Kur'an ve meali(cüz'lü) => Kuran-ı Kerim Sureler => Konuyu başlatan: admin üzerinde Ocak 04, 2011, 01:56:58 ÖÖ



Konu Başlığı: 009. TEVBE SÛRESİ
Gönderen: admin üzerinde Ocak 04, 2011, 01:56:58 ÖÖ
9.TEVBE SÛRESİ   التوبة


بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
1-) Beraetün minAllahi ve RasûliHİ ilelleziyne ahedtüm minel müşrikiyn;
Allah ve O’nun Rasûlü’nden, müşriklerden anlaşma yaptıklarınıza (sizinle münasebetlerinin kesik olduğuna dair) bir berat’tır (Zahir’de ne ise Batında da öyledir) !.
فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللَّهِ وَأَنَّ اللَّهَ مُخْزِي الْكَافِرِينَ
2-) Fesiyhu fiyl Ardı erbaate eşhürin va'lemu enneküm ğayru mu'cizillahi ve ennAllahe muhzil kafiriyn;
Arz’da (halifeliğinizin gerçekleştiği yer’de) dört ay (?) gezip dolaşın/yol alın... İyi bilin ki, (Allah’dan ve Sisteminden perdeli olarak yaşamakla) siz Allah’ı aciz bırakamazsınız... Allah kafirleri (gerçeği reddeden perdelileri) rüsvay edendir.
وَأَذَانٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْأَكْبَرِ أَنَّ اللَّهَ بَرِيءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ فَإِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللَّهِ وَبَشِّرِ الَّذِين

3-) Ve ezanün minAllahi ve RasûliHİ ilenNasi yevmel haccilekberi ennAllahe beriyün minel müşrikiyne ve RasûluHU, fein tübtüm fehuve hayrun leküm* ve in tevelleytüm fa'lemu enneküm ğayru mu'cizillah* ve beşşirilleziyne keferu Bi azâbin eliym;

Haccı Ekber (Büyük Hac; Vahdeti Zatiy) Gün’ü Allah ve Rasûlü’nden insanlara bir ezan’dır (duyuru) ki, Allah da O’nun Rasûlü de müşriklerden beridir... (O halde) eğer tevbe ederseniz (birimliliğiniziden-dünyanızdan, Hakikatınıza-Allah’a rücu ederseniz), o sizin için daha hayırlıdır... Şayet (Hak’dan) yüz çevirirseniz, iyi bilin ki siz Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz... O kafir olanları (B sırrınca) elim (hissedecekleri) bir azab ile müjdele.
إِلَّا الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْئًا وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ أَحَدًا فَأَتِمُّوا إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلَى مُدَّتِهِمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ
4-) İllelleziyne ahedtüm minel müşrikiyne sümme lem yenkusuküm şey’en ve lem yüzahiru aleyküm ehaden feetimmu ileyhim ahdehüm ila müddetihim* innAllahe yuhıbbul müttekıyn;
Antlaşma yaptığınız müşriklerden (antlaşma şartlarınızda) siz karşı bir noksanlık yapmamış, sizin aleyhinize hiç bir kimseye yardım etmemiş olanlar müstesna... Onların müddetlerine kadar ahidlerini onlara tamamlayın... Muhakkak ki Allah muttekiyleri
sever.
فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَإِنْ تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَءَاتَوُا الزَّكَاةَ فَخَلُّوا سَبِيلَهُمْ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ

5-) Feizenselehal eşhürulhurumu faktülül müşrikiyne haysü vecedtümuhüm ve huzuhüm vahsuruhüm vak'udu lehüm külle mersad* fein tabu ve ekamus Salate ve atevüz Zekate fehallu sebiylehüm* innAllahe Ğafurun Rahîym;

Haram aylar (sıyrılıp) çıkınca, kendilerini nerede bulursanız müşrikleri öldürün; onları yakalayın, hasr edin (alakoyun) onları ve her gözetleme/geçit yerinde onlar için oturun (onları gözetleyin, onların geçit noktalarını tutun)... Eğer tevbe eder, salat’ı ikame eder ve zekat’ı verirler ise o vakit yollarını açın onların... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَإِنْ أَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ اسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّى يَسْمَعَ كَلَامَ اللَّهِ ثُمَّ أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْلَمُونَ
6-) Ve in ehadün minel müşrikiynestecarake feecirhu hatta yesmea kelamAllahi sümme eblığhu me'meneh* zâlike Bi ennehüm kavmün la ya'lemun;
Eğer müşriklerden biri senden eman dileyip yakınlaşmak isterse (senin himayeni dilerse), ona eman ver ki (sana yakınlaşarak) Allah Kelamı’nı işitsin; sonra onu emniyet içinde olacağı yere ulaştır... (B sırrınca) böyle (yapmalısın), çünkü onlar (Hakikatı) bilmeyen bir kavimdirler.
كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعِنْدَ رَسُولِهِ إِلَّا الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ فَمَا اسْتَقَامُوا لَكُمْ فَاسْتَقِيمُوا لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ
7-) Keyfe yekûnü lilmüşrikiyne ahdün ındAllahi ve ınde RasûliHİ illelleziyne ahedtüm ındel MescidilHaram* fe mestekamu leküm festekıymu lehüm* innAllahe yuhıbbul müttekıyn;
Müşriklerin, Allah indinde ve O’nun Rasûlü’nün indinde bir ahidleri nasıl olur?.. Mescid-i Haram indinde ahidleştikleriniz müstesna... (Bunlara), onlar size dosdoğru (ahidlerine bağlı) davrandıkça, siz de onlara dosdoğru (ahdin getirdiği haklara riayet ederek) davranın... Muhakkak ki Allah muttekıyleri sever.
كَيْفَ وَإِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا فِيكُمْ إِلًّا وَلَا ذِمَّةً يُرْضُونَكُمْ بِأَفْوَاهِهِمْ وَتَأْبَى قُلُوبُهُمْ وَأَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَ
8-) Keyfe ve in yazheru aleyküm la yerkubu fiyküm illen ve la zimmeten, yurduneküm Bi efvahihim ve te'ba kulubühüm* ve ekseruhüm fasikun;
(Onlarla antlaşma) nasıl?.. Eğer sizin üzerinize çıkarlar (size üstünlük sağlarlar) ise sizin hakkınızda bir ill (and-yemin, karabet ve bunlardan kaynaklanan sorumluluk) ve bir zimmet (ahit, sözleşme ve bunlardan kaynaklanan sorumluluk) gözetmezler... (Bi-) ağızlarıyla sizi razı ederler, (fakat) kalbleri razı olmaz/imtina eder... Onların ekseriyeti fasıklardır (Sistem’e körelmiş bilinçlerdir).
اشْتَرَوْا بِآيَاتِ اللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِهِ إِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
9-) İşterav Biayatillahi semenen kaliylen fesaddu an sebiyliHİ, innehüm sae ma kânu ya'melun;
(Onlar) Allah ayetlerini (sıfatlarını) az bir baha (nefsani özellikler, dünyevi hazlar) mukabilinde (B sırrınca) sattılar da O’nun yolundan alakoydular... Yapmakta oldukları gerçekten ne kötüdür!.
لَا يَرْقُبُونَ فِي مُؤْمِنٍ إِلًّا وَلَا ذِمَّةً وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ
10-) La yerkubune fiy mu’minin illen ve la zimmeten, ve ülaike hümül mu'tedun;
Bir mü’min hakkında (onlar) bir ahid/and ve bir zimmet gözetmezler... İşte onlar haddi aşanların ta kendileridir.
فَإِنْ تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَءَاتَوُا الزَّكَاةَ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَنُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
11-) Fein tabu ve ekamus Salate ve atevüz Zekate feıhvanüküm fiyd diyn* ve nufassılül’ ayati likavmin ya'lemun;
Eğer tevbe eder, salat’ı ikame eder ve zekat’ı verirler ise, artık Diyn’de kardeşlerinizdirler... Bilen bir kavim için ayetleri tafsil ediyoruz.
وَإِنْ نَكَثُوا أَيْمَانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا فِي دِينِكُمْ فَقَاتِلُوا أَئِمَّةَ الْكُفْرِ إِنَّهُمْ لَا أَيْمَانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنْتَهُونَ
12-) Ve in nekesü eymanehüm min ba'di ahdihim ve taanu fiy diyniküm fekatilu eimmetelküfri, innehüm la eymane lehüm leallehüm yentehun;
Eğer ahdlerinden sonra yeminlerini bozarlar ve Diyn’inizi ta’n ederler/kusurlarlar ise, (o vakit) küfr’ün imamlarını öldürün... Çünkü onların yeminleri yoktur... Umulur ki onlar vazgeçerler.
أَلَا تُقَاتِلُونَ قَوْمًا نَكَثُوا أَيْمَانَهُمْ وَهَمُّوا بِإِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُمْ بَدَءُوكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ أَتَخْشَوْنَهُمْ فَاللَّهُ أَحَقُّ أَنْ تَخْشَوْهُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
13-) Ela tukatilune kavmen nekesü eymanehüm ve hemmu Bi ıhracir Rasûli ve hüm bedeuküm evvele merratin, etahşevnehüm* fAllahu ehakku en tahşevhü in küntüm mu’miniyn;
Yeminlerini bozmuş, erRasûl’ü (Rasûlullah’ı, B sırrınca yurdundan) ihraca kasdetmiş ve üstelik ilk kere (kendileri) size (savaşa) başlamış bir kavime karşı savaşmayacak mısınız?... Onlardan korkuyormusunuz?.. Eğer mü’minler iseniz, haşyet duymanız için ehakk Allah’dır.
قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللَّهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ
14-) Katiluhüm yüazzibhumllahu Bi eydiyküm ve yuhzihim ve yansurküm aleyhim ve yeşfi sudûre kavmin mu’miniyn;
Mukatele edin onlarla (ki,) Allah sizin elleriniz ile (B sırrınca) onları azablandırsın, rezil etsin onları, onların aleyhine size nusret versin ve (böylece) mü’minler kavminin sadırlarına şifa versin.
وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْ وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلَى مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
15-) Ve yüzhib ğayza kulubihim* ve yetubullahu alâ men yeşa'* vAllahu Aliymun Hakiym;
Kalblerindeki ğayzı (gadap) gidersin... Allah dilediğinin tevbesini kabul eder... Allah Hakiym’dir, Aliym’dir.
أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تُتْرَكُوا وَلَمَّا يَعْلَمِ اللَّهُ الَّذِينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَا رَسُولِهِ وَلَا الْمُؤْمِنِينَ وَلِيجَةً وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
16-) Em hasibtüm en tütrakû ve lemma ya'lemillahulleziyne cahedu minküm ve lem yettehızu min dunillahi ve la RasûliHİ ve lel mu’miniyne veliyceten, vAllahu Habîyrun Bi ma ta'melun;
Yoksa siz, Allah, sizden mücahade edenleri, Allah’dan, O’nun Rasûlü’nden ve mü’minlerden gayrısını veliyce (sırdaş, dost) edinmeyenleri bilmeden (izhar etmeden kendi halinize) terkedileceğinizi mi sandınız?... Allah yapmakta olduğunuz şeyleri (B sırrınca) Habiyr’dir.
مَا كَانَ لِلْمُشْرِكِينَ أَنْ يَعْمُرُوا مَسَاجِدَ اللَّهِ شَاهِدِينَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ بِالْكُفْرِ أُولَئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ وَفِي النَّارِ هُمْ خَالِدُونَ
17-) Ma kâne lil müşrikiyne en ya'muru mesacidAllahi şahidiyne alâ enfüsihim Bilküfr* ülaike habitat a'malühüm* ve fiynnari hüm halidun;
Küfr ile (B sırrıyla, küfr olarak) kendi nefsleri üzerine şahidler iken Allah mescidlerini (kalbleri) imar etmeleri müşrikler için mümkün değildir... Onların tüm amelleri boşa gitmiştir... Ve onlar Nar’da ebedi kalıcılardır.
إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللَّهِ مَنْ ءَامَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَءَاتَى الزَّكَاةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلَّا اللَّهَ فَعَسَى أُولَئِكَ أَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَدِينَ
18-) İnnema ya'muru mesacidAllahi men amene Billahi vel yevmil ahıri ve ekames Salate ve atezZekate ve lem yahşe illAllahe feasa ülaike en yekûnu minel muhtediyn;
Allah mescidlerini (kalbleri) ancak (B sırrıyla) Allah’a ve ahir güne iman eden, salat’ı ikame eden, zekat’ı veren ve Allah’dan başkasından haşyet duymayan kimse i’mar eder (Allah’a secde edilir hale getirir)... İşte bunların hidayete erenlerden oldukları umulur.
أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ ءَامَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ لَا يَسْتَوُونَ عِنْدَ اللَّهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
19-) Ece’altüm sikayetelHacci ve imaratel Mescidil Harâmi kemen amene Billahi vel yevmil ahıri ve cahede fiy sebiylillah* la yestevune indAllah* vAllahu la yehdil kavmez zalimiyn;
(Ey müşrikler) siz, hacıları sulamayı ve Mescid-i Haram’ı imar etmeyi, (B sırrıyla) Allah’a ve ahir güne iman eden ve Allah yolunda mücahade eden gibi mi kıldınız?... (Bunlar) Allah indinde müsavi olmazlar... Allah, zalimler kavmine hidayet etmez.
الَّذِينَ ءَامَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ أَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللَّهِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ
20-) Elleziyne amenu ve haceru ve cahedu fiy sebiylillâhi Bi emvalihim ve enfüsihim a'zamü deraceten indAllah* ve ülaike hümül faizun;
İman eden, hicret (seyr-i sülük) eden ve Allah yolunda (B sırrıyla) mallarıyla canlarıyla mücahade edenler, derece itibarıyla Allah indinde daha aziymdir... İşte bunlardır kurtuluşa erenlerin ta kendileri.
يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُمْ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ فِيهَا نَعِيمٌ مُقِيمٌ
21-) Yübeşşiruhüm Rabbühüm Bi rahmetin minHU ve rıdvanin ve cennatin lehüm fiyha ne’ıymun mukıym;
Rableri onları kendinden bir (Bi-) rahmet (çalışmaları ile zahir olan ilahi özellikler), rıdvan ve içlerinde kendileri için mukıym (kesiksiz, sonsuz) ni’metler olan cennetler (mertebeler) ile müjdeler.
خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا إِنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
22-) Halidiyne fiyha ebeda* innAllahe ındeHU ecrun azîym;
Onlar orada ebedi kalıcılardır... Muhakkak ki Allah, ecr-u azıym O’nun indindedir!.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَتَّخِذُوا ءَابَاءَكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاءَ إِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى الْإِيمَانِ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
23-) Ya eyyühelleziyne amenu la tettehızu abaeküm ve ıhvaneküm evliyae inistehabbül küfre alel iyman* ve men yetevellehüm minküm feülaike hümüz zalimun;
Ey iman edenler!.. Eğer küfrü iman üzerine sevip tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler (dostlar) edinmeyin... Sizden kim onları veliy edinir ise, işte onlar zalimlerin ta kendileridirler.
قُلْ إِنْ كَانَ ءَابَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَ
24-) Kul in kâne abaüküm ve ebnaüküm ve ıhvanüküm ve ezvacüküm ve aşiyretüküm ve emvalü nıktereftümuha ve ticaratün tahşevne kesadeha ve mesakinü terdavneha ehabbe ileyküm minAllahi ve RasûliHİ ve cihadin fiy sebiyliHİ feterabbesu hatta ye'tiyAllahu Bi emriHİ, vAllahu la yehdil kavmel fasikıyn;
De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, elde ettiğiniz mallar, kesad gitmesinden korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız meskenler, size Allah’dan, O’nun Rasûlü’nden ve O’nun yolunda cihad’dan daha sevimli ise, artık Allah’ın Bi-emriHİ (emri olarak) gelmesini bekleyin... Allah fasıklar (bilinçleri Hakk’a ve Diyn’e karşı körelmişler) kavmine hidayet etmez”.
لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللَّهُ فِي مَوَاطِنَ كَثِيرَةٍ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ إِذْ أَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْئًا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِرِينَ
25-) Lekad nesarekümullahu fiy mevatıne kesiyretin ve yevme Huneynin, iz a'cebetküm kesretüküm felem tuğni anküm şey’en ve dakat aleykümül Ardu Bi ma rehubet sümme velleytüm müdbiriyn;
Andolsun ki, Allah size bir çok mevtın (vatan, harb yeri; çeşitli kademelerde özelliklerinizin zuhur yerlerin) de ve Huneyn gününde yardım etti... Hani (duyularınızın ve vehmin hükmü ile) çokluğunuz hoşunuza gitmiş/sizi böbürlendirmişti de (çokluğunuzun) size hiç bir faydası olmamıştı... (Huneyn günün’de) (B sırrınca) tüm genişliğine rağmen Arz size dar gelmişti... Sonra (da) arkanızı dönüp gitmiştiniz.
ثُمَّ أَنْزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَى رَسُولِهِ وَعَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَأَنْزَلَ جُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا وَعَذَّبَ الَّذِينَ كَفَرُوا وَذَلِكَ جَزَاءُ الْكَافِرِينَ
26-) Sümme enzelAllahu sekiyneteHU alâ RasûliHİ ve alel mu’miniyne ve enzele cünuden lem teravha ve azzebelleziyne keferu* ve zâlike cezaul kafiriyn;
Sonra Allah, Rasûlü’nün üzerine ve mü’minlerin üzerine sekinetini (yakin nuru, itmi’nan) inzal etti, sizin görmediğiniz ordularını da inzal etti ve kafir olanları azablandırdı... Kafirlerin cezası işte budur.
ثُمَّ يَتُوبُ اللَّهُ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ عَلَى مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
27-) Sümme yetubullahu min ba'di zâlike alâ men yeşa'* vAllahu Ğafurun Rahîym;
Sonra Allah, bunun ardından dilediğinin tevbesini kabul eder... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلَا يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَذَا وَإِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنِيكُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ إِنْ شَاءَ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
28-) Ya eyyühelleziyne amenu innemel müşrikûne necesün fela yakrabül Mescidel Harame ba'de amihim haza* ve in hıftüm ayleten fesevfe yuğniykümullahu min fadliHİ in şa'e, innAllahe Aliymun Hakiym;
Ey iman edenler!... Müşrikler ancak bir neces (pislik) tir... Artık bu senelerinden sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar!... Eğer yoksulluğa düşmekten korkarsanız, Allah dilerse sizi yakında fazlından zenginleştirir... Muhakkak ki Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
قَاتِلُوا الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَلَا يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حَتَّى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ
29-) Katilülleziyne la yu'minune Billahi ve la Bil yevmil’ahıri ve la yuharrimune ma harremAllahu ve RasûluHU ve la yediynune diynel hakkı minelleziyne utül Kitabe hatta yu'tul cizyete an yedin ve hüm sağırun;
(Kuvveden fiile çıkartıp okusunlar diye genetik) Kitab (bilgi) verilen kimselerden (B sırrıyla) Allah’a ve (B sırrıyla) ahir gün’e iman etmeyen, Allah’ın ve O’nun Rasûlü’nün (cem’ ve tafsil hükmünün) haram kıldığını haram saymayan ve Hak Diyn’i (ihmal edilemez somut yaşam realitesini, hak sistem’i) din edinmeyenlerle, küçülmüşlerden olarak kendi elleriyle cizye verinceye kadar mukatele edin.
وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللَّهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَسِيحُ ابْنُ اللَّهِ ذَلِكَ قَوْلُهُمْ بِأَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِئُونَ قَوْلَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ
30-) Ve kaletil yehudü Uzeyrunibnullahi ve kaletin nesarel Mesiyhubnullah* zâlike kavlühüm Bi efvahihim* yudahiune kavlelleziyne keferu min kabl* katelehumullah* enna yü'fekûn;
Yahudiler: “Üzeyr, Allah’ın oğludur”, dediler... Nasara da: “Mesih, Allah’ın oğludur”, dediler... Bu onların kendi (Bi-) ağızlarının sözüdür... Daha önce kafir olanların sözüne benzetme yapıyorlar... Allah onları öldürsün!.. Nasıl da (Hak’dan) çevriliyorlar!.
اتَّخَذُوا أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا إِلَهًا وَاحِدًا لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
31-) İttehazu ahbarehüm ve ruhbanehüm erbaben min dunillahi vel Mesiyhabne Meryem* ve ma ümiru illâ liya'büdu ilâhen vâhıda* la ilahe illâ HU* subhaneHU amma yüşrikûn;
Allah’ın gayrından ahbar’larını (hahamlarını, bilginlerini), ruhban’larını (rahiblerini) rabler edindiler... MeryemOğlu Mesih’i de (rab edindiler)... (Oysa onlar) yalnızca İlah’un Vahid’e (tek bir vücud, tek müessir olan Allah’a) ibadet/kulluk etmekle emrolunmuşlardı... La ilahe illa HU= O’ndan başka vücud yoktur... O, onların ortak tuttuklarından Subhan’dır (münezzehtir).

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
يُرِيدُونَ أَنْ يُطْفِئُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللَّهُ إِلَّا أَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
32-) Yüriydune en yutfiu nurAllahi Bi efvahihim ve ye’bAllahu illâ en yütimme nureHU velev kerihel kafirun;
Allah Nuru’nu (Bi-) ağızlarıyla söndürmek irade ediyorlar... Allah (ise) NuruNU tamamlamaktan başka bir şeye razı değildir (açığa çıkarmak istediğini muhakkak açığa çıkaracak)... Velev ki kafirler (gerçeği reddedenler) hoşlanmasa da.
هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ
33-) HUvelleziy ersele RasûleHU Bil hüda ve diynil hakkı li yuzhirehu aled diyni küllihi velev kerihel müşrikûn;
O (Allah) odur ki, bütün dinlere üstün kılmak için Rasûlü’nü Huda (hidayet potansiyeli, klavuz, ilim) ve Hak Diyn (tam tevhid, ilahi ma’rifet, sistem bilinci) ile (B sırrınca) irsal etti... Velev ki müşrikler (fena’ya yanaşmayan, gayrına tutunan) hoşlanmasa da.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِنَّ كَثِيرًا مِنَ الْأَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنْفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَبَشِّ
34-) Ya eyyühelleziyne amenu inne kesiyren minel’ahbari ver ruhbani leye'külune emvalenNasi Bil batıli ve yesuddune an sebiylillâh* velleziyne yeknizunez zehebe vel fiddate ve la yünfikuneha fiy sebiylillâhi febeşşir hüm Bi azâbin eliym;
Ey iman edenler!... Muhakkak ki ahbar (hahamlar)’dan ve ruhban’dan bir çoğu insanların mallarını (diyni ilimler, enerjileri) (Bi-) batıl olarak yerler ve Allah yolundan alakoyarlar... Altın ve gümüşü depolayıp gizleyen ve onları Allah yolunda infak etmeyenlere gelince, onları (B sırrınca) elim bir azab ile müjdele!.
يَوْمَ يُحْمَى عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لِأَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ
35-) Yevme yuhma aleyha fiy nari cehenneme fetükva Bi ha cibahühüm ve cünubühüm ve zuhurühüm* haza ma keneztüm lienfüsiküm fezuku ma küntüm teknizun;
Cehennem Narı’nda, onların (altın-gümüş’ün) üzeri kızdırılıp, bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları (B sırrınca) dağlanacağı (dört yönden azab görecekleri) gün (onlara): “İşte bu kendi nefsiniz için toplayıp sakladıklarınız; artık tadın hazine edindiğinizi” (denir).
إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا فِيهِنَّ أَنْفُسَكُمْ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِكِينَ كَافَّةً كَمَا
36-) İnne ıddeşşühuri ındAllahisna aşere şehren fiy Kitabillahi yevme halekas Semavati vel’Arda minha erbaatün hurum* zâliked diynül kayyimü fela tazlimu fiyhinne enfüseküm ve katilül müşrikiyne kâffeten kema yükatiluneküm kâffeten, va'lemu ennAllahe maal müttekıyn;
Muhakkak ki Allah indinde, Semavat’ı ve Arz’ı halkettiği gündeki Allah Kitabı (yazısı) nda, ayların adedi oniki’dir... Onlardan dördü haram (aylar) dır (Muharrem, Receb, Zilkaide, Zilhicce)... İşte Diyn-i Kayyım (illa geçerli, payidar sistem) budur... Onlar (haram aylar; o arınma-fena vakitleri) içinde nefslerinize zulmetmeyiniz... Müşriklerle kaffeten mukatele edin, onların sizinle kaffeten savaştıkları gibi... İyi bilin ki Allah muttekıylerle beraberdir.
إِنَّمَا النَّسِيءُ زِيَادَةٌ فِي الْكُفْرِ يُضَلُّ بِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا يُحِلُّونَهُ عَامًا وَيُحَرِّمُونَهُ عَامًا لِيُوَاطِئُوا عِدَّةَ مَا حَرَّمَ اللَّهُ فَيُحِلُّوا مَا حَرَّمَ اللَّهُ زُيِّنَ لَهُمْ سُوءُ أَعْمَالِهِمْ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْق
37-) İnnemen Nesiy’ü ziyadetün fiyl küfri yudallu Bihilleziyne keferu yuhıllunehu âmen ve yuharrimunehu âmen liyüvatıu ıddete ma harramAllahu feyuhıllu ma harramAllah* züyyine lehüm suü a'malihim* vAllahu la yehdil kavmel kafiriyn;
Nesiy (Haram ayları ertelemek; arınmayı ihmal edip geciktirmek) ancak küfür’de bir ziyadedir (Nesiy, zahiri manası itibarıyla, kaza namazı da yok demektir... Vaktin hürmeti kaza edilemiyorsa?)... Kafir olanlar (B sırrınca) onunla saptırılır... Onu bir yıl helal sayarlar, bir yıl da onu haram yaparlar ki, Allah’ın haram kıldığının (yalnızca) sayısına (niceleğine, taklidine) muvafakat etsinler de (akabinden işlevsel olan asıl maslahatı atlayıp) Allah’ın haram kıldığını helal kılsınlar... Amellerinin kötülüğü onlara süslü gösterildi... Allah kafirler kavmine hidayet etmez.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الْأَرْضِ أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌ
38-) Ya eyyühelleziyne amenu ma leküm iza kıyle lekümünfiru fiy sebiylillahis sakaltüm ilel’Ard* eredıytüm Bil hayatid dünya minel’ ahireti, fema metaul hayatid dünya fiyl’ ahireti illâ kaliyl;
Ey iman edenler!.. Size ne oldu ki: “(Yerleştiğiniz yerden ayrılıp) Allah yolunda sefere/savaşa çıkın”, denildiğinde ağırlaşıp Arz’a (bedene) çakıldınız... Ahiret (kudret-bilinç boyutu) mukabilinde dünya hayatına (fani, rüya-hayal alemine) mı (B sırrınca) razı oldunuz?... (Halbu ki) dünya hayatının metaı (faydası, nimeti) ahiret içinde pek azdır.
إِلَّا تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَيَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيْئًا وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
39-) İlla tenfiru yuazzibküm azâben eliymen ve yestebdil kavmen ğayreküm ve la tedurruhu şey'a* vAllahu alâ külli şey'in Kadiyr;
Eğer (Allah yolunda) seferber olmaz/cihada çıkmaz (arınma çalışmaları yapmaz) sanız (Allah) sizi elim bir azabla azablandırır ve sizin gayrınız bir kavmi istibdal eder (yerinize, size bedel başka bir kavim getirir; zira o ilahi işlerin olması muhakkak?);ve siz O’na hiç şekilde zarar veremezsiniz... Allah herşey’e Kadiyr’dir.
إِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللَّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا فَأَنْزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَ

40-) İlla tensuruhu fekad nasarehullahu, iz ahrecehülleziyne keferu saniyesneyni, iz hüma fiyl ğayri, iz yekulü lisahıbihi la tahzen innAllahe meana* feenzelAllahu sekiynetehu aleyhi ve eyyedehu Bi cünudin lem teravha ve ceale kelimetelleziyne keferus süfla* ve kelimetullahi hiyel ulya* vAllahu Azîyzün Hakiym;

Eğer siz O’na (Rasûlullah’a) yardım etmezseniz, (bilin ki) hakikaten Allah O’na yardım etti... Hani kafir olanlar O’nu (yurdundan) çıkardıklarında O, iki’nin ikincisi (iki kişiden biri) idi... Hani onlar (Hz.Rasûlullah ve Hz.Ebu Bekr) Ğar (mağara) da idiler... Hani arkadaşına: “Mahzun olma, muhakkak ki Allah bizimle beraberdir” diyordu... Allah, sekinetini (itmi’nan, sükun) O’nun üzerine inzal etmiş ve O’nu görmediğiniz ordularla (B sırrınca) teyid etmişti de kafir olanların kelimesini süfla (en aşağı) kılmıştı... Allah Kelimesi, işte O’dur ulya (en üstün)... Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.
انْفِرُوا خِفَافًا وَثِقَالًا وَجَاهِدُوا بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
41-) İnfiru hıfafen ve sikalen ve cahidu Bi emvaliküm ve enfüsiküm fiy sebiylillâh* zâliküm hayrun leküm in küntüm ta'lemun;
Gerek hafif ve gerek ağır olarak sefere/cihada çıkın... Mallarınızla (beden, kuvve), nefslerinizle (zatlarınızla) Allah yolunda (B sırrınca) mücahede edin... Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لَاتَّبَعُوكَ وَلَكِنْ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُ وَسَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ أَنْفُسَهُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
42-) Lev kâne aradan kariyben ve seferen kasıden lettebeuke ve lâkin beudet aleyhimüş şükkatü, ve seyahlifune Billahi levisteta'na leharecna meaküm* yühlikûne enfüsehüm* vAllahu ya'lemü innehüm lekazibun;
Eğer araz-ı kariyb (yakın bir araz/dünya malı) ve sefer-i kasıd (orta bir yolculuk, meşakkatsız sefer) olsaydı, elbette (Tebuk Seferinde ve?..) sana tabi olurlardı... Fakat şukka (meşakkatlı yol; riyazat, mücahade, fena gibi gerekleri olan yol; arınma) onlara uzak geldi... (Bununla beraber onlar), “Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber biz de -sefere- çıkardık” diye (B sırrınca) Allah’a yemin edecekler... (Onlar) kendilerini helak ediyorlar... Allah biliyor ki onlar kesinlikle yalancılardır.
عَفَا اللَّهُ عَنْكَ لِمَ أَذِنْتَ لَهُمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَتَعْلَمَ الْكَاذِبِينَ
43-) AfAllahu ank* lime ezinte lehüm hatta yetebeyyene lekelleziyne sadeku ve ta'lemel kazibiyn;
Allah affetti seni... (Tebuk Seferi dolayısıyla) sadık olanlar/doğru söyleyenler senin için apaçık belli oluncaya ve sen yalancıları bilinceye kadar niçin onlara izin verdin?.
لَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أَنْ يُجَاهِدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ

44-) La yeste'zinükelleziyne yu'minune Billahi vel yevmil ahıri en yücahidu Bi emvalihim ve enfüsihim* vAllahu Aliymun Bil müttekıyn;

(B sırrıyla) Allah’a ve ahir gün’e iman edenler, mallarıyla, canlarıyla (B sırrınca) mücahede etmekten (geri kalmak için) senden izin istemezler... Allah muttekıyleri (B sırrınca; onların hakikatı olarak) Aliym’dir.
إِنَّمَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَارْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ فَهُمْ فِي رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ
45-) İnnema yeste'zinükelleziyne la yu'minune Billahi vel yevmil’ahıri vertabet kulubühüm fehüm fiy raybihim yetereddedun;
Ancak Allah’a ve ahir gün’e (B sırrınca) iman etmeyen ve kalbleri şüphe etmiş/işkilli (şaki) kimseler (seninle sefere çımaktan ve mücahadeden geri kalmak için) senden izin isterler... Onlar şüpheleri içinde tereddüt edip dururlar.
وَلَوْ أَرَادُوا الْخُرُوجَ لَأَعَدُّوا لَهُ عُدَّةً وَلَكِنْ كَرِهَ اللَّهُ انْبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَقِيلَ اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِدِينَ
46-) Velev eradül huruce lee’addu lehu uddeten ve lâkin kerihellahünbiasehüm fesebbetahüm ve kıylak'udu meal kaıdiyn;
Eğer (onlar sefere) çıkmak dileselerdi elbette onun için bir hazırlık hazırlarlar idi... Fakat Allah onların inbiasını (ba’solunmalarını, sefere çıkmalarını) kerih gördü de onları (yerlerinde) oturttu/durdurdu ve: “Oturun, oturanlarla beraber” denildi.
لَوْ خَرَجُوا فِيكُمْ مَا زَادُوكُمْ إِلَّا خَبَالًا وَلَأَوْضَعُوا خِلَالَكُمْ يَبْغُونَكُمُ الْفِتْنَةَ وَفِيكُمْ سَمَّاعُونَ لَهُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ
47-) Lev harecu fiyküm ma zaduküm illâ habalen ve le evdau hılaleküm yebğunekümül fitnete, ve fiyküm semmaune lehüm* vAllahu Aliymun Bizzalimiyn;
Eğer (onlar) sizin içinizde (sefere) çıksalardı, sizi habal’dan (külfet, fesad, bozgunculuk,helak’dan) başka bir şey artırmazlardı... Mutlaka size fitne (ayrılık, şirk) arzulayarak aranıza sokulurlardı... İçinizde onlara iyice kulak verecek/işitenler vardır... Allah zalimleri (B sırrınca; onların hakikatı olarak) Aliym’dir.
لَقَدِ ابْتَغَوُا الْفِتْنَةَ مِنْ قَبْلُ وَقَلَّبُوا لَكَ الْأُمُورَ حَتَّى جَاءَ الْحَقُّ وَظَهَرَ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ كَارِهُونَ
48-) Lekadibteğavül fitnete min kablü ve kallebu lekel’ umure hatta cael Hakku ve zahere emrullahi ve hüm karihun;
Andolsun ki, daha önce de fitne aradılar ve işleri senin için tersine (olduğundan başkaya) çevirdiler... Nihayet Hakk geldi ve onlar kerih görse de Emrullah (Allah Emri?) zahir oldu.
وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ لِي وَلَا تَفْتِنِّي أَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُوا وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ
49-) Ve minhüm men yekulü'zen liy ve la teftinniy* ela fiyl fitneti sekatu* ve inne cehenneme lemuhıytatün Bil kafiriyn;
Onlardan bazısı: “Bana izin ver, beni fitneye düşürme” der... Dikkat edin, fitnenin (fitne boyutunun, şirkin) ta içine (kendileri zaten) düşmüşler... Muhakkak ki Cehennem, kafirleri (B sırrınca) muhıyt’tir.
إِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكَ مُصِيبَةٌ يَقُولُوا قَدْ أَخَذْنَا أَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ
50-) İn tusıbke hasenetün tesü'hüm* ve in tusıbke musıybetün yekulu kad ehazna emrena min kablü ve yetevellev ve hüm ferihun;
Eğer sana bir hasene isabet etse, (bu) onları kötü yapar (kötülerine gider)... Şayet sana bir musibet isabet etse: “İşimizi önceden -sağlam- tutmuşuz” derler ve sevinerek dönüp giderler.
قُلْ لَنْ يُصِيبَنَا إِلَّا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَنَا هُوَ مَوْلَانَا وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
51-) Kul len yusıybena illâ ma ketebAllahu lena* HUve mevlana* ve alellahi fel yetevekkelil mu'minun;
De ki: “Allah’ın bizim için yazdığından başkası, asla bize isabet etmeyecektir... O’dur bizim Mevla’mız... Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler”.
قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَا إِلَّا إِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِ وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ أَنْ يُصِيبَكُمُ اللَّهُ بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِهِ أَوْ بِأَيْدِينَا فَتَرَبَّصُوا إِنَّا مَعَكُمْ مُتَرَبِّصُونَ
52-) Kul hel terebbesune Bina illâ ıhdel husneyeyn* ve nahnü neterabbesu Biküm en yusıybekümullahu Bi azabin min ındiHİ ev Bi eydiyna* feterabbesu inna meaküm müterabbisun;
De ki: “(Bi-) bizi ancak iki hüsna’dan (en güzel’den; şehidlik veya fetih/ganimet) biri (olsun diye) mi gözetip duruyorsunuz?... (Halbu ki) biz, Allah’ın, kendi indinden yahut bizim ellerimizle size (B sırrınca) bir azab çarptırmasını (B gerçeğince) bekliyoruz... O halde umutla bekleyin, biz de sizinle beraber bekleyenleriz (her akibet mü’min için saadet ve hayır, kafir için hüsran ve azabtır)”.
قُلْ أَنْفِقُوا طَوْعًا أَوْ كَرْهًا لَنْ يُتَقَبَّلَ مِنْكُمْ إِنَّكُمْ كُنْتُمْ قَوْمًا فَاسِقِينَ
53-) Kul enfiku tav'an ev kerhen len yütekabbele minküm* inneküm küntüm kavmen fasikıyn;
De ki: “Tav’an (kendi arzunuzla) veya kerhen (zorla) infak edin (fena’ya çalışın), sizden asla kabul olunmayacaktır... Çünkü siz fasık (sistem’den çıkmış, bilinçleri körelmiş) bir kavim oldunuz”.
وَمَا مَنَعَهُمْ أَنْ تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ إِلَّا أَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللَّهِ وَبِرَسُولِهِ وَلَا يَأْتُونَ الصَّلَاةَ إِلَّا وَهُمْ كُسَالَى وَلَا يُنْفِقُونَ إِلَّا وَهُمْ كَارِهُونَ
54-) Ve ma meneahüm en tukbele minhüm nefekatühüm illâ ennehüm keferu Billahi ve Bi RasûliHİ ve la ye'tunes Salate illâ ve hüm küsala ve la yünfikune illâ ve hüm karihun;
Harcamalarının onlardan kabul edilmesine mani olan ancak şudur: Onlar Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne (B sırrınca) kafir oldular; Salat’a ancak tembel tembel gelirler ve ancak istemeye istemeye infak ederler.
فَلَا تُعْجِبْكَ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ أَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ
55-) Fela tu'cibke emvalühüm ve la evladühüm* innema yüriydullahu liyuazzibehüm Biha fiyl hayatid dünya ve tezheka enfüsühüm ve hüm kafirun;
Onların ne malları ve ne de evladları senin hoşuna gitmesin (imrendirmesin; mekr?)... Allah (B sırrınca) bunlarla ancak dünya hayatında onlara azab etmeyi ve kafirler olarak canlarının çıkmasını irade ediyor.
وَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ إِنَّهُمْ لَمِنْكُمْ وَمَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ
56-) Ve yahlifune Billahi innehüm leminküm* ve mahüm minküm ve lakinnehüm kavmün yefrakun;
Allah’a (B sırrınca) yemin ediyorlar ki kendileri kesinlikle sizdenmişler... (Halbu ki) onlar sizden değillerdir... Fakat onlar korkak bir kavimdir.
لَوْ يَجِدُونَ مَلْجَأً أَوْ مَغَارَاتٍ أَوْ مُدَّخَلًا لَوَلَّوْا إِلَيْهِ وَهُمْ يَجْمَحُونَ
57-) Lev yecidune melceen ev meğaratin ev müddehalen levellev ileyhi ve hüm yecmehun;
Eğer melce’ (sığınacak bir yer) yahut mağaralar veya içine girilerek saklanılan bir yer/girilecek bir delik bulsalar, gemi azıya almış serkeş at gibi ona yönelirlerdi.
وَمِنْهُمْ مَنْ يَلْمِزُكَ فِي الصَّدَقَاتِ فَإِنْ أُعْطُوا مِنْهَا رَضُوا وَإِنْ لَمْ يُعْطَوْا مِنْهَا إِذَا هُمْ يَسْخَطُونَ
58-) Ve minhüm men yelmizüke fiys sadakat* fein u'tu minha radu ve in lem yu'tav minha iza hüm yeshatun;
Onlardan kimi de sadakalar hakkında sana dil uzatırlar... Eğer onlardan (kendilerine) verilmiş ise razı olurlar... Şayet onlardan (kendilerine) verilmemişse, birden öfkelenirler.
وَلَوْ أَنَّهُمْ رَضُوا مَا ءَاتَاهُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ سَيُؤْتِينَا اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَرَسُولُهُ إِنَّا إِلَى اللَّهِ رَاغِبُونَ
59-) Velev ennehüm radu ma atahumullahu ve RasûluHU ve kalu hasbünAllahu seyü'tiynAllahu min fadliHİ ve RasûluHU, inna ilellahi rağıbun;
Keşke onlar, Allah’ın ve O’nun Rasûlü’nün onlara verdiğine razı olsalardı ve: “Allah bize yeter... Yakında Allah bize fazlından verecek, O’nun Rasûlü de (verecek)... Doğrusu biz Allah’a rağbet edicileriz” deselerdi.
إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ وَاِبْنِ السَّبِيلِ فَرِيضَةً مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
60-) İnnemes sadakatü lilfükarai velmesakiyni vel amiliyne aleyha vel müellefeti kulubühüm ve fiyrrikabi vel ğarimiyne ve fiy sebiylillâhi vebnis sebiyl* feriydaten minAllah* vAllahu Aliymun Hakiym;
Sadakalar Allah’dan bir farz olarak ancak fakirler, miskinler, sadakalar üzerine amiller (sadaka işleri ile ilgili çalışanlar), kalbleri alıştırılıp ısındırılacak olanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda (harcama) ve yolun oğlu (yolcular) içindir... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
وَمِنْهُمُ الَّذِينَ يُؤْذُونَ النَّبِيَّ وَيَقُولُونَ هُوَ أُذُنٌ قُلْ أُذُنُ خَيْرٍ لَكُمْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِينَ وَرَحْمَةٌ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ رَسُولَ اللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
61-) Ve minhümülleziyne yü'zünen Nebîyye ve yekulune huve üzün* kul üzünü hayrin leküm yu'minu Billahi ve yu'minu lil mu’miniyne ve rahmetün lilleziyne amenu minküm* velleziyne yü'züne RasûlAllahi lehüm azâbün eliym;
Onlardan bazıları da en-Nebî’ye (Hz.Rasûlullah’a) eziyet ederler ve: “O, bir kulak’tır” derler... De ki: “Sizin için bir hayır kulağıdır (O)... (B sırrıyla) Allah’a iman eder, mü’minlere inanır ve sizden iman etmişlere de bir rahmettir”... Allah Rasûlü’nü incitenlere gelince, onlar için eliym bir azab vardır.
يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْ وَاللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَقُّ أَنْ يُرْضُوهُ إِنْ كَانُوا مُؤْمِنِينَ
62-) Yahlifune Billahi leküm liyurduküm* vAllahu ve RasûluHU ehakku en yurduhu in kânu mu’miniyn;
Sizi razı etmek (gönlünüzü hoş etmek) için, sizin için (B sırrınca) Allah’a yemin ederler... Eğer mü’minler olsalardı, kendisini razı etmeğe Allah ve O’nun Rasûlü daha ehakk’dır.
أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّهُ مَنْ يُحَادِدِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَأَنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدًا فِيهَا ذَلِكَ الْخِزْيُ الْعَظِيمُ
63-) Elem ya'lemu ennehu men yuhadidillahe ve RasûleHU feenne lehu nare cehenneme haliden fiyha* zâlikel hızyül azîym;
Hala bilmediler mi ki, kim Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne muhaddeleşirse (sınırdaşlık, muhalefet eder ise), onun için içinde ebedi kalacağı Cehennem Narı vardır... İşte azim rüsvaylık budur.
يَحْذَرُ الْمُنَافِقُونَ أَنْ تُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ سُورَةٌ تُنَبِّئُهُمْ بِمَا فِي قُلُوبِهِمْ قُلِ اسْتَهْزِئُوا إِنَّ اللَّهَ مُخْرِجٌ مَا تَحْذَرُونَ

64-) Yahzerul münafikune en tünezzele aleyhim sûretün tünebbiühüm Bi ma fiy kulubihim* kulistehziu* innAllahe muhricün ma tahzerun;

Münafıklar, kalblerinde olanı onlara (B sırrınca) haber veren bir sûre’nin üzerlerine inmesinden hazer ederler/çekinirler... De ki: “İstihza edin (bakalım)... Muhakkak ki Allah o çekinip durduğunuzu ortaya çıkarıcıdır”.
وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ إِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ قُلْ أَبِاللَّهِ وَءَايَاتِهِ وَرَسُولِهِ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِئُونَ
65-) Ve lein seeltehüm le yekulünne innema künna nehudu ve nel'ab* kul eBillahi ve ayatiHİ ve RasûliHİ küntüm testehziun;
Eğer kendilerine sorsan kesinlikle şöyle derler: “Biz yalnızca lafa dalmış, şakalaşıp eğleniyorduk”... De ki: “(Bi-) Allah ile, O’nun ayetleri ile ve O’nun Rasûlü ile mi alay edip duruyordunuz?”.
لَا تَعْتَذِرُوا قَدْ كَفَرْتُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ إِنْ نَعْفُ عَنْ طَائِفَةٍ مِنْكُمْ نُعَذِّبْ طَائِفَةً بِأَنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ
66-) La ta'teziru kad kefertüm ba'de iymaniküm* in na'fü an taifetin minküm nüazzib taifeten Bi ennehüm kânu mücrimiyn;
Mazeret beyan etmeyin!... İmanınızdan sonra gerçekten kafir oldunuz... Sizden bir taifeyi affeder isek, mücrimler olmaları sebebiyle (B sırrınca diğer) bir taifeyi azablandırırız.
الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمُنْكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ أَيْدِيَهُمْ نَسُوا اللَّهَ فَنَسِيَهُمْ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
67-) Elmünafikune vel münafikatü ba'duhüm min ba'd* ye'mürune Bil münkeri ve yenhevne anil ma'rufi ve yakbidune eydiyehüm* nesullahe fenesiyehüm* innel münafikıyne hümül fasikun;
Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir... Münkeri (sünnetullah’a uymayan şeyi B sırrınca) emrederler, ma’ruf’dan (sünnetullah’ın gereği olan ameli) nehyederler ve ellerini kabzederler (sıkarlar; infak edemezler)... Allah’ı unuttular (zikretmezler; tefekkür etmezler), (O da) onları unuttu... Muhakkak ki münafıklar fasıkların (bilinci hakikata körelmiş; Diyn’den çıkmışların) ta kendileridirler.
وَعَدَ اللَّهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا هِيَ حَسْبُهُمْ وَلَعَنَهُمُ اللَّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ
68-) VaadAllahul münafikıyne vel münafikati vel küffara nare cehenneme halidiyne fiyha* hiye hasbühüm* ve leanehümullah* ve lehüm azâbün mukıym;
Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da, kafirlere de, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere, Cehennem Narı’nı va’detmiştir... Bu onlara kafidir... Allah onlara la’net etmiştir (yakınlık yok onlara)... Onlara mukıym (aralıksız, sonu gelmez) bir azab vardır.
كَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ كَانُوا أَشَدَّ مِنْكُمْ قُوَّةً وَأَكْثَرَ أَمْوَالًا وَأَوْلَادًا فَاسْتَمْتَعُوا بِخَلَاقِهِمْ فَاسْتَمْتَعْتُمْ بِخَلَاقِكُمْ كَمَا اسْتَمْتَعَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ بِخَلَاقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَالَّذِي خَاضُوا أُولَئِكَ

69-) Kelleziyne min kabliküm kânu eşedde minküm kuvveten ve eksera emvalen ve evlada* festemteu Bi halakıhim festemta'tüm Bi halakıküm kemestemtealleziyne min kabliküm Bi halakıhim ve hudtüm kelleziy hadu* ülaike habitat a'malühüm fiyd dünya vel ahireti, ve ülaike hümül hasirun;

Sizden önceki kimseler gibi (tıpkı)... Onlar kuvvet olarak sizden daha eşedd (şiddetli) idiler... Mallar ve evladlar itibarıyla (sizden) daha çoktular... Nasipleri/payları ile (B sırrınca) faydalandılar... Sizden öncekilerin nasipleri ile (B sırrınca) faydalandıkları gibi siz de nasibinizle (B sırrınca) faydalandınız ve onların (hayale, faniye) daldıkları gibi siz de daldınız... İşte bunların dünyada da, ahirette de amelleri boşa gitmiştir... İşte bunlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
أَلَمْ يَأْتِهِمْ نَبَأُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ إِبْرَاهِيمَ وَأَصْحَابِ مَدْيَنَ وَالْمُؤْتَفِكَاتِ أَتَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُ
70-) Elem ye'tihim nebeülleziyne min kablihim kavmi Nuhın ve Adin ve Semude ve kavmi İbrahîyme ve ashabi Medyene velMü'tefikât* etethüm Rusulühüm Bil beyyinat* fema kânAllahu liyazlimehüm ve lâkin kânu enfüsehüm yazlimun;
Onlara kendilerinden öncekilerin; Nuh kavmi’nin (su-risaleti hazmedememek ile helak olan), Ad’ın (Hud a.s.ın kavmi; şiddetli rüzgarla-heva-i nefsle helak olan), Semud’un (Salih a.s.ın kavmi; şiddetli sarsıntı-zahir ile helak olan), İbrahim kavmi’nin (Nemrud toplumu; tanrıya tapanlar), Ashab-ı Medye’nin (Şuayıb a.s.ın kavmi; ateşle-tabiatla helak olan) ve Mu’tefikat’ın (Lut kavmi’nin; altı üstüne gelmiş, helak olmuş şehirlerin; ruhani-bilinç boyutundan beden boyutuna düşmüşlerin) haberi gelmedi mi?... Onların Rasûlleri kendilerine beyyineler ile (B sırrınca) gelmişti... Allah onlara zulmediyor değildi; fakat onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı.
وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُولَئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ
71-) Vel mu'minune vel mu'minatu ba'duhüm evliyau ba'd* ye'murune Bil ma'rufi ve yenhevne anilmünkeri ve yukıymunes Salate ve yü'tunez Zekate ve yutıy'unAllahe ve RasûleHU, ülaike seyerhamühumullah* innAllahe Azîyzun Hakiym;
Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdırlar... Ma’ruf’u (B sırrınca) emrederler, münker’den nehyederler, salat’ı ikame ederler, zekat’ı verirler, Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne itaat ederler... İşte bunlara Allah rahmet edecektir... Muhakkak ki Allah Aziyz’dir, Hakiym’dir.
وَعَدَ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللَّهِ أَكْبَرُ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
72-) VaadAllahul mu’miniyne vel mu'minati cennatin tecriy min tahtihel enharu halidiyne fiyha ve mesakine tayyibeten fiy cennati adn* ve rıdvanun minAllahi ekber* zâlike hüvel fevzül azîym;
Allah, mü’min erkeklere de mü’min kadınlara da, içlerinde ebedi kalmak üzere, altlarından nehirler akan cennetler va’detmiştir... (Bir de) Adn cennetlerinde (hoşlarına giden) tertemiz meskenler... Allah’dan bir Rıdvan (ilahi sıfatlarla tahakkuk) Ekberdir... Aziym kurtuluş işte budur.
يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
73-) Ya eyyühen Nebîyyü cahidilküffare vel münafikıyne vağluz aleyhim* ve me'vahüm cehennem* ve bi'sel mesıyr;
Ey en-Nebî (HatemünNebî) !..Kafirler ve münafıklar ile mücahade et ve onlara sert (tavizsiz, etkilenmez) ol... Onların barınağı Cehennem’dir... Ne kötü bir dönüş yeridir o!.
يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ مَا قَالُوا وَلَقَدْ قَالُوا كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُوا بَعْدَ إِسْلَامِهِمْ وَهَمُّوا بِمَا لَمْ يَنَالُوا وَمَا نَقَمُوا إِلَّا أَنْ أَغْنَاهُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ مِنْ فَضْلِهِ فَإِنْ يَتُوبُوا يَكُ خَيْرًا لَهُمْ وَإِنْ يَتَو
74-) Yahlifune Billahi ma kalu* ve lekad kalu kelimetel küfri ve keferu ba'de İslamihim ve hemmu Bi ma lem yenalu* ve ma nakamu illâ en ağnahumullahu ve RasûluHU min fadliHİ, fein yetubu yekü hayren lehüm* ve in yetevellev yuazzibhumullahu azâben eliymen fiyd dünya vel ahireti, ve ma lehüm fiyl Ardı min veliyyin ve la nasıyr;
Söylemediklerine (dair), (B sırrınca) Allah’a yemin ederler... Andolsun ki, o küfür kelimesi’ni (Hz.Rasûlullah hakkında ileri geri) söylediler, İslam’larından sonra kafir oldular ve nail olamadıkları şeye (sui kasde) kasd ettiler... Başka değil, ancak Allah ve O’nun Rasûlü, fazlından onları zenginleştridiği için intikam almağa kalktılar (nankörlük ettiler)... Eğer tevbe ederler ise onlar için daha hayırlı olur... Eğer dönerler ise, Allah onları dünyada da ahirette de elim bir azab ile azablandırır... Arz’da onların ne bir Veliy’si ve ne de bir Nasıyr’i vardır.
وَمِنْهُمْ مَنْ عَاهَدَ اللَّهَ لَئِنْ ءَاتَانَا مِنْ فَضْلِهِ لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ الصَّالِحِينَ
75-) Ve minhüm men ahedAllahe lein atana min fadliHİ le nassaddekanne ve lenekunenne mines salihıyn;
Onlardan kimi de Allah’a muahedede bulundu (şöyle and içti): “Eğer bize fazlından verirse, andolsun ki kesinlikle tasaddukda bulunacağız ve elbette salihlerden olacağız”.
فَلَمَّا ءَاتَاهُمْ مِنْ فَضْلِهِ بَخِلُوا بِهِ وَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ     

76-) Felemma atahüm min fadliHİ behılu Bihi ve tevellev ve hüm mu'ridun;
Ne vakit ki onlara (Allah) fazlından verdi, onunla (o verilenle B sırrınca) cimrilik ettiler ve yüz çevirerek döndüler.
فَأَعْقَبَهُمْ نِفَاقًا فِي قُلُوبِهِمْ إِلَى يَوْمِ يَلْقَوْنَهُ بِمَا أَخْلَفُوا اللَّهَ مَا وَعَدُوهُ وَبِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ
77-) Fe a'kabehüm nifakan fiy kulubihim ila yevmi yelkavneHU Bi ma ahlefullahe ma veaduhu ve Bi ma kânu yekzibun;
Allah’a va’dettiklerine (B sırrınca) muhalefet etmeleri ve (B sırrınca) yalan söyleyegelmeleri dolayısıyla, O’nunla karşılaşacakları gün’e kadar (Allah) onların kalblerinin içine bir nifak (iki yüzlülük) koydu.
أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَاهُمْ وَأَنَّ اللَّهَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
78-) Elem ya'lemu ennAllahe ya'lemu sirrahüm ve necvahüm ve ennAllahe allamül ğuyub;
(Hala) bilmediler mi ki Allah, onların sırrını da, fısıldaşmalarını da bilir, ve Allah gaybleri ziyadesiyle bilicidir (diye).
الَّذِينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّعِينَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فِي الصَّدَقَاتِ وَالَّذِينَ لَا يَجِدُونَ إِلَّا جُهْدَهُمْ فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْ سَخِرَ اللَّهُ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
79-) Elleziyne yelmizunel muttavviıyne minel mu’miniyne fiys sadakati velleziyne la yecidune illâ cühdehüm feyesharune minhüm* sehırAllahu minhüm* ve lehüm azâbün eliym;
Sadakalar hususunda mü’minlerden tatavvu’da bulunanlara (mükellef olduğundan fazlasını gönüllü verenlere) dil uzatanlar ile, cühdlerinden (fakirlikleri dolayısıyla güçlerinin elverdiğinden) başkasını bulamayanları alaya alan kimselere gelince, Allah onları maskaraya çevirmiştir... Onlar için elim bir azab vardır.
اسْتَغْفِرْ لَهُمْ أَوْ لَا تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ إِنْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْعِينَ مَرَّةً فَلَنْ يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ
80-) İstağfir lehüm evla testağfirlehüm* in testağfir lehüm seb'ıyne merraten felen yağfirAllahu lehüm* zâlike Bi ennehüm keferu Billahi ve RasûliHİ, vAllahu la yehdil kavmel fasikıyn;
(Ey Nebî) onlar için ister mağfiret dile, ister mağfiret dileme... Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de, Allah onları asla mağfiret etmeyecektir... Bu şundandır ki onlar (B sırrınca) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne kafir oldular... Allah fasıklar kavmini hidayet etmez.
فَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلَافَ رَسُولِ اللَّهِ وَكَرِهُوا أَنْ يُجَاهِدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَقَالُوا لَا تَنْفِرُوا فِي الْحَرِّ قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ أَشَدُّ حَرًّا لَوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ
81-) Ferihal muhallefune Bi mak'adihim hılafe Rasûlillahi ve kerihu en yücahidu Bi emvalihim ve enfüsihim fiy sebiylillâhi ve kalu la tenfiru fiyl harr* kul naru cehenneme eşeddü harra* lev kânu yefkahun;
Arkada kalanlar (B sırrınca), Allah Rasûlü’nün hilafına yerlerinde oturmakla sevindiler; Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla (B sırrınca) mücahade etmeyi kerih buldular ve dediler ki: “Harr’da (şu sıcakta) savaşa/sefere çıkmayın”... De ki: “Cehennem Narı harr olarak daha şiddetlidir”... Keşke derinlemesine anlasalardı.
فَلْيَضْحَكُوا قَلِيلًا وَلْيَبْكُوا كَثِيرًا جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
82-) Felyedhaku kaliylen velyebkû kesiyra* cezaen Bi ma kânu yeksibun;
Artık kazanıyor olduklarının (B sırrınca) bir cezası/oluşan karşılığı olarak az gülsünler, çok ağlasınlar.
فَإِنْ رَجَعَكَ اللَّهُ إِلَى طَائِفَةٍ مِنْهُمْ فَاسْتَأْذَنُوكَ لِلْخُرُوجِ فَقُلْ لَنْ تَخْرُجُوا مَعِيَ أَبَدًا وَلَنْ تُقَاتِلُوا مَعِيَ عَدُوًّا إِنَّكُمْ رَضِيتُمْ بِالْقُعُودِ أَوَّلَ مَرَّةٍ فَاقْعُدُوا مَعَ الْخَالِفِينَ
83-) Fein raceakellahu ila taifetin minhüm feste'zenuke lil huruci fekul len tahrucu maıye ebeden ve len tukatilu maıye adüvva* inneküm radıytüm Bil kuudi evvele merretin fak'udu maal halifiyn;
Eğer Allah seni onlardan bir taifeye rücu ettirir (geri döndürür) de (onlar savaşa) çıkmak için senden izin isterler ise, (o vakit) de ki: “Siz ebediyyen benimle beraber (Allah yolunda sefere) çıkmayacaksınız ve benimle beraber düşmanla mukatele etmeyeceksiniz... Muhakkak ki siz ilk keresinde oturmaya (B sırrınca) razı oldunuz... Artık geri kalanlar ile beraber oturun (yerinizde)”.
وَلَا تُصَلِّ عَلَى أَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ أَبَدًا وَلَا تَقُمْ عَلَى قَبْرِهِ إِنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَمَاتُوا وَهُمْ فَاسِقُونَ
84-) Ve la tusalli alâ ahadin minhüm mate ebeden ve la tekum alâ kabrih* innehüm keferu Billahi ve RasûliHİ ve matu ve hüm fasikun;
Onlardan ölen hiç bir kimsenin üzerine ebediyyen salat (dua-namaz-şefaat) etme ve onun kabri başında dikilme... Muhakkak ki onlar (B sırrınca) Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne kafir oldular ve onlar fasıklar (bilinçleri hakikata kapalı) olarak öldüler.
وَلَا تُعْجِبْكَ أَمْوَالُهُمْ وَأَوْلَادُهُمْ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِي الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ أَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ
85-) Ve la tu'cibke emvalühüm ve evladühüm* innema yüriydullahu en yuazzibehüm Biha fiyd dünya ve tezheka enfüsühüm ve hüm kafirun;
Onların malları ve evladları senin hoşuna gitmesin (imrendirmesin; mekr?)... Allah (B sırrınca) bunlarla ancak dünyada onlara azab etmeyi ve kafirler olarak canlarının çıkmasını irade ediyor.
وَإِذَا أُنْزِلَتْ سُورَةٌ أَنْ ءَامِنُوا بِاللَّهِ وَجَاهِدُوا مَعَ رَسُولِهِ اسْتَأْذَنَكَ أُولُو الطَّوْلِ مِنْهُمْ وَقَالُوا ذَرْنَا نَكُنْ مَعَ الْقَاعِدِينَ
86-) Ve iza ünzilet sûretün en aminu Billahi ve cahidu mea RasûliHİste'zeneke uluttavli minhüm ve kalu zerna nekün meal kaıdiyn;
“(B sırrıyla) iman edin Allah’a, ve O’nun Rasûlü ile beraber mucahade edin” diye bir sûre inzal edildiğinde, onlardan tawl (servet, güç) sahibi olanlar (seninle beraber cihada çıkmamak için) senden izin istediler ve:”Bırak bizi, oturanlarla (kadınlarla) beraber olalım” dediler.
رَضُوا بِأَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوَالِفِ وَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ
87-) Radu Bi en yekûnu meal havalifi ve tubia alâ kulubihim fehüm la yefkahun;
Havalif (savaşa katılmayıp geride kalanlar; kadınlar, çocuklar, acizler) ile beraber olmaya (B sırrınca) razı oldular... Kalblerine mühür vuruldu... Artık onlar derinlemesine anlamazlar.
لَكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا مَعَهُ جَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ وَأُولَئِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
88-) Lakinir Rasûlü velleziyne amenu meahu cahedu Bi emvalihim ve enfüsihim* ve ülaike lehümül hayrat* ve ülaike hümül müflihun;
Fakat erRasûl (Rasûlullah) ve O’nunla beraber iman etmiş olanlar, mallarıyla, canlarıyla (B sırrınca) mücahade ettiler... İşte hayrat (bütün hayırlar, iyilikler) onlarındır... İşte bunlardır felaha erenler.
أَعَدَّ اللَّهُ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
89-) EaddAllahu lehüm cennatin tecriy min tahtihel’ enharu halidiyne fiyha* zâlikel fevzül azîym;
Allah onlara, içinde ebedi kalacakları altlarından nehirler akan cennetler hazırladı... İşte budur aziym kurtuluş/başarı.
وَجَاءَ الْمُعَذِّرُونَ مِنَ الْأَعْرَابِ لِيُؤْذَنَ لَهُمْ وَقَعَدَ الَّذِينَ كَذَبُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
90-) Ve cael muazzirune minel’a'rabi liyü'zene lehüm ve kaadelleziyne kezebullahe ve RasûleHU, seyusıybülleziyne keferu minhüm azâbün eliym;
Bedevilerden (küfre yatkın, ilahi hükümlerdeki incelikleri, hududu ilahiyi tanıma hassasiyeti zayıf, katı yapılardan) muazzirun (mazeret uyduranlar), kendilerine izin verilsin için geldiler... Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne yalan söyleyenler de oturup kaldılar... Onlardan kafir olanlara elim bir azab isabet edecektir.
لَيْسَ عَلَى الضُّعَفَاءِ وَلَا عَلَى الْمَرْضَى وَلَا عَلَى الَّذِينَ لَا يَجِدُونَ مَا يُنْفِقُونَ حَرَجٌ إِذَا نَصَحُوا لِلَّهِ وَرَسُولِهِ مَا عَلَى الْمُحْسِنِينَ مِنْ سَبِيلٍ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
91-) Leyse aled duafai ve la alel merda ve la alelleziyne la yecidune ma yünfikune harecün iza nasahu Lillahi ve RasûliHİ, ma alel muhsiniyne min sebiyl* vAllahu Ğafurun Rahîym;
Allah ve Rasûlü için nasihat yaparlar (halis, samimi, hakikatlerine ayna olurlar) ise, zuafa’ya (zayıflara), hastalara ve infak edecek bir şeyi bulamayanlara (sefere çıkmadıkları için) bir günah yoktur... Muhsinler’in aleyhine bir yol yoktur!... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
وَلَا عَلَى الَّذِينَ إِذَا مَا أَتَوْكَ لِتَحْمِلَهُمْ قُلْتَ لَا أَجِدُ مَا أَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِ تَوَلَّوْا وَأَعْيُنُهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ حَزَنًا أَلَّا يَجِدُوا مَا يُنْفِقُونَ
92-) Ve la alelleziyne iza ma etevke li tahmilehüm kulte la ecidü ma ahmilüküm aleyh* tevellev ve a'yünühüm tefıydu mineddem'ı hazenen ella yecidu ma yünfikun;
Kendilerini yükleyip/bindirmen (savaşa göndermen) için sana geldiklerinde: “Sizi, üzerine yükleyip/bindirecek bir şey bulamıyorum” dediğinde, infak edecek bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden pınarları/gözleri yaş akıtır bir halde dönen kimselerin aleyhine de (bir yol yoktur).
إِنَّمَا السَّبِيلُ عَلَى الَّذِينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ وَهُمْ أَغْنِيَاءُ رَضُوا بِأَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوَالِفِ وَطَبَعَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
93-) İnnemes sebiylü alelleziyne yeste'zinuneke ve hüm ağniya'* radu Bi en yekûnu meal havalifi ve tabeAllahu alâ kulubihim fehüm la ya'lemun;
Aleyhlerine yol ancak şol kimseleredir ki, onlar zenginler oldukları halde (seninle cihada çıkmamak için) senden izin isterler... Havalif (savaşa katılmayıp geride kalanlar; kadınlar, çocuklar, acizler) ile beraber olmaya (B sırrınca) razı oldular... Allah da kalblerini mühürledi... Artık onlar (hakikatı) bilmezler.


يَعْتَذِرُونَ إِلَيْكُمْ إِذَا رَجَعْتُمْ إِلَيْهِمْ قُلْ لَا تَعْتَذِرُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّأَنَا اللَّهُ مِنْ أَخْبَارِكُمْ وَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِم
94-) Ya'tezirune ileyküm iza reca'tüm ileyhim* kul la ta'teziru len nu'mine leküm kad nebbeenAllahu min ahbariküm* ve seyerAllahu ameleküm ve RasûluHU sümme türaddune ila Alimil ğaybi veşşehadeti feyünebbiuküm Bi ma küntüm ta'melun;
Onlara (savaştan dönüp) rücu ettiğinizde size mazeret beyan edecekler... De ki: “Özür beyan etmeyin... Size asla inanmayacağız... (Zaten) Allah bizi, sizin haberlerinizden haberdar etti... Allah ve O’nun Rasûlü sizin amelinizi görecek (gizleyemezsiniz?), sonra gayb ve şahadet’in Alimi’ne reddolunursunuz (döndürülürsünüz)... (O da) size yapmakta olduklarınızı (B sırrınca) haber verir”.
سَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَكُمْ إِذَا انْقَلَبْتُمْ إِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْ فَأَعْرِضُوا عَنْهُمْ إِنَّهُمْ رِجْسٌ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
95-) Seyahlifune Billahi leküm izenkalebtüm ileyhim litu'ridu anhüm* fea'ridu anhüm* innehüm ricsün, ve me'vahüm cehennem* cezaen Bi ma kânu yeksibun;
Onlara inkilab ettiğinizde (döndüğünüzde), onlardan yüzçeviresiniz (rahat bırakasınız) diye sizin için (B sırrınca) Allah’a yemin edeceklerdir... Siz de onlardan yüzçevirin... Muhakkak ki onlar pisliktirler... Kazanmakta olduklarının (B sırrınca) cezası olarak onların sığınağı Cehennem’dir.
يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْا عَنْهُمْ فَإِنْ تَرْضَوْا عَنْهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يَرْضَى عَنِ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ
96-) Yahlifune leküm literdav anhüm* fein terdav anhüm feinnAllahe la yerda anil kavmil fasikıyn;
Kendilerinden razı olasınız diye size yemin ederler... Şayet siz onlardan razı olsanız da Allah o fasıklar kavminden razı olmaz.
الْأَعْرَابُ أَشَدُّ كُفْرًا وَنِفَاقًا وَأَجْدَرُ أَلَّا يَعْلَمُوا حُدُودَ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
97-) El’arabu eşeddü küfren ve nifakan ve ecderu ella ya'lemu hudude ma enzelAllahu alâ RasûliHİ, vAllahu Aliymun Hakiym;
Bedeviler, küfür ve nifak itibarıyla daha şiddetlidirler... Ve Allah’ın Rasûlü’ne inzal ettiğinin hadlerini/sınırlarını bilmemeye daha layıktırlar... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
وَمِنَ الْأَعْرَابِ مَنْ يَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ مَغْرَمًا وَيَتَرَبَّصُ بِكُمُ الدَّوَائِرَ عَلَيْهِمْ دَائِرَةُ السَّوْءِ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
98-) Ve minel a'rabi men yettehızü ma yünfiku mağremen ve yeterabbesu Bikümüd devair* aleyhim dairetüssev'* vAllahu Semiy’un ‘Aliym;
Bedevilerden kimi vardır ki, infak ettiğini mağrem (borç, mecburiyet) sayar (infak’ın bilincinde değildir) ve size daire’ler (kötü devirler, hezimetler, bozgun, belalar) gelmesini (B sırrınca) gözetip bekler... Kötü daire (devir, hezimet, bela) kendileri üzerine olsun!.. Allah Semi’dir, Aliym’dir.
وَمِنَ الْأَعْرَابِ مَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ قُرُبَاتٍ عِنْدَ اللَّهِ وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِ أَلَا إِنَّهَا قُرْبَةٌ لَهُمْ سَيُدْخِلُهُمُ اللَّهُ فِي رَحْمَتِهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
99-) Ve minel a'rabi men yu'minu Billahi vel yevmil ahıri ve yettehızü ma yünfiku kurubatin ındAllahi ve salevatir Rasûl* ela inneha kurbetün lehüm* seyudhıluhumullahu fiy rahmetiHİ, innAllahe Ğafurun Rahîym;
Bedevilerden kimi de vardır ki, (B sırrıyla) Allah’a ve ahir gün’e iman eder ve infak ettiğini Allah indinde kurubat (kurbetler, yakınlıklar; fena-tecelli ilişkisi?) ve er-Rasûl’ün (Rasûlullah’ın) salatları (duaları, kemalatları) sayar/edinir... Dikkat edin, muhakkak ki o (infak ettikleri), kendileri için bir kurbet’tir (yakınlık vesilesidir)... Allah onları (sıfat tecellisi ile) rahmetine dahil edecektir... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir
وَالسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
100-) Vessabikunel evvelune minel muhaciriyne vel’ensari velleziynettebeuhüm Bi ihsanin radıyAllahu anhüm ve radu anHU, ve eadde lehüm cennatin tecriy tahtehel’enharu halidiyne fiyha ebeda* zâlikel fevzül azîym;
Muhacir (yerinden/izafi kişiliğinden hicret eden) ve Ensar’dan (hicret yurdunun sakini, muhaciri barındırıp yardım edenden) ilk öne geçenler (İslam’a-tam tevhid’e nail olanlar) ile onlara (Bi-) ihsan (hakıkatı müşahade) ile tabi olmuşlar var ya, işte onlardan Allah razı olmuştur... (Onlar da) O’ndan razı olmuşlardır... Onlar için içinde ebedi kalacakları altlarından nehirler akan cennetler hazırlamıştır... İşte bu aziym bir kurtuluştur.
وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْأَعْرَابِ مُنَافِقُونَ وَمِنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ إِلَى عَذَابٍ عَظِيمٍ

101-) Ve mimmen havleküm minel a'rabi münafikun* ve min ehlil Mediyneti meradu alennifakı la ta'lemuhüm* nahnü na'lemuhüm* senüazzibuhüm merreteyni sümme yüreddune ila azâbin azîym;

Bedevilerden etrafınızda münafıklar var... Ehl-i Medine’den de nifak üzere tiryaki olmuş/münafıklıkta maharetli kimseler var... Sen onları bilmezsin... Biz onları biliriz... Biz onlara iki kere (dünya-kabir) azab edeceğiz... Sonra da aziym azab’a (cehennem’e) reddolunurlar/döndürülürler.
وَءَاخَرُونَ اعْتَرَفُوا بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُوا عَمَلًا صَالِحًا وَءَاخَرَ سَيِّئًا عَسَى اللَّهُ أَنْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
102-) Ve aharuna'terefu Bi zünubihim haletu amelen salihan ve ahare seyyia* asellahu en yetube aleyhim* innAllahe Ğafurun Rahîym;
(Hz.Rasûlullah ile cihad için sefere çıkmayan) diğer bir kısmı ise (B sırrınca) günahlarını itiraf ettiler... Onlar salih (imanlarına göre) amel ile diğer kötü (nefsani) bir ameli karıştırdılar... Umulur ki Allah onların tevbesini kabul eder... Muhakkak ki Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.
خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ إِنَّ صَلَاتَكَ سَكَنٌ لَهُمْ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
103-) Huz min emvalihim sadakaten tütahhiruhüm ve tüzekkiyhim Biha ve salli aleyhim* inne salateke sekenün lehüm* vAllahu Semiy’un ‘Aliym;
Onların mallarından bir sadaka al (ki böylece) onları temizlersin (yani: kendilerini tahir kıldığın bir sadaka al) ve onunla (o sadaka ile B sırrınca) kendilerini tezkiye edersin/arındırırsın (ve kendilerini B sırrınca tezkiye edeceğin bir sadaka al)... Onlara salat et... Muhakkak ki senin salat’ın (sohbet namazın) onlar için seken’dir (sekinet, huzur, emniyet; yakin sağlayıcıdır)... Allah Semi’dir, Aliym’dir.
أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَأْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
104-) Elem ya'lemu ennAllahe HUve yakbelüt tevbete an ıbadiHİ ve ye'huzüs sadakati ve ennAllahe HUvet Tevvabur Rahîym;
Onlar bilmediler mi ki Allah’dır kullarından tevbeyi (her mertebede) kabul eden ve (bunun için) sadakaları alan... Ve (bilmediler mi) Allah Tevvab (dilediğini Zatına döndürür), Rahıym’dir (bunu sağlayıcı rahmet sistemi vardır).
وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
105-) Ve kulı'melu fese yerAllahu ameleküm ve RasûluHU vel mu'minun* ve setüreddune ila Alimil ğaybi veş şehadeti feyünebbiuküm Bi ma küntüm ta'melun;
De ki: “Amel edin!.. Allah, O’nun Rasûlü ve mü’minler sizin amelinizi görecek... Ve siz gayb ve şahadet’in Alimi’ne reddolunacaksınız... (O), size yaptıklarınızı (B sırrınca) haber verir”.
وَءَاخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِأَمْرِ اللَّهِ إِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَإِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
106-) Ve aharune mürcevne liemrillahi imma yuazzibuhüm ve imma yetubu aleyhim* vAllahu Aliymun Hakiym;
(Savaş için sefere çıkmayan) diğer bir kısım da Allah Emri için tehir edilmişler/Allah Emrine bırakılmışlardır... (Allah) ya onlara azab eder ya da tevbe nasip eder/tevbelerini kabul eder... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ وَإِرْصَادًا لِمَنْ حَارَبَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ مِنْ قَبْلُ وَلَيَحْلِفُنَّ إِنْ أَرَدْنَا إِلَّا الْحُسْنَى وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

107-) Velleziynettehazu mesciden dıraren ve küfren ve tefriykan beynel mu’miniyne ve ırsaden limen harebAllahe ve RasûleHU min kabl* ve leyahlifünne in eradna illel hüsna* vAllahu yeşhedü innehüm le kâzibun;

Bir de (insanlara; iman edenlere) zarar vermek, küfür (Rasûlullah’a muhalefet ve O’nu inkar; gerçeğin örtülü kalması), mü’minler arasında tefrika ve daha önce Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne harb açmış kimseyi gözetleme (yeri) için mescid edinmişler var... “Hüsna= iyilik/güzellik’ten başka bir şey irade etmedik” diye yemin ederler... Allah şahidlik eder ki, onlar kesinlikle yalancılardır.
لَا تَقُمْ فِيهِ أَبَدًا لَمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى التَّقْوَى مِنْ أَوَّلِ يَوْمٍ أَحَقُّ أَنْ تَقُومَ فِيهِ فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَنْ يَتَطَهَّرُوا وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ
108-) La tekum fiyhi ebeda* lemescidün üssise alet takva min evveli yevmin ehakku en tekume fiyh* fiyhi Ricalün yuhıbbune en yetetahheru* vAllahu yuhıbbul muttahhiriyn;
O mescidin (107.ayette açıklanan mescid-i dırar’ın) içinde asla (kıyam) durma/namaza durma... Ta ilk gününden temeli takva üzere (halis niyyetle, korunma-arınma çalışmaları için) tesis edilmiş mescid (Hz.Rasûlullah’ın bina ettiği Mescid-i Nebî; ki Hz.İbrahim’in bina ettiği Ka’be ve başka Nebîler tarafından bina edilen Mescid-i Aksa da bu kabildendir), içinde kıyam etmene elbette daha layıktır... Orada (o mescidin içinde) tertemiz olmayı seven (vuslatı dilemiş özgün) Rical (yolunda yürüyen Er kişiler) vardır... Allah (şirkin her çeşitinden) temizlenenleri sever.
أَفَمَنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَى تَقْوَى مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانٍ خَيْرٌ أَمْ مَنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَى شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَانْهَارَ بِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
109-) Efemen essese bünyanehu alâ takva minellahi ve rıdvanin hayrun emmen essese bünyanehu alâ şefa cürüfin harin fenhare Bihi fiy nari cehennem* vAllahu la yehdil kavmez zalimiyn;
Binasını (mescidini) Allah’dan bir takva (fena) ve rıdvan (ilahi sıfatlar) üzere kuran kimse mi hayırlıdır yoksa binasını yıkılmaya yüz tutmuş uçurumun (bedensel kişiliğinin, beş duyu dünyasının) kenarı üzere kurup da onunla (B sırrınca) Cehennem Narı’nın içine yuvarlanan kimse mi?... Allah zalimler kavmini (şirk ve nifak ehlini kendine) hidayet etmez.
لَا يَزَالُ بُنْيَانُهُمُ الَّذِي بَنَوْا رِيبَةً فِي قُلُوبِهِمْ إِلَّا أَنْ تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

110-) La yezalu bünyanühümülleziy benev riybeten fiy kulubihim illâ en tekattaa kulubühüm* vAllahu Aliymun Hakiym;

Onların kurdukları binaları (mescidleri), kalbleri parçalanmadıkça, kalblerinde bir kuşku-şüphe olarak devam edecektir... Allah Aliym’dir, Hakiym’dir.
إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنْجِيلِ وَالْقُرْءَانِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ
111-) İnnAllaheştera minel mu’miniyne enfüsehüm ve emvalehüm Bienne lehümül cennete, yukatilune fiy sebiylillâhi feyaktülune ve yuktelune va'den aleyhi hakkan fiyt Tevrati vel İnciyli vel Kur'an* ve men evfa Bi ahdiHİ minAllahi festebşiru Bi bey'ıkümülleziy baya'tüm BiHİ, ve zâlike hüvel fevzül azîym;
Muhakkak ki Allah mü’minlerden, karşılığında onlara cennet vermek üzere, nefslerini (benliklerini, zatlarını) ve mallarını (özelliklerini) (B sırrınca) satın almıştır... (Mü’minler) Allah yolunda mukatele (mücahade) ederler, öldürürler (tabiat, şatlanmalar, beşeri özellikleri) ve öldürülürler (fena fillah)... (Bu Allah’ın) Tevrat’ta (Zahiri hükümler), İncil’de (Batıni hükümler) ve Kur’an’da (Zahir ve Batını cami İlahi Ahkam ve Ma’rifetler) kendi üzerine alıp üstlendiği hakk bir vaad’dir!... Kim Allah’dan daha çok (Bi-) ahdini yerine getirebilir?.. O halde O’nunla (B sırrınca) yaptığınız bu alış verişten dolayı sevinin!.. Aziym kurtuluş işte budur.
التَّائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْآمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللَّهِ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
112-) EtTaibunel Abiydunel Hamidunes Saihuner Rakiunes Sacidunel Amirune Bil ma'rufi venNahune anil münkeri vel Hafizune li hududillah* ve beşşiril mu’miniyn;
(Onlar; yani bu alışverişi yapan mü’minler) tevbe edenler (Allah’a dönenler), ibadet (bilinçli kulluk) edenler, hamd edenler (Rabbani sıfatları, kemalatlarını izhar edenler), (hakikatlerine) seyahat edenler, rüku’ edenler (Azamet-i İlahiyye’yi görüp huşu duyanlar), secde edenler (tam fena), ma’ruf’u (B sırrınca) emredenler, münker’den nehyedenler ve hududullahı muhafaza edenler (Baka)... Müjdele o mü’minleri!.
مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا أَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوا أُولِي قُرْبَى مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
113-) Ma kâne linNebîyyi velleziyne amenu en yestağfiru lil müşrikiyne velev kânu üliy kurba min ba'di ma tebeyyene lehüm ennehüm ashabül cahıym;
Ne en-Nebî’ye (Hz.Rasûlullah’a) ne de iman edenlere, akraba dahi olsalar, ashab-ı cahıym (çılgın ateşlikler, cehennemlik) oldukları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için mağfiret dilemeleri olur şey değil (zira “Allah şirki mağfiret etmez”; şakiliğin çaresi yoktur).
وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ إِبْرَاهِيمَ لِأَبِيهِ إِلَّا عَنْ مَوْعِدَةٍ وَعَدَهَا إِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ أَنَّهُ عَدُوٌّ لِلَّهِ تَبَرَّأَ مِنْهُ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ لَأَوَّاهٌ حَلِيمٌ
114-) Ve ma kânestiğfaru İbrahîyme li ebiyhi illâ an mev'ıdetin veadeha iyyah* felemma tebeyyene lehu ennehu adüvvün lilhahi teberrae minhü, inne İbrahîyme le Evvahün Haliym;
Babası için İbrahim’in istiğfarı, ancak ona verdiği bir söz yüzünden idi... Onun bir Allah düşmanı olduğu açıkça kendisine belli olunca, ondan uzaklaştı... Muhakkak ki İbrahim Evvah (ince kalbli, Allah’a hassas) ve Haliym (hilm sahibi)’dir.
وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُضِلَّ قَوْمًا بَعْدَ إِذْ هَدَاهُمْ حَتَّى يُبَيِّنَ لَهُمْ مَا يَتَّقُونَ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
11 5-) Ve ma kânAllahu liyudılle kavmen ba'de iz hedahüm hatta yübeyyine lehüm ma yettekun* innAllahe Bi külli şey'in Aliym;
Allah bir kavme hidayet ettikten sonra, korunacakları şeyler kendilerine açıkça belli olmadıkça saptırmaz (korunulması gerekenleri açıkça bildirilmedikçe sorumlu tutmaz)... Muhakkak ki Allah Bi-külli şey’in Aliym’dir.
إِنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
11 6-) İnnAllahe leHU mülküs Semavati vel Ard* yuhyiy ve yümiyt* ve ma leküm min dunillahi min veliyyin ve la nasıyr;
Muhakkak ki Semalar’ın ve Arz’ın mülkü Allah’ındır... Diriltir ve öldürür... Sizin için Allah’dan gayrı ne bir Veliy ve ne de bir Nasıyr vardır.
لَقَدْ تَابَ اللَّهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ فِي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ إِنَّهُ بِهِمْ رَءُوفٌ رَحِيمٌ
117-) Lekad tabAllahu alenNebîyyi vel mühaciriyne vel’ensarilleziyn ettebeuhu fiy saatil usreti min ba'di ma kade yeziyğu kulubü feriykın minhüm sümme tabe aleyhim* inneHU Bihim Raufun Rahîym;
Andolsun ki Allah, (hem de) onlardan bir fırkanın kalbleri neredeyse kaymak üzere iken, en-Nebî’yi (Hz.Rasûllullah’ı) da, o güçlük saatinde (Tebuk Seferi esnasında) O’na tabi olan Muhacirler ile Ensarı da tevbeye muvaffak kıldı (gafletten korudu, durumlarını gerçeği ile farkettirdi)... Sonra onların tevbelerini kabul etti (nefslerinden koruyup kendine hidayet etti)... Çünkü O, onlara (B sırrınca onlar olarak, onlardan) Rauf’dur, Rahıym’dir.
وَعَلَى الثَّلَاثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُوا حَتَّى إِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ أَنْفُسُهُمْ وَظَنُّوا أَنْ لَا مَلْجَأَ مِنَ اللَّهِ إِلَّا إِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوا إِنَّ اللَّهَ هُوَ التَّوَّابُ
118-) Ve ales selasetilleziyne hullifu* hatta iza dakat aleyhimül’ Ardu Bi ma rahubet ve dakat aleyhim enfüsühüm ve zannu en la melcee minAllahi illâ ileyh* sümme tabe aleyhim li yetubu* innAllahe HUvetTevvabur Rahîym;
Geride bırakılan o üç kişinin de (tevbesini kabul etti)... (Çünkü B sırrınca) genişliğine rağmen Arz onlara dar gelmiş, nefsleri kendilerine dar gelmiş ve (nihayet) Allah’dan (herhangi bir rabbani/kayıtlayıcı hükümden kurtulmak için) sığınılacak yer ancak O’nadır’ı zannetmişlerdi (içlerinden gelen bir şekilde inandılar)... Sonra, tevbe (rücu’) etmeleri için (Allah) onların tevbesini kabul etti... Muhakkak ki Allah Tevvab’dır, Rahıym’dir.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ
119-) Ya eyyühelleziyne amenüttekullahe ve kunu meas sadikıyn;
Ey iman edenler!... Allah’dan ittika edin ve sadıklarla (ahdlerine sadık, doğru sözlülerle) beraber olun!.
مَا كَانَ لِأَهْلِ الْمَدِينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ الْأَعْرَابِ أَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ وَلَا يَرْغَبُوا بِأَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِهِ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ لَا يُصِيبُهُمْ ظَمَأٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَا يَط
120-) Ma kâne li ehlil Mediyneti ve men havlehüm minel a'rabi en yetehallefu an Rasûlillahi ve la yerğabu Bi enfüsihim an nefsih* zâlike Bi ennehüm la yusıybuhüm zameün ve la nesabün ve la mahmesatün fiy sebiylillâhi ve la yetaune mevtıen yağıyzul küffare ve la yenalune min adüvvin neylen illâ kütibe lehüm Bihi amelün salih* innAllahe la yudıy'u ecrel muhsiniyn;
Gerek Ehl-i Medine’ye (Medine halkına) ve gerek bedevilerden etraflarında olanlara, Allah Rasûlü’nden geri kalmaları ve O’nun nefsinden (öne alıp, kendi nefslerini tercih ederek) kendi nefslerine (B sırrınca) rağbet etmeleri olmaz/yakışmaz... Çünkü Allah yolunda (B sırrınca) onlara isabet edecek bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık, kafirleri öfkelendirecek bir yere ayak basmaları, düşmana karşı bir muzafferiyet kazanmaları/nail olacaklarına düşmandan nail olmaları, kendilerine illa salih amel yazılmıştır (ki bunları yaptılar)... Muhakkak ki Allah muhsinlerin ecrini zayi etmez.
وَلَا يُنْفِقُونَ نَفَقَةً صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً وَلَا يَقْطَعُونَ وَادِيًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ اللَّهُ أَحْسَنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
121-) Ve la yünfikune nefekaten sağıyreten ve la kebiyreten ve la yaktaune vadiyen illâ kütibe lehüm li yecziyehümullahu ahsene ma kânu ya'melun;
(Ve yine) küçük veya büyük bir nafaka (harcama) infak ederler ve bir vadiyi katederler/geçerler ise (bu da) onlara illa yazılmıştır (ki onlar bu amelleri yapıyor)... Allah, yapmakta olduklarının en güzeliyle kendilerini mukafatlandırsın diye (; işin tekniği böyle).
وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَافَّةً فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدِّينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُوا إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ
122-) Ve ma kânel mu'minune li yenfiru kaffeten, felevla nefera min külli firkatin minhüm taifetün li yetefakkahu fiyd diyni ve li yünziru kavmehüm iza raceu ileyhim leallehüm yahzerun;
Mü’minler’in kaffeten/hepsinin birden (Allah yolunda) sefere çıkmaları (mümkün) olur şey değil... (Ama) onlardan her bir fırkadan bir taife’nin (en az bir kişinin), Diyn’de tefakkuh etmeleri (Diyn’de derin kavrayışa, Allah’ı bilmenin ve sünnetullah ma’rifeti’nin hasılası olan yetkinliğe nail olmaları) ve onlara geri döndüklerinde, belki sakınırlar diye, kavimlerini uyarmaları için sefere çıkmaları gerekmez mi?.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا قَاتِلُوا الَّذِينَ يَلُونَكُمْ مِنَ الْكُفَّارِ وَلْيَجِدُوا فِيكُمْ غِلْظَةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ
123-) Ya eyyühelleziyne amenu katilülleziyne yeluneküm minel küffari velyecidu fiyküm ğılzaten, va'lemu ennAllahe meal müttekıyn;
Ey iman edenler!.. Küffar’dan (gerçeği örtenlerden) size yakın olanlar ile mukatele edin (cihad-ı ekber yapın)... Sizde ğılza (sertlik, şiddet, azim, iman bilinci yoğunluğu) bulsunlar... Bilin ki Allah muttakıylerle beraberdir.
وَإِذَا مَا أُنْزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ أَيُّكُمْ زَادَتْهُ هَذِهِ إِيمَانًا فَأَمَّا الَّذِينَ ءَامَنُوا فَزَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
124-) Ve iza ma ünzilet sûretün fe minhüm men yekulü eyyüküm zadethü hazihi iymana* feemmelleziyne amenu fe zadethüm iymanen ve hüm yestebşirun;
Bir sûre inzal edildiğinde, onlardan kimi: “Bu hanginizin imanını artırdı?” der... İman etmiş olanlara gelince, onların imanını artırmıştır, (nitekim) onlar (sûre ile ulaşanlar dolayısıyla) müjdeleşip seviniyorlar.
وَأَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا إِلَى رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا وَهُمْ كَافِرُونَ
125-) Ve emmelleziyne fiy kulubihim meradun fezadethüm ricsen ila ricsihim ve matu ve hüm kafirun;
Kalblerinde hastalık (şek, samimiyetsizlik) olanlara gelince, onların pisliğine pislik katıp artırmış ve onlar kafirler oldukları halde ölmüşlerdir.
أَوَلَا يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ
126-) Evela yeravne ennehüm yüftenune fiy külli amin merreten ev merreteyni sümme la yetubune ve la hüm yezzekkerun;
Görmüyorlar mı ki onlar her yıl içinde bir veya iki kere (fitne-bela ile) deneniyorlar?.. Sonra (hala) tevbe etmiyorlar (Allah’a dönmüyorlar), ibret te almıyorlar.
وَإِذَا مَا أُنْزِلَتْ سُورَةٌ نَظَرَ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ هَلْ يَرَاكُمْ مِنْ أَحَدٍ ثُمَّ انْصَرَفُوا صَرَفَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ
127-) Ve iza ma ünzilet sûretün nezara ba'duhüm ila ba'd* hel yeraküm min ehadin sümmensarefu* sarafAllahu kulubehüm Biennehüm kavmün la yefkahun;
Bir sûre inzal edildiğinde: “Sizi (gerçekten iman edenlerden) birisi görüyor mu? (Kur’an vahyini dinlemeye tahammulleri yoktur/ (yada) kalbimizde olanı, nifak halimizi gören biri mi var?)” diye birbirlerine bakıp sonra insıraf ettiler (sıvışarak gittiler)... Anlamayan (düşünmeyen, akletmeyen) bir topluluk olmaları dolayısıyla da (B sırrınca) Allah (sistem) kalblerini (ters) çevirdi.
لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ

128-) Le kad caeküm Rasûlun min enfüsiküm azîyzun aleyhi ma anittüm hariysun aleyküm Bil mu’miniyne Raufun Rahîym;

Andolsun ki size Rasûl geldi enfüsünüzden, Aziyz’dir; sizin sıkıntıya uğramanız (zorluk-meşakkatla karşılaşmanız; beden boyutunda kalmanız) O’na (Aziyz) ağır-güç gelir... (Zira O Rasûl) size haristir (sizin kaybolmanızı, kendinize zarar verip zayi olup gitmenizi hiç bir şekilde istemez)... (O Rasûl,) (Bi-) mü’minlere (bilinç boyutunun hakikatına iman edip, gereğince davrananlara; buna sadık ve samimi kalarak yaşayanlara) Rauf (şefkatli, acıyan; kendilerini sıkıntıya sokacak davranışlardan uzaklaştırıcı) ve Rahıym (merhametli; kemalatlarını ortaya çıkaracak yol ve yöntemi öğretici, şefaat edici)’dir.
فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
129-) Fein tevellev fekul hasbiyAllahu, la ilahe illâ HUve, aleyhi tevekkeltü ve HUve Rabbül arşil azîym;
Eğer yüzçevirirler ise de ki: “Allah bana kafidir... (Zaten) Ondan gayrı vücud/müessir yok... O’na tevekkül ettim... Ve O’dur, Arş-ı Azıym’in Rabbi (her şeyi ihata etmiştir)”.


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal