Kur'an ve meali(cüz'lü) => Kuran-ı Kerim Sureler => Konuyu başlatan: admin üzerinde Ocak 04, 2011, 02:08:48 ÖÖ



Konu Başlığı: 006. EN'ÂM SÛRESİ
Gönderen: admin üzerinde Ocak 04, 2011, 02:08:48 ÖÖ
  6.  EN'ÂM SÛRESİ     الانعا
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM

الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ
1-) Elhamdu Lillahilleziy halekas Semavati vel Arda ve cealez zulümati venNur* sümmelleziyne keferu Bi Rabbihim ya'dilun;
Hamd, Semavat ve Arz’ı halkeden, karanlıkları ve Nur’u var kılan (mevcudat sûretlerinde açığa çıkan tüm kuvve ve sıfatların sahibi) Allah’a aittir... Sonra, kafir olanlar (gerçeği reddedenler) (Bi-) Rablerine denk tutarlar (O’nun dışında varlıklar zannedip, O’nun yanısıra başka varlık sayarlar).
هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ طِينٍ ثُمَّ قَضَى أَجَلًا وَأَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ ثُمَّ أَنْتُمْ تَمْتَرُونَ

2-) HUvelleziy halekaküm min tıynin sümme kada ecela* ve ecelün müsemmen ındeHU sümme entüm temterun;

O (Allah’tır) ki sizi tiyn’den (balçıktan; atom boyutundan) halketti sonra bir ecel (ilmi sûret) kaza etti (hükmetti)... Ecel-i Müsemma (belirlenmiş, takdir edilmiş ecel) O’nun indindedir... (Bütün bunlardan) sonra (kudret-i ilahiyyenin sonucu olan realitenize rağmen) hala şüphe ediyorsunuz.
وَهُوَ اللَّهُ فِي السَّمَوَاتِ وَفِي الْأَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ
3-) Ve HUvAllahu fiys Semavati ve fiyl Ard* ya'lemü sirraküm ve cehreküm ve ya'lemü ma teksibun;
O’dur Semavat’ta ve Arz’da (tek vech-tek vücud) Allah... Bilir sırrınızı da açığınızı da... Ne kazanmakta olduğunuzu da bilir.
وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ ءَايَةٍ مِنْ ءَايَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ
4-) Ve ma te'tiyhim min ayetin min ayati Rabbihim illâ kânu anha mu'ridıyn;
Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
فَقَدْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ أَنْبَاءُ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
5-) Fekad kezzebu Bil hakkı lemma caehüm* fesevfe ye'tiyhim enbaü ma kânu Bihi yestehziun;
Böylece (Bi-) Hakk’ı, kendilerine geldiği anda yalanladılar... Fakat (B gerçeğince) alay etmekte olduklarının haberleri yakında onlara gelecek.
أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَأَرْسَلْنَا السَّمَاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًا وَجَعَلْنَا الْأَنْهَارَ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَأَنْشَأْنَا
6-) Elem yerav kem ehlekna min kablihim min karnin mekkennahüm fiyl Ardı ma lem nümekkin leküm ve erselnesSemae aleyhim midrara* ve cealnel enhare tecriy min tahtihim feehleknahüm Bi zünubihim ve enşe'na min ba'dihim karnen ahariyn;
Görmediler mi ki, onlardan önce nice karn (nesil, medeniyet) helak ettik... (Üstelik) onları, sizi muktedir kılmadığımız bir şekilde Arz’da yerleştirmiş, Sema’yı bol yağmurlu bir bulut olarak üzerlerine irsal etmiş; ve nehirleri altlarından akar hale getirmiştik... (Hal böyle iken) onların günahları ile (B gerçeğince) onları helak ettik ve onlardan sonra başka bir karn (nesil) inşa ettik.
وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا فِي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِأَيْدِيهِمْ لَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ
7-) Ve lev nezzelna aleyke Kitaben fiy kırtasin felemesuhu Bi eydiyhim lekalelleziyne keferu in haza illâ sıhrun mübiyn;
Eğer biz sana kağıt’ta (yazılı) bir kitab indirseydik de o’na kendileri (Bi-) elleriyle dokunsalardı, elbette kafir olanlar (gerçeği reddenler; hakikatlarından perdeliler) yine: “Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir” derlerdi.
وَقَالُوا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌ وَلَوْ أَنْزَلْنَا مَلَكًا لَقُضِيَ الْأَمْرُ ثُمَّ لَا يُنْظَرُونَ
8-) Ve kalu lev la ünzile aleyhi melek* ve lev enzelna meleken lekudıyel emru sümme la yunzarun;
“O’nun üzerine bir melek indirilmeli değilmiydi? (yani Hz.Rasûlullah’a dışdan bir melek gelmeli idi?)”, dediler... Eğer (öyle) bir melek inzal etseydik iş bitirilmiş olurdu... Sonra kendilerine bakılmazdı/mühlet verilmezdi (bile).
وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَجَعَلْنَاهُ رَجُلًا وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِمْ مَا يَلْبِسُونَ
9-) Ve lev cealnahu meleken lecealnahu racülen ve lelebesna aleyhim ma yelbisun;
Eğer O’nu (Hz.Rasûlullah’ı) bir melek kılsaydık, (algılayabilmeniz için) gene de O’nu elbette bir recul (beşer sûretinde bir adam) yapardık... Ve onları (içine) düşmüş oldukları iltibasa gene düşürürdük (o melek’e de <bu bizim gibi bir beşer> derlerdi!?).
وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
10-) Ve lekadistühzie Bi Rusulin min kablike fehaka Billeziyne sehıru minhüm ma kânu Bihi yestehziun;
(Rasûlüm) andolsun ki senden önce de (Bi-) Rasûller ile alay edildi... Fakat onlardan alay edenleri, alay ettikleri şey (B gerçeğince) kuşatıverdi.
قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
11-) Kul siyru fiyl Ardı sümmenzuru keyfe kâne akıbetül mükezzibiyn;
De ki: “Arz’da seyredin (dolaşın) da, yalanlayanların akibeti nasıl oldu, bir bakın”.
قُلْ لِمَنْ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ قُلْ لِلَّهِ كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
12-) Kul li men ma fiys Semavati vel Ard* kul Lillah* ketebe alâ nefsiHİr rahmete, le yecmeanneküm ila yevmil kıyameti la raybe fiyh* elleziyne hasiru enfüsehüm fehüm la yu'minun;
De ki: “Semavat ve Arz’da olanlar kimindir?”... De ki: “Allah’ındır (Allah’a ait özelliklerin, Allah ahlakının açığa çıkması için B sırrınca yoktan yarattıklarıdır)”... (O) rahmeti nefsi üzerine yazmıştır... (O) sizi kendisinde hiç şüphe olmayan kıyamet gününde cem’edecektir... Nefslerini hüsrana uğratanlar (var ya), işte onlar iman etmezler (sünnetullah’a uymayan zevklerle kayıtlanmaları dolayısıyla cem’den mahcubturlar).
وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
13-) Ve leHU ma sekene fiyl leyli vennehar* ve HUves Semiy’ul ‘Alîym;
Gece’de ve gündüz’de iskan eden (barınan, yeralan) ne varsa O’nundur (O’nun isimlerinin tecellisinden başka bir şey değildir)... O’dur Semi’, Aliym.
قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُ قُلْ إِنِّي أُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
14-) Kul eğayrAllahi ettehızü veliyyen Fatıris Semavati vel Ardı ve HUve yut'ımu ve la yut'am* kul inniy ümirtü en ekûne evvele men esleme ve la tekûnenne minel müşrikiyn;
De ki: “Semavat ve Arz’ın Fatırı olan ve O besleyip-doyuran, kendisi beslenmeyen Allah’dan ğayrını mı Veliy edineyim?”... “Ben İslam olanların ilki olmakla emrolundum”, de ve sakın müşriklerden olma.
قُلْ إِنِّي أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
15-) Kul inniy ehafü in asaytü Rabbiy azabe yevmin azîym;
De ki: “Eğer Rabbime ısyan edersem, gerçekten ben aziym gün’ün azabından korkarım”.
مَنْ يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُ وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ
16-) men yusraf anhu yevmeizin fekad rahımehu, ve zâlikel fevzül mübiyn;
O gün kimden o (azab) çevrilip savılırsa, hakikaten ona (Allah) rahmet etmiştir... İşte apaçık kurtuluş budur.
وَإِنْ يَمْسَسْكَ اللَّهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُ إِلَّا هُوَ وَإِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

17-) Ve in yemseskâllahu Bidurrin fela kâşife lehu illâ HU* ve in yemseske Bihayrin feHUve alâ külli şey'in Kadiyr;

Allah sana (B sırrınca) bir zarar dokundurursa, onu O’ndan başka keşfedecek (açacak) yoktur... Eğer sana (B sırrınca) bir hayır dokundurursa, (muhakkak) O her şeye Kadiyr’dir (dilediğini yapabilir).
وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ

18-) Ve HUvel Kahiru fevka ıbadiHİ, ve HUvel Hakiymül Habîyr;

O‘dur, kullarının fevkınde (üstünde) Kaahir... O’dur, Hakiym, Habir.
قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادَةً قُلِ اللَّهُ شَهِيدٌ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْءَانُ لِأُنْذِرَكُمْ بِهِ وَمَنْ بَلَغَ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللَّهِ ءَالِهَةً أُخْرَى قُلْ لَا أَشْهَدُ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَه
19-) Kul eyyü şey'in ekberu şehadeten, kulillahu Şehiydun beyniy ve beyneküm ve uhıye ileyye hazel Kur’anu liünziraküm Bihi ve men belağ* einneküm le teşhedune enne meAllahi aliheten uhra* kul la eşhed* kul innema HUve ilahun vahidün ve inneniy beriyün mimma tüşrikûn;
De ki: “Şahidlik bakımından hangi şey daha büyüktür?”... De ki: “Benimle sizin aranızda Allah şahid’dir... Şu Kur’an bana vahyolundu ki (Bi-) O’nunla sizi ve ulaştığı (her) kimseyi uyarayım... (Yoksa) siz gerçekten Allah yanısıra başka ilahlar bulunduğuna şahitlik ediyormusunuz?”... De ki: “Ben (buna) şahitlik etmem”... De ki: “O, İlah’un Vahid’dir... Ve doğrusu ben, sizin ortak koştuğunuz şeylerden beriyim”.
الَّذِينَ ءَاتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمُ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

20-) Elleziyne ateynahümül Kitabe ya'rifunehu kema ya'rifune ebnaehüm* elleziyne hasiru enfüsehüm fehüm la yu'minun;

O kendilerine Kitab verdiklerimiz var ya, O’nu (Hz.Rasûlullah’ı) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar... Nefslerini hüsrana uğratanlar (var ya), işte onlar iman etmezler.
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ
21-) Ve men azlemü mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe Bi ayatiHİ, innehu la yüflihuz zalimun;
Allah üzerine yalan (zat) uydurandan yahut O’nun ayetlerini (sıfatlarını, B sırrınca) yalanlayandan daha zalim kimdir?.. Şu muhakkak ki zalimler (şirk koşanlar) felaha eremez.
وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشْرَكُوا أَيْنَ شُرَكَاؤُكُمُ الَّذِينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ
22-) Ve yevme nahşüruhüm cemiy’an sümme nekulü lilleziyne eşrekû eyne şürekaükümülleziyne küntüm tez'umun;
Cem’ian onları haşredip, sonra da şirk koşanlara “zannettiğiniz ortaklarınız nerede?” dediğimiz gün.
ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ إِلَّا أَنْ قَالُوا وَاللَّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ
23-) Sümme lem tekün fitnetühüm illâ en kalu vAllahi Rabbina ma künna müşrikiyn;
Sonra onların “Rabbimiz olan Allah’a yemin olsun ki biz müşriklerden olmadık” demelerinden başka bir fitneleri olmaz.
انْظُرْ كَيْفَ كَذَبُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
24-) Ünzur keyfe kezebu alâ enfüsihim ve dalle anhüm ma kânu yefterun;
Kendi nefsleri aleyhine nasıl yalan söylediklerine ve (tanrı olarak) uydurdukları (hayallerinde vücud verdikleri, kendileri yanısıra var zannettikleri) şeylerin nasıl da onlardan kaybolup gittiğine bir bak.
وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ وَجَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَنْ يَفْقَهُوهُ وَفِي ءَاذَانِهِمْ وَقْرًا وَإِنْ يَرَوْا كُلَّ ءَايَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَا حَتَّى إِذَا جَاءُوكَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا أَس
25-) Ve minhüm men yestemiu ileyke, ve cealna alâ kulubihim ekinneten en yefkahuhu ve fiy azanihim vakra* ve in yerav külle ayetin la yu'minu Biha* hatta iza cauke yücadiluneke yekulülleziyne keferu in haza illâ esatıyrul evveliyn;
Onlardan seni dinleyenler vardır... (Fakat) biz O’nu anlamalarına engel kalblerinin üstüne perdeler, kulaklarının içine de ağırlık koyduk... Her ayeti görseler yine onlara (B sırrınca) iman etmezler... Hatta sana geldiklerinde seninle tartışırlar da... Kafir olanlar şöyle derler: “Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değil”.
وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْأَوْنَ عَنْهُ وَإِنْ يُهْلِكُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
26-) Ve hüm yenhevne anhü ve yen'evne anhü, ve in yühlikûne illâ enfüsehüm ve ma yeş'urun;
Onlar hem O’ndan (Hz.Rasûlullah’dan) engellerler hem de (kendileri) O’ndan uzaklaşırlar... (Başka değil) ancak kendi nefslerini helak ediyorlar, ama şuurunda/farkında değiller.
وَلَوْ تَرَى إِذْ وُقِفُوا عَلَى النَّارِ فَقَالُوا يَالَيْتَنَا نُرَدُّ وَلَا نُكَذِّبَ بِآيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
27-) Velev tera iz vukıfu alennari fekalu ya leytena nureddü ve la nükezzibe Bi ayati Rabbina ve nekûne minel mu’miniyn;
(Onlar) Nar üzerinde (kayıtlılık boyutunda) durduruldukları vakit: “Keşke geri döndürülsek, Rabbimizin ayetlerini (B sırrınca) yalanlamasak (Rabbani özellikleri, kuvvelerimizi farketsek) ve mü’minlerden olsak” dediklerini bir görsen.
بَلْ بَدَا لَهُمْ مَا كَانُوا يُخْفُونَ مِنْ قَبْلُ وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
28-) Bel beda lehüm ma kânu yuhfune min kablu, ve lev ruddu leadu lima nühu anhü ve innehüm lekazibun;
Hayır, önceden gizliyor oldukları kendilerine zahir oldu... Eğer geri döndürülseler elbette (gene) nehyolunduklarına (mevcud özelliklerine, amellerine) geri dönerlerdi... Şüphesiz ki onlar yalancılardır.
وَقَالُوا إِنْ هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ

29-) Ve kalu in hiye illâ hayatüned dünya ve ma nahnü Bi meb'usiyn;

Dediler ki: “Dünya hayatımızdan başka (bir hayat) yoktur... Biz (Bi-) ba’solunacaklar da değiliz”.
وَلَوْ تَرَى إِذْ وُقِفُوا عَلَى رَبِّهِمْ قَالَ أَلَيْسَ هَذَا بِالْحَقِّ قَالُوا بَلَى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
30-) Velev tera iz vukıfu alâ Rabbihim* kale eleyse hâza BilHakk* kalu bela ve Rabbina* kale fezukul azabe Bi ma küntüm tekfürun;
(Kıyamet’te) Rableri üzerinde durduruldukları vakit (onları) bir görsen!.. “(Bi-) Hak değil miymiş bu (ba’s, haşr, lıka) ?”, dedi... “Evet, Rabbimize kasem olsun (ki hakmış)”, dediler... “O halde kafir olmanızdan dolayı (B sırrınca) tadın azabı”, buyurur.
قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِلِقَاءِ اللَّهِ حَتَّى إِذَا جَاءَتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُوا يَاحَسْرَتَنَا عَلَى مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ أَوْزَارَهُمْ عَلَى ظُهُورِهِمْ أَلَا سَاءَ مَا يَزِرُونَ
31-) Kad hasiralleziyne kezzebu Bi Lıkaillah* hatta iza caethümüs saatü bağteten kalu ya hasretena alâ ma ferratna fiyha, ve hüm yahmilune evzarehüm alâ zuhurihim* ela sae ma yezirun;
Allah’a lıka (kavuşma)’yı (B gerçeğince) yalanlayanlar (yani, Allah’ın varlığında açığa çıkışını yaşamayı yalanlayanlar) gerçekten hüsrana uğradılar... Nihayet O SAAT ansızın kendilerine geldiğinde, günahlarını/yüklerini sırtlarına yüklenmiş olarak şöyle dediler: “Orada (vefattan önce, dünyada) ki tefridimiz (yetersiz çalışmalarımız, zayıf ve eksik kalmamız) dolayısıyla vay hasretimize (telafisi mümkün olmayan temennimize)”... Dikkat edin, yüklendikleri ne kötüdür!.
وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الْآخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
32-) Ve melhayatüd dünya illâ leibun ve lehv* ve leddarul ahıretü hayrun lilleziyne yettekun* efela ta'kılun;
Dünya hayatı (en aşağı hayat) bir oyun (o halde oyunu kurallarına göre oynamalı, boşa değil?) ve eğlence (oyun kadar ciddiye al)’den başka bir şey değildir... Bilfiil korunanlar için ahiret yurdu (ruhani boyut) elbette daha hayırlıdır... Hala akletmeyecek misiniz?.
قَدْ نَعْلَمُ إِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذِي يَقُولُونَ فَإِنَّهُمْ لَا يُكَذِّبُونَكَ وَلَكِنَّ الظَّالِمِينَ بِآيَاتِ اللَّهِ يَجْحَدُونَ
33-) Kad na'lemü innehu le yahzünükelleziy yekulune feinnehüm la yükezzibuneke ve lakinnez zalimiyne Bi ayatillahi yechadun;
Onların söylediklerinin seni mahzun ettiğini hakikaten biliyoruz... Gerçek şu ki onlar (aslında) seni yalanlamıyorlar; lakin o zalimler bile bile (B gerçeğince) Allah ayetlerini inkar ediyorlar (zahir olan ilim ve sıfatlar Allah’a ait).
وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ فَصَبَرُوا عَلَى مَا كُذِّبُوا وَأُوذُوا حَتَّى أَتَاهُمْ نَصْرُنَا وَلَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللَّهِ وَلَقَدْ جَاءَكَ مِنْ نَبَإِ الْمُرْسَلِينَ
34-) Ve lekad küzzibet Rusulün min kablike fesaberu alâ ma küzzibu ve uzu hatta etahüm nasruna* ve la mübeddile li Kelimatillah* ve lekad caeke min nebeil murseliyn;
Andolsun ki senden önce de Rasûller yalanlanmıştı... Nusretimiz kendilerine gelinceye kadar yalanlanmalarına ve eziyyet edilmelerine sabrettiler... Allah kelimelerini (fıtratları) tebdil edecek/değiştirecek yoktur... Andolsun ki irsal olunanların haberinden bir kısmı sana gelmiştir.
وَإِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَنْ تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الْأَرْضِ أَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَاءِ فَتَأْتِيَهُمْ بِآيَةٍ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلِينَ
35-) Ve in kâne kebüre aleyke ı'raduhüm feinisteta'te en tebteğıye nefekan fiyl Ardı ev süllemen fiys Semai fe te'tiyehüm Bi ayetin, ve lev şaAllahu le cemeahüm alel hüda fela tekûnenne minel cahiliyn;
Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse; haydi kudretin varsa, arza bir delik yahut semâya bir merdiven ara ki onlara oradan bir mucize getir (de iman etsinler)! Eğer Allâh dileseydi elbette onları hakikat üzere toplardı... Öyle ise sakın cahillerden olma!
إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ ثُمَّ إِلَيْهِ يُرْجَعُونَ
36-) İnnema yesteciybülleziyne yesmeun* vel mevta yeb'asühümullahu sümme ileyhi yurceun;
(Rasul’den olan da’veti) Ancak işitenler (anlayanlar) icabet eder... Ölülere gelince, Allah onları ba’seder, sonra O’na rücu’ olunurlar.
وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ ءَايَةٌ مِنْ رَبِّهِ قُلْ إِنَّ اللَّهَ قَادِرٌ عَلَى أَنْ يُنَزِّلَ ءَايَةً وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
37-) Ve kalu levla nüzzile aleyhi ayetün min Rabbih* kul innAllahe Kadirun alâ en yünezzile ayeten ve lâkinne ekserehüm la ya'lemun;
Dediler ki: “O’na Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya”... De ki: “Muhakkak ki Allah bir ayet (mucize) indirmeye Kaadir’dir... Ama onların ekseriyeti (inen ayetleri) bilmezler”.
وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّا أُمَمٌ أَمْثَالُكُمْ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ
38-) Ve ma min dabbetin fiyl Ardı ve la tairin yetıyru Bicenahayhi illâ ümemün emsalüküm* ma ferratna fiyl Kitabi min şey'in sümme ila Rabbihim yuhşerun;
Arz’da debelenir hiçbir canlı ve (B sırrınca) iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki, sizin emsaliniz ümmetler olmasınlar (mesh’e uğrayan ümmetler?)... Biz Kitab’ta hiç bir şeyi tefrid etmedik (eksik bırakmadık; mustahaklarını buldular)... Sonra (onlar) rablerine haşrolunurlar.
وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِ مَنْ يَشَأِ اللَّهُ يُضْلِلْهُ وَمَنْ يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
39-) Velleziyne kezzebu Biayatina summün ve bükmün fiyz zulümat* men yeşeillahu yudlilhu, ve men yeşe'yec'alhu alâ sıratın müstekıym;
Ayetlerimizi (B sırrınca) yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağırlar (hakikatlerini algılayamayanlar) ve dilsizlerdirler (şartlanmaları dolayısıyla anlayamayanlardır)... Allah dilediğini saptırır, dilediğini de sırat-ı müstakıym üzere kor.
قُلْ أَرَأَيْتَكُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللَّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ السَّاعَةُ أَغَيْرَ اللَّهِ تَدْعُونَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

40-) Kul eraeyteküm in etaküm azabullahi ev etetkümüssaatü eğayrAllahi ted'un* in küntüm sadikıyn;

De ki: “Gördün mü siz’i (kendinizi hiç düşündünüz mü), şayet Allah azabı yahut o saat (kiyamet) size gelse, Allah’ın gayrına mı dua eder-yakarırsınız?.. Eğer sadıklar iseniz (söyleyin)”.
بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ إِلَيْهِ إِنْ شَاءَ وَتَنْسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ
41-) Bel iyyahü ted'une feyekşifü ma ted'une ileyhi in şae ve tensevne ma tüşrikûn;
Bilakis, yalnız O’na yalvarırsınız... O da dilerse O’na yalvardığınız şeyi keşfeder (açar-giderir) ve (siz de) ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz (?).
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى أُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَأَخَذْنَاهُمْ بِالْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ

42-) Ve lekad erselna ila ümemin min kablike feehaznahüm Bil be'sai vaddarrai leallehüm yetedarreun;

Andolsun ki senden önce de ümmetlere (nebî/Rasûl) irsal ettik... Belki tazarru ederler (boyun eğerek özlerine dönerler, kalbten dua ederler) diye onları be’s (sıkıntı, darlık) ve darr (hastalık, zarar) ile (B sırrınca) yakaladık.
فَلَوْلَا إِذْ جَاءَهُمْ بَأْسُنَا تَضَرَّعُوا وَلَكِنْ قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
43-) Felevla iz caehüm be'süna tedarreu ve lâkin kaset kulubühüm ve zeyyene lehümüşşeytanu ma kânu ya'melun;
Bari be’simiz (azabımız) onlara geldiğinde tazarru etselerdi ya!.. Fakat kalbleri (üst bilinçleri) katılaştı ve şeytan (alt bilinçleri) da yaptıkları amellerini kendilerine süslü gösterdi.
فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ حَتَّى إِذَا فَرِحُوا بِمَا أُوتُوا أَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَإِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ
44-) Felemma nesu ma zükkiru Bihi fetahna aleyhim ebvabe külli şey'* hatta iza ferihu Bi ma utu ehaznahüm bağteten feizahüm mublisun;
Ne zaman ki kendilerine (B sırrıyla) hatırlatılan şeyi unuttular, onlara herşey’in (çokluğun, göreselliğin) kapılarını açtık... Nihayet (kendilerine) verilenler ile (B sırrınca) ferahlayıp şımardıklarında, onları ansızın yakaladık... Birdenbire ümitsiz kalıverdiler.
فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذِينَ ظَلَمُوا وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
45-) Fekutıa dabirul kavmilleziyne zalemu* vel Hamdu Lillahi Rabbil alemiyn;
Böylece zulmeden kavmin kökü kesildi... Hamd, alemlerin Rabbi olan (yani, dilediği manaları izhar etsinler diye bunları kendi Esmasıyla yaratan) Allah’â aittir (muayyen bir mana ile kayıtlanmaktan beridir; sonsuz özellik ve kemalat sahibidir).
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَخَذَ اللَّهُ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلَى قُلُوبِكُمْ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُمْ بِهِ انْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْآيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ
46-) Kul eraeytüm in ehazAllahu sem'aküm ve ebsareküm ve hateme alâ kulubiküm men ilahun ğayrullahi ye'tiyküm Bih* ünzur keyfe nüsarrifül ayati sümme hüm yasdifun;
De ki: “Gördünüz mü (düşünün bakalım), şayet Allah işitme (kuvve) nizi ve gözlerinizi alsa, kalblerinizi mühürlese, Allah’ın gayrı onu (B gerçeğince) size getirecek ilah kimdir?”.. Bak nasıl ayetleri tasrif ediyoruz (türlü şekillerle evirip çevirip anlatıyoruz), sonra (gene de) onlar yüz çevirip ayrılıyorlar.
قُلْ أَرَأَيْتَكُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللَّهِ بَغْتَةً أَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ إِلَّا الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ
47-) Kul eraeyteküm in etaküm azabullahi bağteten ev cehreten hel yühlekü illel kavmüz zalimun;
De ki: “Gördün mü siz’i (kendinizi düşündünüz mü?), şayet Allah azabı size ansızın veya açıkça gelse, zalimler topluluğundan başkası mı helak edilir?”.
وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ فَمَنْ ءَامَنَ وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
48-) Ve ma nursilül murseliyne illâ mübeşşiriyne ve münziriyn* femen amene ve asleha fela havfün aleyhim ve la hüm yahzenun;
Biz mürseliyn’i (irsal olunanları) ancak müjdeciler ve uyarıcılar olarak irsal ediyoruz... Artık kim iman eder ve (durumunu) ıslah eder ise, işte onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar (demek ki mürseliyn’e iman etmekten amaç Veliy olmaktır).
وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا يَمَسُّهُمُ الْعَذَابُ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ

49-) Velleziyne kezzebu Bi ayatina yemessühümül azabü Bi ma kânu yefsükun;

Ayetlerimizi (rabbani özellikleri beşeri nefs haliyle yaşayarak, B sırrınca) yalanlayanlara gelince, fasıklık etmeleri (istidatlarını köreltmeleri) dolayısıyla (B gerçeğince) onlara azab dokunacaktır.
قُلْ لَا أَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ
50-) Kul la ekulü leküm ındiy hazainullahi ve la a'lemül ğaybe ve la ekulü leküm inniy melek* in ettebiu illâ ma yuha ileyye, kul hel yestevil’ a'ma vel basıyr* efela tetefekkerun;
De ki: “Size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum... (Mutlak) gaybı da bilmem... Size <Muhakkak ki ben bir meleğim> de demiyorum... Ben ancak bana vahyolunana tabi olurum”... De ki: “A’ma ile gören müsavi olur mu?.. Hala tefekkür etmiyormusunuz?”.
وَأَنْذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَنْ يُحْشَرُوا إِلَى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُمْ مِنْ دُونِهِ وَلِيٌّ وَلَا شَفِيعٌ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
51-) Ve enzir Bihilleziyne yehafune en yuhşeru ila Rabbihim leyse lehüm min dunihî veliyyün ve la şefiy’un leallehüm yettekun;
Rablerine haşrolunmalarından korkanları O’nunla (B sırrınca) uyar... Onların O’ndan gayrı ne bir Veliy’leri ve ne de bir şefi’y’leri (şefaatçıları) vardır... Umulur ki takvayı gerçekleştirirler.
وَلَا تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَيْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِمْ مِنْ شَيْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمِينَ
52-) Ve la tatrudilleziyne yed'une Rabbehüm Bil ğadaveti vel aşiyyi yüriydune vecheHU, ma aleyke min hısabihim min şey’in ve ma min hısabike aleyhim min şey'in fetatrudehüm fetekûne minez zalimiyn;
(Sırf) O’nun vechini dileyerek, (B gerçeğince) sabah akşam Rablerine dua edenleri tard etme (huzurundan uzaklaştırma)... Onların hesabından sana bir şey/bir sorumluluk düşmediği gibi, senin hesabından da onlara bir şey düşmez ki (bu sebeple) onları tard edesin (huzurundan uzak kılasın)... (Tard edersen) o zaman zalimlersen olursun.
وَكَذَلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لِيَقُولُوا أَهَؤُلَاءِ مَنَّ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنْ بَيْنِنَا أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَعْلَمَ بِالشَّاكِرِينَ
53-) Ve kezâlike fetenna ba'dahüm Bi ba'din liyekulu ehaülai mennAllahu aleyhim min beynina* eleysAllahu Bi a'leme Bişşakiriyn;
İşte böylece onların bazısını (Bi-) bazısı ile imtihan ettik, “Allah aramızdan şunlara mı menn (lütuf) ta bulundu?”, desinler diye... Allah, şükredenleri (B sırrınca) daha iyi bilen değil midir?.
وَإِذَا جَاءَكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِنَا فَقُلْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ أَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
54-) Ve iza caekelleziyne yu'minune Bi ayatina fekul Selâmun aleyküm ketebe Rabbüküm alâ nefsiHİr rahmete, ennehu men amile minküm suen Bi cehaletin sümme tabe min ba'dihi ve asleha feenneHU Ğafurun Rahîym;
Ayetlerimize (B sırrıyla) iman edenler sana geldiklerinde de ki: “Selamun aleyküm (vehmi nefsinizden, birimsellik özelliklerinizden arının)... Rabbiniz rahmeti nefsine yazmıştır (kişilik hali azabtır)... (Bilin ki) sizden her kim Bi-cehaletle (bilmeyerek) bir kötülük işler de, sonra arkasından tevbe eder ve (halini) ıslah eder ise, muhakkak ki O (Rabbiniz) Ğafur’dur, Rahıym’dir”.
وَكَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ الْمُجْرِمِينَ
55-) Ve kezâlike nüfassılül’ ayati ve li testebiyne sebiylül mücrimiyn;
Mücrimlerin (vehmi varlıkları ile perdelenenlerin) yolu açığa çıksın diye ayetleri işte böylece tafsil ediyoruz.
قُلْ إِنِّي نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ قُلْ لَا أَتَّبِعُ أَهْوَاءَكُمْ قَدْ ضَلَلْتُ إِذًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُهْتَدِينَ
56-) Kul inniy nühiytü en a'büdelleziyne ted'une min dunillah* kul la ettebiu ehvaeküm, kad daleltü izen ve ma ene minel mühtediyn;
De ki: “Muhakkak ki ben, sizin Allah’dan gayrı çağırdıklarınıza ibadet/kulluk etmekten nehyolundum”... De ki: “Sizin hevalarınıza (felsefi inaçlarınıza, beşeri safsatalarınıza) asla uymam... O takdirde gerçekten sapmış olurum, ve ben doğru yolu bulanlardan olmam”.
قُلْ إِنِّي عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَكَذَّبْتُمْ بِهِ مَا عِنْدِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ
57-) Kul inniy alâ beyyinetin min Rabbiy ve kezzebtüm BiHİ, ma ındiy ma testa'cilune Bih* inil hukmü illâ Lillah* yekussul Hakka ve HUve hayrul fasıliyn;
De ki: “Doğrusu ben RabbİMden (olan) bir beyyine (apaçık, aydınlık delil; üst akıl) üzereyim... Ve siz O’nu (B gerçeğince) yalanladınız... Acele istediğiniz o (azab), benim yanımda değil... Hüküm ancak (herşeyi kendi Esmasıyla bir işlev üzere izhar eden, gayb ve şahadet ilminde olan) Allah’ındır... Hakkı (ancak O) kıssa eder (anlatır)... O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır”.
قُلْ لَوْ أَنَّ عِنْدِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ لَقُضِيَ الْأَمْرُ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِالظَّالِمِينَ
58-) Kul lev enne ındiy ma testa'cilune Bihi lekudiyel emru beyniy ve beyneküm* vAllahu a'lemü Bizzalimiyn;
De ki: “Eğer o (B sırrınca) acele istediğiniz benim yanımda olsaydı, benimle sizin aranızda iş bitirilmiş olurdu”... Allah zalimleri (B sırrınca) daha iyi bilir.
وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا إِلَّا هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ إِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الْأَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ
59-) Ve ındeHU mefatihul ğaybi la ya'lemuha illâ HU* ve ya'lemü ma fiyl berri vel bahr* ve ma teskutu min verakatin illâ ya'lemüha ve la habbetin fiy zulümatil Ardı ve la ratbin ve la yabisin illâ fiy Kitabin mübiyn;
Gayb’ın anahtarları O’nun indindedir (o halde gayb’a değil, O’na yönelin)... (Hiç kimse) bilmez onları, ancak O (bilir)... O bilir, Kara’da ve Deniz’de ne var ise... O’nun bilmesi dışında bir yaprak düşmez... Ne Arz’ın karanlıklarında bir habbe (tane), ne de yaş ve kuru (bir şey) yoktur ki Kitab-ı Mubiyn’de (“İNSAN”’da) bulunmasın.
وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا إِلَّا هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ إِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الْأَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ
60-) Ve HUvelleziy yeteveffaküm Bil leyli ve ya'lemü ma cerahtüm Bin nehari sümme yeb'asüküm fiyhi liyukda ecelün müsemma* sümme ileyhi merciuküm sümme yünebbiüküm Bi ma küntüm ta'melun;
O’dur ki, (Bi-) geceleyin sizi vefat ettirir; (Bi-) gündüzün (korteksinizle; kesitsel algılama araçlarınızla) ne işlediğinizi/kazandığınızı bilir... Sonra Ecel-i Müsemma (ba’s için takdir edilmiş ecel) tamamlanıncaya kadar onda (kesitsel algılama araçları ile ilgili beyin işlevinde) sizi (O) ba’seder... Sonra merci’niz (dönüşünüz) O’nadır... Sonra (O) neler yaptıklarınızı (B sırrınca) size haber verir.
وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً حَتَّى إِذَا جَاءَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ
61-) Ve HUvel Kahiru fevka ıbadihHİ, ve yursilu aleyküm hafezaten, hatta iza cae ehadekümül mevtü teveffethu Rusulüna ve hüm la yüferritun;
O‘dur, kullarının fevkınde (üstünde) Kaahir (kul isminin karşılığı bir varlık mevcud değil; yalnız O)... (O) irsal eder üzerinize hafaza’yı (koruyucuları, melekeleri)... Nihayet sizden birine ölüm geldiği vakit, Rasûllerimiz onu vefat ettirir... Ve onlar geri kalmazlar (tam vaktinde gereğince iş gerçekleşir).
ثُمَّ رُدُّوا إِلَى اللَّهِ مَوْلَاهُمُ الْحَقِّ أَلَا لَهُ الْحُكْمُ وَهُوَ أَسْرَعُ الْحَاسِبِينَ
62-) Sümme ruddu ilAllahi mevlahümül Hakk* ela leHUl hukmü ve HUve esreul hasibiyn;
Sonra (onlar) Hakk Mevlaları olan Allah’a döndürülürler... Dikkat edin, hüküm (ancak) O’nundur ve O, hesab görenlerin en sür’atlisidir.
قُلْ مَنْ يُنَجِّيكُمْ مِنْ ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً لَئِنْ أَنْجَانَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ
63-) Kul men yünecciyküm min zulümatil berri vel bahri ted'unehu tedarruan ve hufyeten, lein encana min hazihi lenekûnenne mineş şakiriyn;
De ki: “Kara’nın ve Deniz’in karanlıklarından (tabiat perdelerinden) sizi kim kurtarır, ki (bu durumda siz) <bizi bundan kurtarırsa, elbette şükredenlerden olacağız> diye tazarruen (içten yalvararak) ve hufyeten (gizli, sırren) O’na dua edip duruyorsunuz?”.
قُلِ اللَّهُ يُنَجِّيكُمْ مِنْهَا وَمِنْ كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ أَنْتُمْ تُشْرِكُونَ
64-) Kulillahu yünecciyküm minha ve min külli kerbin sümme entüm tüşrikûn;
De ki: “Allah kurtarıyor sizi, ondan (?) da, (kalan) bütün gam-kederden de... Sonra da siz şirk koşarsınız (kendinizi ortak edersiniz)”.
قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ أَوْ مِنْ تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذِيقَ بَعْضَكُمْ بَأْسَ بَعْضٍ انْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْآيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ
65-) Kul HUvel Kadiru alâ en yeb'ase aleyküm azaben min fevkıküm ev min tahti ercüliküm ev yelbiseküm şiyean ve yüziyka ba'daküm be'se ba'd* ünzur keyfe nusarrifül ayati leallehüm yefkahun;
De ki: “O, fevkınızden (üstünüzden) yahut ayaklarınızın altından sizin üzerinize bir azab ba’sedip göndermeye, ya da fırkalar halinde sizi birbirinize katıp bazınızın şiddetini bazınıza tattırmağa Kaadir’dir”... Bak nasıl tasrif ediyoruz (türlü şekillerle anlatıyoruz) ayetleri, derinliğine düşünüp anlasınlar diye.
وَكَذَّبَ بِهِ قَوْمُكَ وَهُوَ الْحَقُّ قُلْ لَسْتُ عَلَيْكُمْ بِوَكِيلٍ
66-) Ve kezzebe Bihi kavmüke ve huvel hakk* kul lestü aleyküm Bi vekiyl;
O (bahsedilen azab) hakk olduğu halde, kavmin onu (B gerçeğince) yalanladı... De ki: “Ben sizin üzerinize (Bi-) Vekiyl değilim”.
لِكُلِّ نَبَإٍ مُسْتَقَرٌّ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
67-) Likülli nebein müstakkarun, ve sevfe ta'lemun;
Her haberin müstakarrı (kararlaştırılmış, gerçekleşecek bir zamanı ve yeri) vardır... (Siz de) yakında bileceksiniz.
وَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي ءَايَاتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَإِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
68-) Ve iza raeytelleziyne yehudune fiy ayatina fea'rıd anhüm hatta yehudu fiy hadiysin ğayrih* ve imma yünsiyennekeş şeytanu fela tak'ud ba'dez zikra meal kavmiz zalimiyn;
Ayetlerimiz’de (nefsani sözlere) dalanları gördüğünde, onun gayrı (Hak) bir sözde dalıncaya kadar, onlardan yüz çevir... Eğer şeytan sana unutturur ise, hatırlamadan sonra artık zalimler topluluğu ile beraber oturma.
وَمَا عَلَى الَّذِينَ يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَيْءٍ وَلَكِنْ ذِكْرَى لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

69-) Ve ma alelleziyne yettekune min hısabihim min şey’in ve lâkin zikra leallehüm yettekun;

Bilfiil korunanlara, onların hesabından bir şey yoktur... Fakat Zikra (hatırlatma olmalı)... Belki onlar (da) bilfiil korunurlar.
وَذَرِ الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِهِ أَنْ تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلِيٌّ وَلَا شَفِيعٌ وَإِنْ تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَا يُؤْخَذْ مِنْهَا أُولَئِك
70-) Ve zerilleziynettehazu diynehüm leiben ve lehven ve ğarrethümül hayatüd dünya ve zekkir Bihi en tübsele nefsün Bima kesebet* leyse leha min dunillahi veliyyün ve la şefiy'un, ve in ta'dil külle adlin la yü'haz minha* ülaikelleziyne übsilu Bima kesebu* lehüm şerabün min hamiymin ve azabün eliymün Bima kânu yekfürun;
Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinmiş, kendilerini dünya hayatının aldatmış olduğu kimseleri bırak da bununla (Kur’an ile, B sırrınca) hatırlat ki (herhangi) bir nefs kazandığı ile (B gerçeğince) helake düşmesin (bedensel varlık zannı ile kalıplaşıp rehin kalmasın)... Onun (bir nefs’in) Allah’dan gayrı ne bir Veliy’si (kayıttan ve kalıptan kurtaracak sıfatlar O’nundur) ve ne de bir şefiy’i (şefaatçısı) olmaz... Her (çeşit) fidyeyi verse de, ondan alınmaz (işe yaramaz)... İşte bunlar kazandıkları ile (B gerçeğince) rehin tutulacak olanlardır... Onlar için kaynar (yakıcı) bir içecek ve kafirlik yapıyor olmaları dolayısıyla (B sırrınca) eliym bir azab vardır.
قُلْ أَنَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنْفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَى أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَانَا اللَّهُ كَالَّذِي اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطِينُ فِي الْأَرْضِ حَيْرَانَ لَهُ أَصْحَابٌ يَدْعُونَهُ إِلَى الْهُدَى ائْتِنَا قُلْ إِنَّ هُ
71-) Kul ened'u min dunillahi ma la yenfeuna vela yedurruna ve nureddü alâ a'kabina ba'de iz hedanAllahu kellezistehvethüş şeyatıynü fiyl Ardı hayran* lehu ashabün yed'unehu ilelhüde'tina* kul inne hüdAllahi hüvel hüda* ve ümirna linüslime liRabbil alemiyn;
De ki: “Allah’ı bırakıp da, bize ne fayda ve ne de zarar vermeyen şeylere mi dua edip yakaralım?... Allah bizi doğru yola hidayet ettikten sonra, ökçelerimiz üzerine (gerisin geri şirke) mi döndürülelim?... Tıpkı şeytanların heveslendirerek ayartıp Arz’da şaşkın bir halde bıraktığı kimse gibi (mi?)... (Oysa) onun <bize gel> diye doğru yola çağıran ashabı (arkadaşları) vardır”... De ki: “Allah hidayeti (varya işte) o’dur hidayet... Ve Alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk biz”.
وَأَنْ أَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَاتَّقُوهُ وَهُوَ الَّذِي إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
72-) Ve en ekıymüs Salate vettekuHU,* ve HUvelleziy ileyHİ tuhşerun;
Ve “Salat’ı ikame edin (aynel yakin muşahadesi) ve O’ndan ittika edin (tam fani olun)” (diye emrolunduk)... O, odur ki, (böylece) O’na haşrolunursunuz.
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُنْ فَيَكُونُ قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ
73-) Ve HUvelleziy halekas Semavati vel Arda Bil Hakk* ve yevme yekulü kün feyekûn* kavluHUl Hakk* ve lehül mülkü yevme yünfehu fiys sur* Alimül ğaybi veş şehadeti, ve HUvel Hakiymul Habiyr;
O, odur ki, Semavat ve Arz’ı Bil-Hakk (Hakk olarak) yaratmıştır... “Ol” dediği Gün, hemen oluverir... O’nun kavli Hakk’tır... Sur’a (sûretlere can) nefholunduğu Gün, mülk O’nundur... Gaybı ve şahadeti bilendir... O’dur Hakiym, Habiyr.
وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ ءَازَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا ءَالِهَةً إِنِّي أَرَاكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
74-) Ve iz kale İbrahiymu liebiyhi Azere etettehızü asnamen aliheten, inniy erake ve kavmeke fiy dalalin mübiyn;
Hani İbrahim, babası Azer’e: “Esnam’ı (putları; eşyayı) ilahlar mı ediniyorsun?... Doğrusu ben, seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum”, demişti.
وَكَذَلِكَ نُرِي إِبْرَاهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ
75-) Ve kezâlike nüriy İbrahiyme melekutes Semavati vel Ardı ve liyekûne minel mukıniyn;
Böylece İbrahim’e, ikan sahibi olsun diye, Semavat ve Arz’ın melekutunu gösteriyoruz (eşya ile perdelenmesin).
فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَأَى كَوْكَبًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَا أُحِبُّ الْآفِلِينَ
76-) Felemma cenne aleyhil leylü rea kevkeba* kale haza Rabbiy* felemma efele kale la uhıbbül afiliyn;
Gece onu bürüyüp örtünce bir Kevkeb (gezegen; bunlarla manüple edilen yapı) gördü... “İşte bu Rabbim” dedi... (Kevkeb) batınca/sönünce de: “Batanları/sönüp kaybolanları sevmem” dedi.
فَلَمَّا رَأَى الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَئِنْ لَمْ يَهْدِنِي رَبِّي لَأَكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّالِّينَ
77-) Felemma rael Kamera baziğan kale haza Rabbiy* felemma efele kale lein lem yehdiniy Rabbiy le ekûnenne minel kavmid dalliyn;
Kamer’i (Ay’ı; nübüvvet mahallini) doğarken gördü... “İşte bu Rabbim” dedi... (Kamer) batınca şöyle dedi: “Yemin olsun ki eğer Rabbim bana hidayet etmemiş olsaydı, elbette sapmışlar topluluğundan olurdum”.
فَلَمَّا رَأَى الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هَذَا رَبِّي هَذَا أَكْبَرُ فَلَمَّا أَفَلَتْ قَالَ يَاقَوْمِ إِنِّي بَرِيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ
78-) Felemma raeşŞemse baziğaten kale haza Rabbiy haza ekber* felemma efelet kale ya kavmi inniy beriyün mimma tüşrikûn;
Şems’i (Güneş; Can) doğarken gördü... “İşte bu Rabbim, bu daha büyük” dedi... (Güneş de) batınca şöyle dedi: “Ey kavmim, doğrusu ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden beriyim”.
إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ
79-) İnniy veccehtü vechiye lilleziy fetaresSemavati vel Arda Haniyfen ve ma ene minel müşrikiyn;
“Muhakkak ki ben vechiymi (varlığımı), haniyf olarak, Semavat ve Arz’ın Fatırına tevcih ettim (teslim oldum)... Ve ben müşriklerden değilim (varlık kalmadı bende)”.
وَحَاجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ أَتُحَاجُّونِّي فِي اللَّهِ وَقَدْ هَدَانِ وَلَا أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ رَبِّي شَيْئًا وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
80-) Ve haccehu kavmüh* kale etühaccunniy fiyllahi ve kad hedan* ve la ehafü ma tüşrikûne Bihi illâ en yeşae Rabbiy şey'a* vesia Rabbiy külle şey'in ılma* efela tetezekkerun;
Kavmi O’na karşı çıkıp kanıt getirmeye (onunla, ilahlaştırdıkları yıldızlar-planetler ve etkileri hakkında tartışmağa) kalkıştı... (İbrahim) dedi ki: “Beni doğru yola hidayet etmiş iken, Allah’da/Allah hakkında benimle tartışıyormusunuz?... O’na (B sırrınca) ortak koştuğunuz şeylerden (onların tesirlerinden) korkmam... Ancak Rabbimin dilediği şey müstesna (aslında astrolojiyi reddetmiyor?)... Rabbim herşeyi ilmen kuşatmıştır... Hala tezekkür etmeyecekmisiniz?”.
وَكَيْفَ أَخَافُ مَا أَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ أَنَّكُمْ أَشْرَكْتُمْ بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا فَأَيُّ الْفَرِيقَيْنِ أَحَقُّ بِالْأَمْنِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
81-) Ve keyfe ehafü ma eşrektüm ve la tehafune enneküm eşrektüm Billahi ma lem yünezzil Bihi aleyküm sültana* feeyyül feriykayni ehakku Bil emni in küntüm ta'lemun;
“Hem, (varlıklarına dair) size (B sırrınca) hiç bir delil/kanıt indirmediği şeyleri, siz, (B sırrınca) Allah’a ortak koştuğunuz halde korkmuyorsunuz da ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım?”... Eğer biliyorsanız (söyleyin), iki fırkanın hangisi (Bi-) emn’e (güvende olmağa) daha ehakktır?.
وَحَاجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ أَتُحَاجُّونِّي فِي اللَّهِ وَقَدْ هَدَانِ وَلَا أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ رَبِّي شَيْئًا وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
82-) Elleziyne amenu ve lem yelbisu iymanehüm Bi zulmin ülaike lehümül emnü ve hüm mühtedun;
(Haniyf olarak) iman edenler ve imanlarını (Bi-) zulüm (gizli şirk) ile karıştırmayanlar... İşte emn (güvende olma) onlarındır... Ve onlardır doğruya yolu bulanlar.
وَتِلْكَ حُجَّتُنَا ءَاتَيْنَاهَا إِبْرَاهِيمَ عَلَى قَوْمِهِ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
83-) Ve tilke huccetüna ateynaha İbrahîyme alâ kavmih* nerfe’u derecâtin men neşa'ü, inne Rabbeke Hakiymun Aliym;
İşte bu, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimizi hüccetimizdir (kesin kanıtımızdır)... Kimi diler isek (onu) dereceler olarak ref’ederiz (yükseltiriz)... Muhakkak ki Rabbin Hakiym’dir, Aliym’dir.
وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ كُلًّا هَدَيْنَا وَنُوحًا هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِ دَاوُدَ وَسُلَيْمَانَ وَأَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسَى وَهَارُونَ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
84-) Ve vehebna lehu İshaka ve Ya'kub* küllen hedeyna* ve Nuhan hedeyna min kablü ve min zürriyyetihi Davude ve Süleymane ve Eyyube ve Yusufe ve Musa ve Harun* ve kezâlike neczil muhsiniyn;
Biz O’na (İbrahim’e) İshak’ı ve Ya’kub’u hibe ettik... Hepsine hidayet ettik (vahdet ehlidirler)... Daha önce Nuh’a ve O’nun zürriyyetinden Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’e, Yusuf’a, Musa’ya ve Haruna da hidayet etmiştik... Muhsinleri böyle mükafatlandırırız.
وَزَكَرِيَّا وَيَحْيَى وَعِيسَى وَإِلْيَاسَ كُلٌّ مِنَ الصَّالِحِينَ
85-) Ve Zekeriyya ve Yahya ve Iysa ve İlyas* küllün mines salihıyn;
Zekeriyya’ya, Yahya’ya, İsa’ya ve İlyas’a da... Hepsi salihlerdendi.
وَإِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًا وَكُلًّا فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ
86-) Ve İsmaıyle vElyesea ve Yunuse ve Luta* ve küllen faddalna alel alemiyn;
İsmail’e, Elyesa’a, Yunus’a ve Lut’a da... Hepsini alemlere üstün kıldık.
وَمِنْ ءَابَائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَإِخْوَانِهِمْ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
87-) Ve min abaihim ve zürriyyatihim ve ıhvanihim* vectebeyna hüm ve hedeynahüm ila sıratın müstekıym;
Onların babalarından, zürriyyetlerinden ve kardeşlerinden bazılarını da... Onları ictiba ettik (seçtik) ve sırat-ı müstakıym’e (tevhid-i zat’a) hidayet ettik onları.
ذَلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَلَوْ أَشْرَكُوا لَحَبِطَ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
88-) Zâlike hüdAllahi yehdiy Bihi men yeşaü min ıbadiHİ, velev eşrekû le habita anhüm ma kânu ya'melun;
Bu Allah hidayetidir... Kullarından kimi dilerse, onunla (B sırrınca) hidayet eder... Eğer onlar dahi şirk koşsalardı, elbette yaptıkları tüm amelleri hiç olur boşa giderdi.
أُولَئِكَ الَّذِينَ ءَاتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ فَإِنْ يَكْفُرْ بِهَا هَؤُلَاءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَيْسُوا بِهَا بِكَافِرِينَ
89-) Ülaikelleziyne ateynahümül Kitabe vel Hukme ven Nübüvvete, fein yekfür Biha haülai fekad vekkelna Biha kavmen leysu Biha Bikafiriyn;
İşte onlar, kendilerine Kitab, Hüküm ve Nübüvvet verdiğimiz kimselerdir... Eğer bunlar (şu vahyi bilgileri duyanlar), onları (B sırrınca) inkar ederlerse (iyi bilsinler ki), bütün bunlara (B sırrınca) kafir olmayacak bir kavmi onlara (B sırrınca) vekil yapmışızdır (o toplum bunların yerine gelir, o kemalatları yaşar).
أُولَئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهِ قُلْ لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرَى لِلْعَالَمِينَ
90-) Ülaikelleziyne hedAllahu fe Bi hüdahumuktedih* kul la es'elüküm aleyhi ecra* in huve illâ zikra lil alemiyn;
İşte bunlar, Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir... (Rasûlüm) sen de onların hidayetine (B sırrınca) iktida et (uy)... De ki: “Ona (tebliğ işime) karşılık sizden bir ecir istemiyorum... O sadece alemlere Zikra (hatırlatma, öğüt) dır”.
وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِذْ قَالُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَى بَشَرٍ مِنْ شَيْءٍ قُلْ مَنْ أَنْزَلَ الْكِتَابَ الَّذِي جَاءَ بِهِ مُوسَى نُورًا وَهُدًى لِلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًا وَعُلِّمْتُمْ مَا
91-) Ve ma kaderullahe hakka kadriHİ iz kalu ma enzelAllahu alâ beşerin min şey'* kul men enzelel Kitabelleziy cae Bihi Musa nuren ve hüden linNasi tec'alunehu karatıyse tübduneha ve tuhfune kesiyra* ve ullimtüm ma lem ta'lemu entüm ve la abaüküm* kulillahu sümme zerhüm fiy havdıhim yel'abun;
“Allah hiç bir beşer’e bir şey inzal etmemiştir” demekle, Allah’ı hakkıyla (gereği gibi) takdir edemediler (tanıyamadılar)... De ki: “Musa’nın (B sırrınca) insanlar için Nur ve Huda olarak getirdiği Kitab’ı (ilmi) kim inzal etti?... (Ki) siz O’nu kağıtlar haline getirip (O Kitab’ı yazılı kağıtlar olarak görüp) gösteriyorsunuz, bir çoğunu da gizliyorsunuz... Ve ne sizin ne de babalarınızın bilmediği şeyler öğretildi size”... “Allah” de, sonra bırak onları daldıklarında oynayadursunlar.
وَهَذَا كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُصَدِّقُ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنْذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَهُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
92-) Ve haza Kitabun enzelnahu mübarekün musaddikulleziy beyne yedeyhi ve li tünzira Ümmel Kura ve men havleha* velleziyne yu'minune Bil ahireti yu'minune Bihi ve hüm alâ salatihim yuhafizun;
Bu (Kur’an) ise, Ümmül Kura’yı (şehirlerin anası, Mekke; ora halkı) ve O’nun havlinde (çevresinde) olanları uyarman için O’nu inzal ettiğimiz, mübarek ve kendinden öncekini tasdik edici bir Kitab’tır... Ahirete (B sırrıyla) iman edenler, O’na da (B sırrıyla) iman ederler... Ve onlar salatlarını (namazlarını) muhafaza ederler.
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللّهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوْحِيَ إِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَن قَالَ سَأُنزِلُ مِثْلَ مَا أَنَزلَ اللّهُ وَلَوْ تَرَى إِذِ الظَّالِمُونَ فِي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلآئِكَةُ بَاسِطُواْ أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُواْ أَنفُسَكُمُ الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنتُمْ عَنْ آيَاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ
93-) Ve men azlemü mimmeniftera alellahi keziben ev kale uhıye ileyye ve lem yuha ileyhi şey'ün ve men kale seünzilü misle ma enzelAllah* velev tera iziz zalimune fiy ğameratil mevti vel melaiketü basitu eydiyhim* ahricu enfüseküm* elyevme tüczevne azabelhuni Bi ma küntüm tekulune alellahi ğayrel Hakkı ve küntüm an ayatiHİ testekbirun;
Allah üzerine yalan uyduran, yahut kendisine bir şey vahyolunmamışken “bana da vahyolundu” diyen ve bir de “Allah’ın inzal ettiğinin misli ben de inzal edeceğim” diyenden daha zalim kimdir?... Zalimleri, ğamaratil’mevt’te (ölüm sıkıntıları, ölüm dalgaları, şiddeti içinde) bir görsen!.. Melaike de ellerini bast etmiş (uzatmış, yaymış): “nefslerinizi (kozanızdan, beden kaydından) çıkarın hadi!.. Allah üzerine Hak olmayanı söylemeniz ve O’nun ayetlerinden kibirleniyor olmanız (nefsinizle perdelenmeniz) dolayısıyla (B gerçeğince) bu gün alçaklık azabı ile cezalandırılıyorsunuz” (derken bir görsen!).
وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاءُ لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُن

94-) Ve lekad ci'tümuna furada kema halaknaküm evvele merretin ve terektüm ma havvelnaküm verae zuhuriküm* ve ma nera meaküm şüfeaekümülleziyne zeamtüm ennehüm fiyküm şüreka'* lekad tekattaa beyneküm ve dalle anküm ma küntüm tez'umun
;
Andolsun sizi ilk defa yarattığımız (durumdaki) gibi (beşeri özelliklerden, dünyevi nisbetlerden soyutlanarak) FERDler olarak biz’e geldiniz... Size verdiğimiz/hayaline daldırdığımız şeyleri, sırtlarınızın arka tarafında (geride) bıraktınız... Siz’de, ortaklar sandığınız şefaatçılarınızı da sizinle beraber görmüyoruz (?)... Andolsun ki aranızdaki (bağlar) kesilmiş ve (var) zannediyor olduğunuz şeyler sizden kaybolup gitmiştir.
إِنَّ اللَّهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَى يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّ ذَلِكُمُ اللَّهُ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ
95-) İnnAllahe falikulhabbi venneva* yuhricül hayye minel meyyiti ve muhricül meyyiti minel hayy* zâlikümullahu feenna tü'fekûn;
Muhakkak ki Allah habbe’yi (tane cinsi, kalb habbesi) ve neva’yı (çekirdekler) çatlatıp yarandır (yarıp içinden başka bir şey çıkarandır)... (O) ölü’den Hayy/diri’yi çıkarır... Diri’den de ölü’yü çıkarandır (O)... İşte (size) Allah budur!... O halde nasıl (O’ndan) çevriliyorsunuz?.
فَالِقُ الْإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
96-) Falikul ısbah* ve cealelleyle sekenen veşŞemse vel Kamera husbana* zâlike takdiyrul Azîyzil Alîym;
Isbah’ı (fecir vakti’ni) yarıp ortaya çıkarandır (O)... Geceyi seken (sükun, sükun dönemi), Şems ve Kamer’i hüsban (hesab, saymak) kıldı... Bu, Aziyz ve Aliym olanın takdiridir.
وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُوا بِهَا فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ قَدْ فَصَّلْنَا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
97-) Ve HUvelleziyceale lekümünNücume litehtedu Biha fiy zulümatil berri velbahri, kad fassalnel ayati likavmin ya'lemun;
Kara’nın ve Deniz’in karanlıklarında, onlarla (B sırrınca) doğru yolu bulasınız (hidayete eresiniz) diye, sizin için yıldızları oluşturan O’dur... Gerçekten biz, bilen bir kavim için ayetleri tafsil ettik.
وَهُوَ الَّذِي أَنْشَأَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ قَدْ فَصَّلْنَا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ
98-) Ve HUvelleziy enşeeküm min nefsin vahıdetin femüstakkarun ve müstevdeun, kad fessalnel’ayati likavmin yefkahun;
O’dur ki, sizi Nefs-i Vahide’den inşa etti... Müstekarr (zuhur neticesi istikrar bulma yeri)... Müstevda’ (emaneten kalma yeri)... Hakikaten biz, derinlemesine düşünüp iyi anlayan bir kavim için ayetleri tafsil ettik.
وَهُوَ الَّذِي أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجْنَا بِهِ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَأَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُتَرَاكِبًا وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ أَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّ
99-) Ve HUvelleziy enzele mines Semai ma’en, feahrecna Bihi nebate külli şey'in feahrecna minhü hadıren nuhricü minhü habben müterakiba* ve minennahli min tal'iha kınvanün daniyetün ve cennâtin min a’nabin vezzeytune verrummane müştebihen ve ğayre müteşabih* ünzuru ila semerihi iza esmera ve yen'ıh* inne fiy zâliküm le âyâtin li kavmin yu'minun;
Sema’dan su’yu inzal eden de O’dur... (Biz) onunla (B sırrınca) herşey’in nebatı’nı çıkardık... Ondan (nebat’tan) da bir yeşillik çıkardık... Ondan da müterakib (karşılıklı terkiplenmiş, birbiri üzerine binmiş) habbeler (taneler);hurma (ağacı) nın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytiyn ve nar çıkarıyoruz... (Bunların) müteşabih (birbirine benzeyenleri var) ve ğayri müteşabih (benzemeyen tarafları da)... O’nun semeresine (ürünlerine) bir (ham, ilk) meyve verdiğinde ve bir de olgunlaştığında bakın... Muhakkak ki bunlarda iman eden kavim için elbette ayetler vardır.
وَجَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُوا لَهُ بَنِينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يَصِفُونَ
100-) Ve cealu Lillahi şürakâelCinne ve halekahüm ve hareku leHU beniyne ve benâtin Biğayri ‘ılm* subhaneHU ve teala amma y esıfun;
(Onlar bir de) CİNNi (örtülü-görünmeyen varlıkları, cinleri) Allah’a ortak kıldılar... (Oysa) onları (Allah) yaratmıştır (yani, o kuvveler ve onları meydana getiren özellikler Zaten Allah ismiyle ile işaret edilen tek vücuda ait)... Bi-ğayri ilm (bilgisizce) olarak O’na (Allah’a) oğullar ve kızlar yordular/yakıştırdılar... Subhan’dır O; onların vasıflamalarından münezzeh ve yücedir.
بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ أَنَّى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ صَاحِبَةٌ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
101-) Bediy’usSemavati vel Ard* enna yekûnü leHU veledün velem tekün leHU sâhıbeh* ve haleka külle şey'* ve HUve Bikülli şey'in ‘Aliym;
Semavat ve Arz’ın Bedi’dir (örneksiz yoktan yaratanıdır)... Sahibe’si (Eş’i) de olmadığı halde nasıl O’nun çocuğu olur?... Herşey’i (O) halketmiştir... O, Bi-külli şey’in Aliym’dir.
ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ
102-) Zâlikümullahu Rabbüküm* la ilahe illâ HU* haliku külli şey'in fa'buduHU, ve HUve alâ külli şey’in Vekiyl;
İşte budur Rabbiniz Allah... İlah yok, ancak O... (O) herşey’in Halık’ıdır... (O halde yalnız) O’na kulluk edin... O, herşeye Vekiyl’dir.
لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
103-) La tüdriküHUl ebsaru ve HUve yüdrikül ebsar* ve HUvelLatıyfül Habiyr;
Gözler O’nu görmez (zira onların Nur’u O’ndandır)... O, gözleri görür... O, Latiyf’dir, Habiyr’dir.
قَدْ جَاءَكُمْ بَصَائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ أَبْصَرَ فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ عَمِيَ فَعَلَيْهَا وَمَا أَنَا عَلَيْكُمْ بِحَفِيظٍ
104-) Kad caeküm basâiru min Rabbiküm* femen ebsara feli nefsih* ve men amiye fealeyha* ve ma ene aleyküm Bi Hafiyz;
Doğrusu size Rabbinizden basiyretler (apaçık ayetler) gelmiştir... Kim (basiretiyle) görürse nefsi lehine, kim de görmez (a’ma) ise kendi aleyhinedir... Ve ben üzerinize (Bi-) Hafiyz (bekçi) değilim.
وَكَذَلِكَ نُصَرِّفُ الْآيَاتِ وَلِيَقُولُوا دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
105-) Ve kezâlike nusarrifül ayati ve liyekulu dereste ve linübeyyinehu likavmin ya'lemun;
İşte biz ayetleri tasrif ediyoruz (evirip çevirip anlatıyoruz)... “Sen ders almışsın (bunları bir yerden öğrenmişsin)” desinler ve bilen bir kavim için de onu iyice açıklayalım diye.
اتَّبِعْ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ
106-) İttebı' ma uhıye ileyke min Rabbike, la ilahe illâ HU* ve a'rıd anil müşrikiyn;
Rabbinden sana vahyolunana tabi ol... İlah yok, yalnız O (tek vücud)... Müşriklerden yüz çevir.
وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا أَشْرَكُوا وَمَا جَعَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا وَمَا أَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكِيلٍ
107-) Velev şaAllahu ma eşrekû* ve ma cealnake aleyhim hafıyza* ve ma ente aleyhim Bi Vekiyl;
Eğer Allah dileseydi, şirk koşmazlardı... (Biz) seni onlar üzerine Hafiyz (bekçi) kılmadık... Ve sen onlara (Bi-) Vekiyl değilsin.
وَلَا تَسُبُّوا الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ فَيَسُبُّوا اللَّهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ كَذَلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ مَرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

108-) Ve la tesübbülleziyne yed'une min dunillahi feyesübbullahe adven Biğayri ‘ılm* kezâlike zeyyenna likülli ümmetin amelehüm sümme ila Rabbihim merciuhüm feyünebbiuhum Bi ma kânu ya'melun;

Allah’dan gayrı çağırdıklarına/başkasını çağıran kimselere sövmeyin... (Zira bu sebeple onlar da) Bi-gayri ilim (cahillikle) haddi aşarak Allah’a söverler... İşte böylece her ümmete amellerini süsledik... Sonra merci’leri (dönüşleri) rablerinedir... (O da) onlara yapmakta olduklarını haber verir.
وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَاءَتْهُمْ ءَايَةٌ لَيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ إِنَّمَا الْآيَاتُ عِنْدَ اللَّهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ أَنَّهَا إِذَا جَاءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ
109-) Ve aksemu Billahi cehde eymanihim lein caethüm ayetün le yu'minünne Biha* kul innemel ayatü ındAllahi ve ma yüş'ıruküm enneha iza caet la yu'minun;
Eğer onlara bir ayet (mucize) gelirse ona mutlaka (B sırrıyla) iman edeceklerine, yeminlerinin cehdi (en ağır yeminleri, var güçleri) ile Allah’a (B sırrınca) kasem ettiler... De ki: “Ayetler yalnız indAllah’dadır”... O (ayet/mucize) geldiği vakit te (onlar) iman etmezler’i siz nerden bileceksiniz?.
وَنُقَلِّبُ أَفْئِدَتَهُمْ وَأَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا بِهِ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

110-) Ve nukallibü ef'idetehüm ve ebsarehüm kema lem yu'minu Bihi evvele merretin ve nezeruhüm fiy tuğyanihim ya'mehun;

(Biz) onların fuadlarını (kalblerini) ve gözlerini kalbederiz (evirip çeviririz, tersine çeviririz), ilk keresinde (mucize gelmeden önce) Ona (B sırrınca) iman etmedikleri gibi, onları kendi tuğyanları içerisinde kör ve şaşkın bocalar halde terkederiz.
وَلَوْ أَنَّنَا نَزَّلْنَا إِلَيْهِمُ الْمَلَائِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتَى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَيْءٍ قُبُلًا مَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ
111-) Ve lev ennena nezzelna ileyhimül Melaikete ve kelemmehümül mevta ve haşerna aleyhim külle şey'in kubülen ma kânu liyu'minu illâ en yeşaAllahu ve lâkinne ekserehüm yechelun;
Eğer biz onlara melaikeyi indirseydik, ölüler onlarla konuşsaydı ve herşeyi onlara önlerinde haşretseydik, Allah dilemesi hariç (onlar gene de) iman etmezlerdi... Fakat onların ekseriyeti cahillik yapıyorlar.
وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ

112-) Ve kezâlike cealna likülli Nebîyyin adüvven şeyatıynel’insi vel cinni yuhıy ba'duhüm illâ ba'din zuhrufel kavli ğurura* velev şae Rabbüke ma fealuhu, fezerhüm ve ma yefterun;

Ve böylece her Nebî’ye ins ve cinn şeytanlarını düşman kıldık... Onlardan bazısı bazısına, aldatmak (zıddını göstermek, idrak ettirmek) için yaldızlı söz vahyeder (fısıldar)... Eğer Rabbin dileseydi onu yapmazlardı... Artık bırak onları iftiraları ile başbaşa.
وَلِتَصْغَى إِلَيْهِ أَفْئِدَةُ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُوا مَا هُمْ مُقْتَرِفُونَ

113-) Ve li tesğa ileyhi ef'idetülleziyne la yu'minune Bil ahireti ve li yerdavhu ve liyakterifu ma hüm mukterifun;

Ta ki, (B sırrıyla) ahirete iman etmeyenlerin fuadları (gönülleri) ona (yaldızlı sözlere) meyletsin, ondan hoşlansınlar ve (böylece) kazanıyor olduklarını elde etmeğe devam etsinler.
فَغَيْرَ اللَّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنْزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلًا وَالَّذِينَ ءَاتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ

114-) EfeğayrAllahi ebteğıy hakemen ve HUvelleziy enzele ileykümül Kitabe müfassala* velleziyne ateynahümül Kitabe ya'lemune ennehu münezzelün min Rabbike Bil Hakkı, fela tekûnenne minel mümteriyn;

O, size Kitab’ı mufassal (tafsil edilmiş, açıklanmış) olarak inzal etmişken, Allah’dan gayrı bir hakem mi arayayım?... Kendilerine kitab verdiklerimiz, O’nun Rabbinden BilHakk (Hakk olarak) münezzel (indirilmiş) olduğunu bilirler... Sakın şüphe edenlerden olma.
وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًا لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
11 5-) Ve temmet kelimetü Rabbike sıdkan ve adla* la mübeddile li kelimatiHİ, ve HuvesSemiy’ul ‘Alîym;
Rabbinin Kelimesi sıdk ve adl olarak tamamlanmıştır... O’nun Kelimelerini tebdil edecek yoktur... O’dur Semi’, Aliym.
وَإِنْ تُطِعْ أَكْثَرَ مَنْ فِي الْأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ
11 6-) Ve in tutı' eksere men fiyl Ardı yudılluke an sebıylillah* in yettebiune illazzanne ve in hüm illâ yahrusun;
Eğer Arz’da bulunanların ekseriyetine itaat edersen, seni Allah yolundan saptırırlar... (Zira) onlar ancak zanna tabi olurlar (yakinleri yok) ve onlar ancak tahmin üzere konuşup saçmalarlar.
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
117-) İnne Rabbeke HUve a'lemü men yedıllu an sebiyliHİ, ve HUve a'lemü Bil mühtediyn;
Muhakkak ki senin Rabbin, O daha iyi bilir O’nun yolundan sapanı... Ve O (B sırrınca) daha iyi bilir doğru yolda olanları.
فَكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ إِنْ كُنْتُمْ بِآيَاتِهِ مُؤْمِنِينَ
118-) Fekülu mimma zükiresmullahi aleyhi in küntüm Bi ayatiHİ mu’miniyn;
Eğer O’nun ayetlerine (B sırrıyla) mü’minler iseniz, üzerine Allah İsmi zikredilenden (İnsan-ı Kamil’in tezkiye ettiğini) yeyin.
وَمَا لَكُمْ أَلَّا تَأْكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُمْ مَا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ إِلَّا مَا اضْطُرِرْتُمْ إِلَيْهِ وَإِنَّ كَثِيرًا لَيُضِلُّونَ بِأَهْوَائِهِمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِالْمُعْتَدِينَ
119-) Ve ma leküm ella te'külu mimma zükiresmullahi aleyhi ve kad fassale leküm ma harreme aleyküm illâ madturirtüm ileyhi, ve inne kesiyren leyudıllune Bi ehvaihim Bi ğayri ‘ılm* inne Rabbeke HUve a'lemü Bil mu'tediyn;
Size ne oluyor da üzerine Allah İsmi zikredilenden yemiyorsunuz?... Mecburiyetten/zaruri olarak ona ihtiyaç duymanız müstesna, size neyi haram kıldığını size (Allah) tafsil etmiştir... Muhakkak ki bir çoğu Bi-gayri ilim (ilimsizce) (Bi-) hevaları ile saptırıyorlar... Muhakkak ki senin Rabbin, O (B sırrınca) daha iyi bilir haddi aşanları.
وَذَرُوا ظَاهِرَ الْإِثْمِ وَبَاطِنَهُ إِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ الْإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا يَقْتَرِفُونَ
120-) Ve zeru zahirel ismi ve batıneh* innelleziyne yeksibunel isme seyüczevne Bi ma kânu yakterifun;
Günah’ın zahirisini de batınısını da bırakın... Muhakkak ki günah kesbedenler, kazanmakta oldukları ile (B sırrınca) cezalandırılacaklardır.
وَلَا تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَإِنَّهُ لَفِسْقٌ وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلَى أَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ
121-) Ve la te'külu mimma lem yüzkerismullahi aleyhi ve innehu lefısk* ve inneş şeyatıyne leyuhune ila evliyaihim li yücadiluküm* ve in eta'tümuhüm inneküm le müşrikûn;
Üzerine Allah İsmi zikredilmeyenden (insani bilince ait olmayandan) yemeyin... Çünkü o, kesinlikle fısk’tır (bilincin bozulması, işlevini yitirmesi; Din’den çıkmadır)... Muhakkak ki şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için vahyederler... Eğer onlara itaat ederseniz, kesinlikle siz de müşrikler olursunuz.
أَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَا كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِرِينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
122-) Evemen kâne meyten feahyeynahu ve cealna lehu nuren yemşiy Bihi fiynNasi kemen meselühu fiyz zulümati leyse Bi hâricin minha* kezâlike züyyine lilkafiriyne ma kânu ya'melun;
Ölü iken kendisini (Hakikat İlmi ile) dirilttiğimiz, insanlar içinde onunla (B sırrınca) yürümesi için kendisine bir nur oluşturduğumuz kimse (nin durumu), karanlıklar içinde kalıp (birimselliği ile) ondan (B gerçeğince) çıkamayan kimseninki gibi olur mu?... Yapmakta oldukları kafirlere böylece süslendirildi.
وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَابِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُوا فِيهَا وَمَا يَمْكُرُونَ إِلَّا بِأَنْفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
123-) Ve kezâlike cealna fiy külli karyetin ekabira mücrimiyha liyemküru fiyha* ve ma yemkürune illâ Bi enfüsihim ve ma yeş'urun;
Böylece her karye’de (şehirde; Nebî/Rasûllerin ba’solduğu yerde) ekabir (ulular, büyükler)’i, oranın mücrimleri (suçluları, günahkarları) kıldık, ki orada hile-tuzak kursunlar... (Halbuki onlar B sgerçeğince) kendilerinden başkasına tuzak kurmuyorlar, ama farkında değiller.
وَإِذَا جَاءَتْهُمْ ءَايَةٌ قَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ حَتَّى نُؤْتَى مِثْلَ مَا أُوتِيَ رُسُلُ اللَّهِ اللَّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ
124-) Ve iza caethüm ayetün kalu len nu'mine hatta nu'ta misle ma utiye Rusulullah* Allahu a'lemü haysü yec'alü risaleteHU, seyusıybülleziyne ecramu sağarun ındAllahi ve azabün şediydün Bi ma kânu yemkürun;
Onlara bir ayet geldiğinde: “Allah Rasûllerine (?) verilenin misli bize verilmedikçe asla iman etmeyeceğiz”, dediler... Allah risaletini nerede oluşturacağını daha iyi bilir... Mücrimlere (suç işleyenlere) yaptıkları hilelerinden-tuzaklarından dolayı (B gerçeğince) indAllah’da küçüklük ve şiddetli azab isabet edecektir.
فَمَنْ يُرِدِ اللَّهُ أَنْ يَهدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلْإِسْلَامِ وَمَنْ يُرِدْ أَنْ يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَاءِ كَذَلِكَ يَجْعَلُ اللَّهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ
125-) Femen yüridillahu en yehdiyehu yeşrah sadrehu li’lİslam* ve men yürid en yudıllehu yec'al sadrehu dayyikan harecen keennema yassa’adu fiys Sema'* kezâlike yec'alullahurricse alelleziyne la yu'minun;
Allah kimi doğru yola iletmek/hidayet etmek dilerse, onun sadrını İslam’a (teslim olmaya) açar (genişletir)... Kimi de saptırmayı dilerse, onun da sadrını (öyle) daraltıp zorlaştırır (ki o) sanki Sema’da yükseliyor gibidir... Böylece Allah, iman etmeyenler üzerine pislik/azab çökertir.
وَهَذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًا قَدْ فَصَّلْنَا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ

126-) Ve haza sıratu Rabbike müstekıyma* kad fassalnel ayati li kavmin yezzekkerun;

İşte bu, Rabbinin sırat-ı müstakıym’idir... Hatırlayıp ibret alan bir kavim için ayetleri gerçekten (biz) tafsil ettik.
لَهُمْ دَارُ السَّلَامِ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
127-) Lehüm DarusSelâmi ınde Rabbihim ve HUve Veliyyühüm Bi ma kânu ya'melun;
Rableri indinde DarüsSelam (selam yurdu) onlarındır... Yapmakta oldukları amelleri dolayısıyla O (B sırrınca), onların Veliy’sidir.
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا يَامَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُمْ مِنَ الْإِنْسِ وَقَالَ أَوْلِيَاؤُهُمْ مِنَ الْإِنْسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَا أَجَلَنَا الَّذِي أَجَّلْتَ لَنَا قَالَ النَّارُ مَثْوَاكُمْ خَالِدِينَ فِيه
128-) Ve yevme yahşurühüm cemiy’a* ya ma'şeral cinni kadisteksertüm minel ins* ve kale evliyaühüm minel insi Rabbenestemte’a ba'duna Bi ba’din ve belağna ecelenelleziy eccelte lena* kalennaru mesvaküm halidiyne fiyha illâ ma şaAllah* inne Rabbeke Hakiymun ‘Aliym;
(Allah) onları cemi’an haşrettiği gün: “Ey cinn topluluğu gerçekten ins’in ekseriyyetini hükmünüze alıp kendinize kattınız/ins’den çokluk yaptınız” (der)... İns’den onların dostları olanlar şöyle der: “Bazımız (Bi-) bazımız ile faydalandı... (Nihayet) bizim için belirlediğin ecelimiz (biyolojik ölüm) bize ulaştı”... Şöyle der: “Nar (kayıtlılık boyutu) sizin barınağınızdır; Allah’ın dilemesi hariç onda ebedi kalıcılarsınız”... Muhakkak ki senin Rabbin Hakiym’dir, Aliym’dir.
وَكَذَلِكَ نُوَلِّي بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
129-) Ve kezâlike nüvelliy ba'daz zalimiyne ba'dan Bi ma kânu yeksibun;
İşte (biz), kazanmakta oldukları ile (B sırrınca) zalimlerin bazısını bazısına dost ederiz (Nar’da beraberdirler).
يَامَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ ءَايَاتِي وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُوا شَهِدْنَا عَلَى أَنْفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ أَنَّهُمْ ك
130-) Ya ma’şeral cinni vel insi elem ye'tiküm Rusulün minküm yekussune aleyküm ayatiy ve yünziruneküm lıkae yevmiküm haza* kalu şehidna alâ enfüsina ve ğarrethümül hayatüd dünya ve şehıdu alâ enfüsihim ennehüm kânu kafiriyn;
“Ey cinn ve ins topluluğu (yani, ey insansı ve insan?) !.. Sizden, ayetlerimi size kıssa eden ve şu gününüze kavuşma (nız, gerçeği) için sizi uyaran Rasûller gelmedi mi size?”... “Nefslerimiz üzerine/kendi aleyhlerimize şahidlik ettik”, dediler... Dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kafir olduklarına (gerçeği reddettiklerini), nefsleri üzerine şahidlik ettiler.
ذَلِكَ أَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا غَافِلُونَ
131-) Zâlike en lem yekün Rabbüke mühlikel kura Bi zulmin ve ehlüha ğafilun;
Bu şundandır: Rabbin, ehli gafil (halkı habersiz; risaletle uyarılmamış) iken Bi-zulm (zulmen) karyeleri (ülkeleri) helak edici değildir (Demek ki insanda risalet boyutu var, hakkı verilmelidir).
وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُوا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
132-) Ve li küllin derecâtun mimma amilu* ve ma Rabbüke Bi ğafilin amma ya'melun;
Her birinin amellerine göre dereceleri vardır... Rabbin onların amellerinden (Bi-) gafil değildir.
وَرَبُّكَ الْغَنِيُّ ذُو الرَّحْمَةِ إِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِنْ بَعْدِكُمْ مَا يَشَاءُ كَمَا أَنْشَأَكُمْ مِنْ ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ ءَاخَرِينَ
133-) Ve Rabbükel Ğaniyyü Zür rahmeti, in yeşe' yüzhibküm ve yestahlif min ba'diküm ma yeşaü kema enşeeküm min zürriyyeti kavmin ahariyn;
Rabbin Ğaniyy’dir, ZürRahmet (rahmet sahibi)’dir... Eğer dilerse sizi giderir ve sizden sonra dilediğini halife yapar... Başka bir kavmin zürriyyetinden sizi inşa ettiği gibi.
إِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَآتٍ وَمَا أَنْتُمْ بِمُعْجِزِينَ
134-) İnne ma tuadune leatin ve ma entüm Bi mu'ciziyn;
Muhakkak ki (size) va’dolunanlar kesinlikle gelecektir... Siz aciz bırakamazsınız.
قُلْ يَاقَوْمِ اعْمَلُوا عَلَى مَكَانَتِكُمْ إِنِّي عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ
135-) Kul ya kavmı'melu alâ mekanetiküm inniy amil* fe sevfe ta'lemune men tekûnu lehu akıbetüddar* innehu la yüflihuzzalimun;
De ki: “Ey kavmim, mekanetiniz (mertebeniz) üzere amel edin... Muhakkak ki ben de (makamım üzere) amilim... Yurdun akibetinin kimin olacağını yakında bileceksiniz”... Muhakkak ki zalimler felaha ermezler.
وَجَعَلُوا لِلَّهِ مِمَّا ذَرَأَ مِنَ الْحَرْثِ وَالْأَنْعَامِ نَصِيبًا فَقَالُوا هَذَا لِلَّهِ بِزَعْمِهِمْ وَهَذَا لِشُرَكَائِنَا فَمَا كَانَ لِشُرَكَائِهِمْ فَلَا يَصِلُ إِلَى اللَّهِ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ إِلَى شُرَكَائِهِمْ سَاءَ مَا يَحْ
136-) Ve cealu Lillahi mimma zerae minel harsi vel en'ami nasıyben fekalu haza Lillahi Bi za'mihim ve haza lişürekaina* fema kâne li şürekaihim fela y esılu ilAllah* ve ma kâne Lillahi fehuve y esılu ila şürekaihim* sae ma yahkümun;
(O’nun) yarattığı hers (ekin)’den ve en’am (hayvan)’dan (herşey kendi Esmasının bir zuhuru ve onlara bir in’amı iken) Allah’a bir pay ayırdılar... Kendi zanlarınca şöyle dediler: “Bu Allah’ın, bu da ortak koştuklarımızındır (Hakikatten gafiller)”... (Oysa) ortak koştukları için olan Allah’a vasıl olmaz... (Ama) Allah için olan, onların ortak koştuklarına ulaşır... Ne kötü hüküm veriyorlar!.

Not: Rasûlullah s.a.v. diyor ki: Muhakkak ki Allah şöyle buyurdu: “Ben ortağın en hayırlısıyım... Her kim benimle beraber bir ortak koşarsa o (ortak koştuğu şey) ortağıma aittir (onu ortağıma bırakırım)”... Ey insanlar!.. Amellerinizi Allah’a halis kılınız... Çünkü Allah ancak kendisi için halis olarak yapılanı kabul eder... “Bu Allah için bu da rahım (akrabalık) için”, demeyin; çünkü o sadece rahım (akrabalık) için olur, ondan Allah için (Allah’a ait) bir şey olmaz... “Bu Allah için ve ve sizin yüzünüz (hatırınız) için” demeyin... Çünkü o “sizin hatırınız” için olur, ondan Allah için (Allah’a ait) bir şey olmaz!...
وَكَذَلِكَ زَيَّنَ لِكَثِيرٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ قَتْلَ أَوْلَادِهِمْ شُرَكَاؤُهُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا عَلَيْهِمْ دِينَهُمْ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ
137-) Ve kezâlike zeyyene li kesiyrin minel müşrikiyne katle evladihim şürakâühüm liyurduhüm ve liyelbisu aleyhim diynehüm* velev şaAllahu ma fealuhu fezerhüm ve ma yefterun;
Ve yine böylece onların ortakları (kafalarında yarattıkları), müşriklerden bir çoğuna evladlarını öldürmeyi süslü gösterdi ki, hem onları helak etsinler hem de dinlerini onlara karmakarışık etsinler... Eğer Allah dileseydi onu yapmazlardı... (O halde) onları uydurdukları ile başbaşa bırak.
وَقَالُوا هَذِهِ أَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌ لَا يَطْعَمُهَا إِلَّا مَنْ نَشَاءُ بِزَعْمِهِمْ وَأَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَأَنْعَامٌ لَا يَذْكُرُونَ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا افْتِرَاءً عَلَيْهِ سَيَجْزِيهِمْ بِمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

138-) Ve kalu hazihi en'amün ve harsün hıcr* la yat'amüha illâ men neşaü Bi za'mihim ve en'amün hurrimet zuhuruha ve en'amün la yezkürunesmallahi aleyheftiraen aleyh* seyecziyhim Bi ma kânu yefterun;

(Örflerindeki şartlanma ve değer yargılarını, Allah hükmü diyn kabul edenler) (Bi-) zanları ile şöyle dediler: “Bu en’am (hayvanlar: deve+sığır+koyun cinsi) ve hers (ekin) hicr’dir (haram, dokunulmaz; saygı değer)... Onları dilediğimizden başkası yiyemez”... (Bu kısım) en’am (ın) sırtları haram kılınmıştır (binek yapılmaz)... (Bir takım) en’am da (var ki; -putlarına kurban ettikleri-) üzerlerine Allah İsmi’ni zikretmezler; O’na (Allah’a) iftira ederek... (Allah) onları (B gerçeğince) uydurmakta oldukları ile cezalandıracaktır.
وَقَالُوا مَا فِي بُطُونِ هَذِهِ الْأَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلَى أَزْوَاجِنَا وَإِنْ يَكُنْ مَيْتَةً فَهُمْ فِيهِ شُرَكَاءُ سَيَجْزِيهِمْ وَصْفَهُمْ إِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
139-) Ve kalu ma fiy butuni hazihil en'ami halisatün lizükürina ve muharremün alâ ezvacina* ve in yekün meyteten fehüm fiyhi şürekâ'* seyecziyhim vasfehüm* inneHU Hakiymun ‘Aliym;
Ve dediler ki: “Şu en’am’ın batnın (karnın) dakiler yalnız erkeklerimize hastır (helaldir), eşlerimize (kadınlarımıza) haram kılınmıştır... Eğer (doğan) meyte (leş, ölü) olur (doğar) sa onlar (erkek+kadın) onda ortaktırlar”... (Allah’a nisbet ederek yaptıkları) bu vasıflamaları (ile Allah) onları cezalandıracaktır... Muhakkak ki O, Hakiym’dir, Aliym’dir.
قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ قَتَلُوا أَوْلَادَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُوا مَا رَزَقَهُمُ اللَّهُ افْتِرَاءً عَلَى اللَّهِ قَدْ ضَلُّوا وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ

140-) Kad hasiralleziyne katelu evladehüm sefehen Bi ğayri ilmin ve harremu ma razekahümullahuftiraen alellah* kad dallu ve ma kânu mühtediyn;

Bi-gayri ilim (ilmin gayrı olarak) evladlarını ahmakça (anlayışı kıtlıktan) öldürenler ve Allah’ın kendilerine ihsan ettiği rızkı, Allah üzerine iftira ederek haram yapanlar, gerçekten hüsrana uğramıştır... Hakikaten (bunlar) sapmışlardır ve doğru yolu bulanlar da olmamışlardır.
وَهُوَ الَّذِي أَنْشَأَ جَنَّاتٍ مَعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا أُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ كُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَءَاتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ وَلَا تُ
141-) Ve HUvelleziy enşee cennâtin ma'ruşatin ve ğayre ma'ruşatin vennahle vezzer'a muhtelifen ükülühu vezzeytune verrummane müteşabihen ve ğayre müteşabih* külu min semerihi iza esmere ve atu hakkahu yevme hasadih* ve la tüsrifu* inneHU la yuhıbbul müsrifiyn;
Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, hurma (lar) ı, yemişleri muhtelif ekin (leri, tarlaları), zeytinleri ve narları, müteşabih ve gayri müteşabih olarak inşa eden O’dur... O’nun semeresini (ürünlerini ilk) meyve verdiğinde (ham iken) yiyin; hasadının gününde (kemala erdiğinde) ise onun hakkını verin (zekat, infak; adalet)... (Sakın) israf etmeyin (adaletsizlik yapmayın)... Çünkü O, israf edenleri sevmez.
وَمِنَ الْأَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًا كُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
142-) Ve minel en'ami hamuleten ve ferşa* külu mimma razekakümullahu ve la tettebiu hutuvatiş şeytan* innehu leküm adüvvün mübiyn;
En’am’dan yük taşıyanı da (yününden) döşek-sergi yapılanı da (inşa eden O’dur)... Allah’ın size verdiği rızıktan yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın... Kesinlikle o sizin apaçık düşmanınızdır.
ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ مِنَ الضَّأْنِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْمَعْزِ اثْنَيْنِ قُلْ ءَالذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ الْأُنْثَيَيْنِ أَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الْأُنْثَيَيْنِ نَبِّئُونِي بِعِلْمٍ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
143-) Semaniyete ezvac* minedda'nisneyni ve minel ma'zisneyni kul azzekereyni harrame emil ünseyeyni emmeştemelet aleyhi erhamül’ünseyeyn* nebbiuniy Bi ılmin in küntüm sadikıyn;
Sekiz çift/eş: Koyundan iki, keçiden iki (çift)... De ki: “İki erkeği mi (Allah) haram kıldı, iki dişiyi mi yoksa iki dişinin rahimlerinin iştimal ettiğini (sarıp içine aldığını) mi?.. Eğer doğru iseniz bana (Bi-) ilimle haber verin”.
وَمِنَ الْإِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِ قُلْ ءَالذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ الْأُنْثَيَيْنِ أَمَّا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الْأُنْثَيَيْنِ أَمْ كُنْتُمْ شُهَدَاءَ إِذْ وَصَّاكُمُ اللَّهُ بِهَذَا فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى ال
144-) Ve minel ibilisneyni ve minel bakarisneyn* kul azzekereyni harrame emil ünseyeyni emmeştemelet aleyhi erhamül ünseyeyn* em küntüm şühedae iz vassakümullahu Bi haza* femen azlemü mimmeniftera alellahi keziben li yudıllenNase Bi ğayri ‘ılm* innAllahe la yehdilkavmezzalimiyn;
Ve deveden iki, sığırdan iki (çift)... De ki: “İki erkeği mi (Allah) haram kıldı, iki dişiyi mi yoksa iki dişinin rahimlerinin iştimal ettiğini (içine aldığını) mi?... Yoksa Allah size bunu (B sırrınca) vasiyyet ettiğinde şahidler mi idiniz?”... İnsanları saptırmak için, Bi-gayri ilim (ilimsizce) Allah üzerine yalan uydurandan daha zalim kimdir?.. Muhakkak ki Allah zalimler kavmine hidayet etmez.
قُلْ لَا أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلَّا أَنْ يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنْزِيرٍ فَإِنَّهُ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِن
145-) Kul la ecidü fiyma uhıye ileyye muharremen alâ taımin yat'amühu illâ en yekûne meyteten ev demen mesfuhan ev lahme hınziyrin feinnehu ricsün ev fiskan ühille li ğayrillahi Bihi, femenidturre ğayre bağın ve la adin feinne Rabbeke Ğafurun Rahîym;
De ki:”Bana vahyolunanlar içinde (bu haram dediklerinizi) yiyen biri üzerine haram edilmiş (bir şey) bulamıyorum... Ancak meyte (leş), akıtılmış kan, domuz eti-ki o gerçekten pistir- ve (B gerçeğince) Allah’dan gayrı adına boğazlanan bir fısk olursa müstesna (yani bu dört’ü haramdır)”... Ama kim muzdar olursa (zarurette kalanın) zulmetmeksizin (arzulamayarak, helal saymayarak) ve haddi aşmaksızın (bunlardan yiyebilir)”... Muhakkak ki senin Rabbin Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَعَلَى الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا كُلَّ ذِي ظُفُرٍ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَا إِلَّا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَا أَوِ الْحَوَايَا أَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍ ذَلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ
146-) Ve alelleziyne hadu harramna külle zıy zufür* ve minel bekari vel ğanemi harramna aleyhim şuhumehüma illâ ma hamelet zuhuruhüma evil havaya ev mahteleta Bi azm* zâlike cezeynahüm Bi bağyihim* ve inna lesadikun;
Yahudi olanlara bütün tırnaklıları (her tırnak sahibini) haram kıldık... Onlara sığır ve koyunun iç yağlarını da haram kıldık... Ancak o ikisinin (sığır ve koyunun) sırtlarının ve bağırsaklarının taşıdığı, ya da (B sırrınca) kemiğe karışan müstesna... Bu (şundandır), onların zulümleri/haddi aşmaları ile (B gerçeğince) onları cezalandırdık... Ve biz elbette sadıklarız.
فَإِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ رَبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ
147-) Fein kezzebuke fekul Rabbüküm zü rahmetin vasiatin, ve la yüreddü be'sühu anil kavmil mücrimiyn;
(Rasûlüm) eğer seni yalanladılar ise de ki: “Rabbiniz vasi’ rahmet sahibidir... O’nun azabı mücrimler kavminden geri çevrilmez (Rahmeti azaba mani olmaz, bilakis azabı bile rahmet gereğidir)”.
سَيَقُولُ الَّذِينَ أَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا أَشْرَكْنَا وَلَا ءَابَاؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ شَيْءٍ كَذَلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ حَتَّى ذَاقُوا بَأْسَنَا قُلْ هَلْ عِنْدَكُمْ مِنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا إِنْ تَتَّبِعُونَ إِل
148-) Seyekulülleziyne eşrekü lev şaAllahu ma eşrekna ve la abaüna ve la harramna min şey'in, kezâlike kezzebelleziyne min kablihim hatta zâku be'sena* kul hel ındeküm min ılmin fetuhricuhu lena* in tettebiune illezzanne ve in entüm illâ tahrusun;
Şirk koşanlar: “Eğer Allah dileseydi biz de babalarımız da şirk koşmazdık... Hiç bir şeyi de haram kılmazdık” diyecekler... Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar işte böyle yalanladılar (var zannettikleri birimsel varlık halleri ile bunları söylediler?)... De ki: “İndinizde bize çıkaracağınız bir ilim var mı? (mümkün mü hiç?)... Siz ancak zanna tabi oluyorsunuz... Ve siz ancak tahmin üzere konuşup saçmalıyorsunuz”.
قُلْ فَلِلَّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاءَ لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ
149-) Kul feLillahil huccetül baliğatü, felev şae lehedaküm ecmeıyn;
De ki: “Hüccetül’Baliğa (üstün, tam, doğrulayıcı, zıddı olmayan delil) Allah’ındır”... Eğer dileseydi elbette sizin hepinizi hidayete erdirirdi.
قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَكُمُ الَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ اللَّهَ حَرَّمَ هَذَا فَإِنْ شَهِدُوا فَلَا تَشْهَدْ مَعَهُمْ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ وَهُمْ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ

150-) Kul helümme şühedaekümülleziyne yeşhedune ennAllahe harrame haza* fein şehidu fela teşhed meahüm* ve la tettebı' ehvaelleziyne kezzebu Bi ayatina velleziyne la yu'minune Bil ahireti ve hüm Bi rabbihim ya'dilun;

De ki: “Hadi, Allah şunu haram etmiştir diye şahidlik eden şahidlerinizi getirin!”... Eğer şahidlik ettiler ise, sen onlar ile beraber şahitlik etme... Ayetlerimizi (B sırrınca) yalanlayanların ve ahirete (B sırrıyla) iman etmeyenlerin hevalarına tabi olma!... Onlar Bi-Rabbihim (Bi-Rablerine) denk tutarlar.
قُلْ تَعَالَوْاْ أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تُشْرِكُواْ بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلاَدَكُم مِّنْ إمْلاَقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلاَ تَقْرَبُواْ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُون
151-) Kul tealev etlü ma harrame Rabbüküm aleyküm ella tüşrikü Bihi şey'en, ve Bil valideyni ıhsana* ve la taktülu evladeküm min imlak* nahnü nerzukuküm ve iyyahüm* ve la takrebül fevahışe ma zahere minha ve ma betan* ve la taktülün nefselletiy harramAllahu illâ Bil hakk* zâliküm vassaküm Bihi lealleküm ta'kılun;
De ki: “Gelin, Rabbinizin size (neleri) haram ettiğini tilavet edeyim: O’na (B sırrınca) bir şeyi ortak koşmayın... (Bi-) ana-baba’ya ihsan üzere olun... Yoksullaşma/fakirlik’den dolayı evladlarınızı öldürmeyin... (Bilin ki) sizi de onları da biz rızıklandırırız... Fevahiş’in (çirkin günahlar’ın) zahir olanına (içki, fuhuş,.. gibi) da batın olanına (günahın düşüncesi, fantaziler, hırsızlık,.. gibi) da yaklaşmayın... Bil-Hakk (hak ile olması) müstesna, Allah’ın haram kıldığı nefsi öldürmeyin... İşte, akledesiniz diye (Allah) onu (bu ilkeleri B sırrınca) size vasiyyet etti”.
وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَبِعَهْدِ اللَّهِ أَوْف
152-) Ve la takrebu malel yetiymi illâ Billetiy hiye ahsenü hatta yeblüğa eşüddeh* ve evfül keyle vel miyzane Bilkıst* la nükellifü nefsen illâ vüs'aha, ve iza kultüm fa'dilu velev kâne zâ kurba* ve Bi ahdillahi evfu* zâliküm vassaküm Bihi lealleküm tezekkerun;
Yetim’in malına yaklaşmayın... Ancak (yetim) rüşdüne (?) ulaşıncaya (babasından miras malından yararlanıncaya) kadar (Bi-) en güzeli ile olması müstesna... Ölçme ve tartma’yı Bil-kıst (uluhiyyet hükümlerine, sünnetullah’a göre, adaletle) tam yapın... (Biz) hiç bir nefs’i vus’atının (kapasitesinin) üstündeki ile mükellef kılmayız... Söylediğiniz zaman da adil olun (Hakkı söyleyin), velev ki yakınınız olsun... Allah Ahdi’ni (B sırrınca) ifa edin... İşte, tezekkür edesiniz diye (Allah) size onu (bu ilkeleri B sırrınca) vasiyyet etti (bu kadar önemli!?).
وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
153-) Ve enne haza sıratıy müstekıymen fettebiuhu ve la tettebius sübüle feteferraka Biküm an sebiylih* zâliküm vassaküm Bihi lealleküm tettekun;
Bu (tevhiyd diyni İslam) benim müstakiym (dosdoğru) sıratımdır, (o halde) ona tabi olun, (başka) sebillere (yollara; dinlere) tabi olmayın (zira) sizi (B gerçeğince) O’nun sebilinden (sırat-ı müstakıym’den; vahdet’ten) ayırırlar... İşte, bilfiil korunasınız diye (Allah) size onu (bu ilkeleri B sırrınca) vasiyyet etti (çok önemli!?).
ثُمَّ ءَاتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَامًا عَلَى الَّذِي أَحْسَنَ وَتَفْصِيلًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ
154-) Sümme ateyna Musel Kitabe temamen alelleziy ahsene ve tafsıylen likülli şey’in ve hüden ve rahmeten leallehüm Bi Lıkai Rabbihim yu'minun;
Sonra muhsin olanlar üzerine (nimetimizi?) tamamlamak, her şeyi tafsil etmek, huda (kılavuz, hidayet) ve rahmet olarak Musa’ya Kitab’ı verdik ki onlar (B sırrınca) Rablerine kavuşacaklarına (Rablerinin B sırrınca varlıklarında açığa çıktığını yaşamaya) iman etsinler.
وَهَذَا كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
155-) Ve haza Kitabun enzelnahu mübarekün fettebiuhu vetteku lealleküm turhamun;
İşte bu (Kur’an) da (bizim) inzal ettiğimiz, mübarek bir bir Kitab’tır... (O halde) O’na tabi olun ve ittika edin ki, size rahmet edilsin.
أَنْ تَقُولُوا إِنَّمَا أُنْزِلَ الْكِتَابُ عَلَى طَائِفَتَيْنِ مِنْ قَبْلِنَا وَإِنْ كُنَّا عَنْ دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلِينَ
156-) En tekulu innema ünzilel Kitabu alâ taifeteyni min kablina ve in künna an dirasetihim leğafiliyn;
“Kitab, sadece bizden önceki iki taife (yahudi+nasara) üzerine inzal edildi; biz ise onların okuyup ders yapmasından elbette gafiller idik” demeyesiniz (diye inzal ettik).
أَوْ تَقُولُوا لَوْ أَنَّا أُنْزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا أَهْدَى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءَكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَّبَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِي الَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ ءَايَاتِ
157-) Ev tekulu lev enna ünzile aleynel Kitabu lekünna ehda minhüm* fekad caeküm beyyinetün min Rabbiküm ve hüden ve rahmetün, femen azlemü mimmen kezzebe Bi ayatillahi ve sadefe anha* seneczilleziyne yasdifune an ayatina suel azabi Bi ma kânu yasdifun;
Yahut: “Eğer bizim üzerimize de Kitab inzal olunsaydı, elbette onlardan (o iki taifeden) daha hidayete ererdik” demeyesiniz diye... (Artık) Rabbinizden size bir beyyine (yolunuzun apaçık delilleri), huda (gayenize götürecek rehber) ve rahmet gelmiştir... Allah ayetlerini (B sırrınca) yalanlayıp, onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir?.. Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmeleri sebebiyle (B gerçeğince), azabın kötüsü ile cezalandıracağız.
هَلْ يَنْظُرُونَ إِلَّا أَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلَائِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ أَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ ءَايَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ ءَايَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ ءَامَنَتْ مِنْ قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَ
158-) Hel yenzurune illâ en te'tiyehümül Melaiketü ev ye'tiye Rabbüke ev ye'tiye ba'du ayati Rabbik* yevme ye'tiy ba'du ayati Rabbike la yenfeu nefsen imanüha lem tekün amenet min kablü ev kesebet fiy imaniha hayra* kulintezıru inna müntezırun;
(Onlar iman etmek için) illa kendilerine melaike’nin gelmesini (fiziki ölüm), yahut Rabbinin gelmesini, ya da Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar?... Rabbinin ayetlerinin bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş (tanımamış), yahut imanında bir hayır kazanmamış nefse/kimseye imanı hiç bir fayda sağlamaz... De ki: “Bekleyin; biz de beklemekteyiz”.
إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
159-) İnnelleziyne ferreku diynehüm ve kânu şiyean leste minhüm fiy şey'in, innema emruhüm ilAllahi sümme yünebbiuhüm Bi ma kânu yef'alun;
Dinlerini parça parça edip, fırka fırka olanlar varya, (Rasûlüm) senin onlarla hiç bir ilişiğin yoktur... Onların işi ancak Allah’a kalmıştır... Sonra (O), onlara yapmakta oldukları fiillerini (B sırrınca) haber verecektir.
مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى إِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
160-) Men cae Bil haseneti felehu aşru emsaliha* ve men cae Bisseyyieti fela yücza illâ misleha ve hüm la yuzlemun;
Kim (Bi-) hasene (iyilik) ile gelirse, ona onun (getirdiğinin) on misli vardır... Kim de (Bi-) seyyie (kötülük; ki nefsindendir?) ile gelirse, ancak onun misliyle cezalandırılır... Onlar zulme uğratılmazlar.
قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
161-) Kul inneniy hedaniy Rabbiy ila sıratın müstekıym* diynen kıyemen millete İbrahîyme haniyfa* ve ma kâne minel müşrikiyn;
De ki: “Muhakkak ki beni, Rabbim sırat-ı müstakım’e, (yani) pek kaim/payidar/değişmeyen diyn’e, haniyf olan İbrahim’in milletine hidayet etti... (İbrahim) müşriklerden olmadı”.
قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
162-) Kul inne Salatiy ve Nüsükiy ve mahyaye ve mematiy Lillahi Rabbil alemiyn;
De ki: “Muhakkak ki salat’ım (namazım), nusuk’um (yaklaştırıcı işlevi olan şey; kurban, ibadet gibi), hayatım ve mematım Rabbul’Alemiyn olan Allah içindir (Allah’a ait özelliklerin ve Allah ahlakının açığa çıkması içindir)”.
لَا شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ
163-) La şeriyke leHU, ve Bi zâlike ümirtü ve ene evvelül müslimiyn;
“Ortağı yoktur O’nun... (Ben) işte (B sırrınca) bununla (gayrını görmemekle) emrolundum ve ben müslimlerin (ön safta olanların) ilkiyim”.
قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَبْغِي رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلَّا عَلَيْهَا وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
164-) Kul eğayrAllahi ebğıy Rabben ve HUve Rabbü külli şey'in, ve la teksibü küllü nefsin illâ aleyha* ve la teziru vaziretun vizra uhra* sümme ila Rabbiküm merciuküm feyünebbiuküm Bi ma küntüm fiyhi tahtelifun;
De ki: “O herşeyin Rabbi iken, (ben) Allah’ın gayrı Rab mı talep edeyim (mümkün mü) ?.. Her nefsin kazandığı ancak kendi üzerine (aleyhine) dir... Bir yük taşıyıcı/günahkar, başka birinin yükünü/günahını taşımaz... Sonra merci’niz (dönüşünüz) Rabbinizedir... Hakkında ihtilaf ettiğiniz hususları (O) size (B sırrınca) haber verecektir”.
وَهُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ الْأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ فِي مَا ءَاتَاكُمْ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ
165-) Ve HUvelleziy cealeküm halaifel’ Ardı ve refea ba'daküm fevka ba'din deracatin liyeblüveküm fiyma ataküm* inne Rabbeke seriy’ul ıkab* ve inneHU le Ğafurun Rahîym;
O’dur sizi Arz’ın halifeleri kılan ve size verdiklerinde sizi denemek (o özelliklerinizi kuvveden fiile çıkarmak) için, bazınızı bazınızın fevkınde derecelerle ref’edendir... Muhakkak ki Rabbin seri’-ül’ıkab’dır (cezası sür’atli)... Ve O, elbette Ğafur’dur, Rahıym’dir.


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal