Rasûlullah’ın duası’nı (çağrısını) aranızda bazınızın bazınıza duası (çağrısı) gibi kılmayın (çünkü O’nun duası (çağrısı) Hakk’dır, muhakkak icabet edin; geçerlidir, dikkat edin/ veya: Rasûlullah’ı aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın; ‘Ya Muhammed’, ‘Ya Ahmed’, ‘ya Ebel Kasım’, gibi ismi-künyesi ile hitab ederek seslenmeyin; saygı ve edeb ile “Ya RasûlAllah” diye ve uygun ses tonu ile çağırın!.. Hucurat: 2?)... Allah sizden, birbirinin arkasına gizlenip, gizlice sıvışarak gidenleri bilir... Artık O’nun (Rasûlullah’ın) emrine muhalefet edenler, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden yahut elim bir azabın isabet etmesinden hazer etsinler (çekinsinler).
أَلَا إِنَّ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ قَدْ يَعْلَمُ مَا أَنتُمْ عَلَيْهِ وَيَوْمَ يُرْجَعُونَ إِلَيْهِ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
64-) Ela inne Lillahi ma fiys Semavati vel Ard* kad ya'lemu ma entüm aleyh* ve yevme yurceune ileyhi feyünebbiuhüm Bi ma amilu* vAllahu Bi külli şey'in Aliym;
Dikkat edin!... Muhakkak ki Semavat’ta ve Arz’da ne var ise Allah’ındır (O’nun Esması’nın bir zuhurudur; dilediği manaları açığa çıkarsın diye yoktan yaratmıştır) !... Sizin ne (hal) üzere olduğunuzu gerçekten bilir... O’na rücu’ ettirilecekleri gün onlara ne yaptıklarını (B sırrınca) haber verecektir... Allah herşeyi (B sırrınca; şeylerin hakikatı-kendisi olarak herşeyi) Aliym’dir.

 


25. FURKAN SÛRESİ      الفرقان
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيراً
1-) Tebarekelleziy nezzelel Furkane alâ abdiHİ li yekûne lil alemiyne neziyra;
Ne yücedir O (Allah) ki, alemler (tüm insanlar) için bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkan’ı indirdi.
الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَداً وَلَمْ يَكُن لَّهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدِيراً
2-) Elleziy leHU Mülküs Semavati vel Ardı velem yettehız veleden ve lem yekün leHU şeriykün fiyl mülki ve haleka külle şey'in fekadderahu takdiyra;
Ki, Semavat’ın ve Arz’ın mülkü O’nundur... Bir çocuk edinmemiştir... Mülk’te ortağı yoktur O’nun... Herşey’i yaratmış, onu takdir etmiştir (her şey bir ölçü-terkib ile vardır).
وَاتَّخَذُوا مِن دُونِهِ آلِهَةً لَّا يَخْلُقُونَ شَيْئاً وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ ضَرّاً وَلَا نَفْعاً وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتاً وَلَا حَيَاةً وَلَا نُشُوراً
3-) Vettehazu min duniHİ aliheten la yahlükune şey’en ve hüm yuhlekune ve la yemlikune li enfüsihim darren ve la nef’an ve la yemlikûne mevten ve la hayaten ve la nüşura;
 (Gerçek böyle iken) O’nun gayrından (O’nu bırakıp), bir şey yaratmayan, kendileri yaratılan, kendi nefsleri için bir zarar ve faydaya malik olmayan, bir ölüm’e, bir hayat’a ve bir nüşur’a (kabir’den kalkıp dikiliş’e; uyanıp ayağa kalkışa; aslına dönüş’e) da malik olmayan ilahlar edindiler.
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا إِفْكٌ افْتَرَاهُ وَأَعَانَهُ عَلَيْهِ قَوْمٌ آخَرُونَ فَقَدْ جَاؤُوا ظُلْماً وَزُوراً
4-) Ve kalelleziyne keferû in hazâ illâ ifkünifterahu ve eanehu aleyhi kavmün aharun* fekad cau zulmen ve zura;
Kafir olanlar dediler ki: “Bu ancak O’nun uydurduğu bir ifk (yalan) tir... Başka bir kavim de bunun (bu ifk) üzerine O’na iane’de (yardımda) bulunmuştur”... Hakikaten bir zulüm ve bir zur (yalan, yalan şahidlik) irtikab ettiler.
وَقَالُوا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ اكْتَتَبَهَا فَهِيَ تُمْلَى عَلَيْهِ بُكْرَةً وَأَصِيلا
5-) Ve kalu esatıyrul evveliynektetebeha fehiye tümla aleyhi bükreten ve asıyla;
Ve dediler ki: “(Bu,) Onları (kendisinin) iktitab ettiği (istinsah ettiği, onlardan kopya yaptığı; kaydettiği) öncekilerin usture’leridir (satır satır yazılmış masalları, mitolojileridir)... Nitekim sabah-akşam o O’na yazılması için söyleniyor”.
قُلْ أَنزَلَهُ الَّذِي يَعْلَمُ السِّرَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ كَانَ غَفُوراً رَّحِيماً
6-) Kul enzelehülleziy ya'lemüssirra fiys Semavati vel Ard* inneHU kâne Ğafuran Rahıyma;
De ki: “O’nu Semavat’taki ve Arz’daki sırrı bilen inzal etti... Muhakkak ki O Ğafur’dur, Rahıym’dir”.
وَقَالُوا مَالِ هَذَا الرَّسُولِ يَأْكُلُ الطَّعَامَ وَيَمْشِي فِي الْأَسْوَاقِ لَوْلَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُ نَذِيراً
7-) Ve kalu mali hazer Rasûli ye'külüt taame ve yemşi fiyl esvak* levla ünzile ileyhi melekün feyekûne maahu neziyra;
Dediler ki: “Bu nasıl Rasûl’dür ki, taam (yemek) yiyor ve çarşılarda gezip dolaşıyor... O’na, bir melek inzal edilmeli, beraberinde bir neziyr (uyarıcı) olmalı değil miydi?”.
أَوْ يُلْقَى إِلَيْهِ كَنزٌ أَوْ تَكُونُ لَهُ جَنَّةٌ يَأْكُلُ مِنْهَا وَقَالَ الظَّالِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلاً مَّسْحُوراً
8-) Ev yülka ileyhi kenzün ev tekûnü lehu cennetün ye'külü minha* ve kalez zalimune in tettebiune illâ racülen meshura;
“Yahut O’na bir hazine ilka olunmalı (verilmeli), yahut ondan yiyeceği bir cenneti (bahçesi) olmalı (değil miydi?)”... Zalimler dediler ki: “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz”.
انظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْأَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلا
9-) Ünzur keyfe darebu lekel emsâle fedallu fela yestetıy'une sebiyla;
Bak senin için nasıl benzetmeler yaptılar da bu sebeple saptılar!... Artık (Hakikata götüren, işe yarar) bir yol bulamazlar (Sensiz yol yoktur).
تَبَارَكَ الَّذِي إِن شَاء جَعَلَ لَكَ خَيْراً مِّن ذَلِكَ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَيَجْعَل لَّكَ قُصُوراً
10-) Tebarekelleziy inşae ceale leke hayren min zâlike cennatin tecriy min tahtihel enharu, ve yec'al leke kusura;
Ne Yücedir O ki, dilerse sana bundan daha hayırlısını, altlarından nehirler akan cennetleri oluşturur ve senini için köşkler (makamlar) yapar.
بَلْ كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ وَأَعْتَدْنَا لِمَن كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَعِيراً
11-) Bel kezzebu Bis saati ve a'tedna limen kezzebe Bissaati seıyra;
Fakat onlar o saat’ı (kiyameti) da (B sırrınca) yalanladılar... O Saat’ı (B sırrınca) yalanlayanlara Saıyr’i (alevli bir ateş) hazırladık.
إِذَا رَأَتْهُم مِّن مَّكَانٍ بَعِيدٍ سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظاً وَزَفِيراً
12-) İza raethüm min mekanin baıydin semiu leha teğayyuzan ve zefiyra;
 (O alevli ateş) onları uzak mekan’dan gördüğünde, (onlar) onun kaynayan öfkesini ve zefir (şiddetli-horultulu nefes veriş, uğultu sesi)’ini işitirler.
وَإِذَا أُلْقُوا مِنْهَا مَكَاناً ضَيِّقاً مُقَرَّنِينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُوراً
13-) Ve iza ülku minha mekanen dayyikan mükarreniyne deav hünalike sübura;
Mukarraniyn (bağlanmış nesneler) olarak oradan dar bir mekana ilka edildiklerinde (atıldıklarında), orada: “Sübura= yetiş ey ölüm!” diye çağırırlar.
لَا تَدْعُوا الْيَوْمَ ثُبُوراً وَاحِداً وَادْعُوا ثُبُوراً كَثِيراً
14-) La ted'ul yevme süburen vahıden ved'u süburen kesiyra;
 “Bugün bir ölüm temenni edip çağırmayın, bir çok ölüm çağırın!” (denilir).
قُلْ أَذَلِكَ خَيْرٌ أَمْ جَنَّةُ الْخُلْدِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ كَانَتْ لَهُمْ جَزَاء وَمَصِيراً
15-) Kul ezâlike hayrun em cennetül huldilletiy vuıdel müttekun* kânet lehüm cezaen ve masıyra;
De ki: “Bu mu daha hayırlıdır yoksa muttekiykere va’dolunan Huld (ebedilik, sonsuzluk) Cenneti mi?... (O cennet) onlar için bir ceza (mükafat) ve dönüş yeridir”.
لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَاؤُونَ خَالِدِينَ كَانَ عَلَى رَبِّكَ وَعْداً مَسْؤُولا
16-) Lehüm fiyha ma yeşaune halidiyn* kâne alâ Rabbike va'den mes'ula;
Onlar (korunanlar) için orada (huld cennetinde) - (orada) ebedi kalıcılar olarak- diledikleri herşey vardır... (Bu) Rabbinin üzerine (olan) mes’ul bir vaad’dır.
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ فَيَقُولُ أَأَنتُمْ أَضْلَلْتُمْ عِبَادِي هَؤُلَاء أَمْ هُمْ ضَلُّوا السَّبِيلَ
17-) Ve yemve yahşuruhüm ve ma ya'budune min dunillahi feyekulü eentüm adleltüm ıbadiy haülai em hüm dallüs sebiyl;
 (Rabbin) onları ve Allah’dan başka kulluk yaptıkları şeyleri haşredeceği gün, der ki: “Benim kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa onlar mı yol (enfüslerinden hakikatlerine varan; Rablerini tanıma-yakiyne erme; fena, İslam)’dan saptılar?”.
قَالُوا سُبْحَانَكَ مَا كَانَ يَنبَغِي لَنَا أَن نَّتَّخِذَ مِن دُونِكَ مِنْ أَوْلِيَاء وَلَكِن مَّتَّعْتَهُمْ وَآبَاءهُمْ حَتَّى نَسُوا الذِّكْرَ وَكَانُوا قَوْماً بُوراً     

18-) Kalu subhaneKE ma kâne yenbeğıy lena en nettehıze min duniKE min evliyae ve lâkin metta'tehüm ve abaehüm hatta nesüzZikr* ve kânu kavmen bura;
 (Kulluk yaptıkları nesneler) dediler ki: “Subhansın sen!.. Senin gayrından veli’ler edinmek bizim için olur şey değildir... Fakat sen onları ve onların babalarını metalandırdın (faydalandırdın, nimetlendirdin; bedene, dünyaya düştüler)... Nihayet Zikri unuttular... Ve helak olan bir kavim oldular”.
فَقَدْ كَذَّبُوكُم بِمَا تَقُولُونَ فَمَا تَسْتَطِيعُونَ صَرْفاً وَلَا نَصْراً وَمَن يَظْلِم مِّنكُمْ نُذِقْهُ عَذَاباً كَبِيراً
19-) Fekad kezzebuküm Bima tekulune fema testetıy'une sarfen ve la nasra* ve men yazlim minküm nüzıkhu azâben kebiyra;
 (Allah’dan gayrına kulluk yapanlara da): “İşte (ma’budlarınız,) söylemeniz (onları ilah edinmeniz itibarı) ile (bile) sizi (B sırrınca) gerçekten yalanladılar... Artık ne (azabı) sarf’a (kendinizden savmaya) ve ne de nasr’a (yardıma) güç yetiremezsiniz... Sizden kim zulmederse, ona büyük bir azab tattırırız”.
وَما أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ إِلَّا إِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْأَسْوَاقِ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةً أَتَصْبِرُونَ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيراً
20-) Ve ma erselna kableke minel murseliyne illâ innehüm leye'külunet taame ve yemşune fiyl esvak* ve cealna ba'daküm li ba'din fitneten, etasbirun* ve kâne Rabbüke Basıyra;
Senden önce murseliyn’den irsal ettiklerimiz (Rasûller) de elbette taam (yemek) yerler ve çarşılarda gezip dolaşırlar (dı)... Bazınızı bazınız için bir fitne (imtihan) kıldık... Sabredecek misiniz (diye) ?.. Senin Rabbin Basıyr’dir.


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal