Kur'an ve meali(cüz'lü) => Kur'an Arapça, Latin Harfli ve meali(cüz'lü) => Konuyu başlatan: admin üzerinde Aralık 18, 2010, 02:16:33 ÖS



Konu Başlığı: 20. cüz 3. hizip
Gönderen: admin üzerinde Aralık 18, 2010, 02:16:33 ÖS
KASAS SÛRESİ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
وَلَقَدْ وَصَّلْنَا لَهُمُ الْقَوْلَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
51-) Ve lekad vassalna lehümül kavle leallehüm yetezekkerun;
Andolsun ki onlara kavli (ilahi sözü) tavsıl ettik (uladık, ardarda ulaştırdık)... Umulur ki tezekkür ederler.
الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ مِن قَبْلِهِ هُم بِهِ يُؤْمِنُونَ
52-) Elleziyne ateynahümül Kitabe min kablihi hüm Bihi yu'minun;
Ondan önce kendilerine kitab (sistem aklı, evrensellik bilgisi) verdiğimiz kimseler var ya, onlar O’na (B sırrıyla) iman ederler.
وَإِذَا يُتْلَى عَلَيْهِمْ قَالُوا آمَنَّا بِهِ إِنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّنَا إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلِهِ مُسْلِمِينَ
53-) Ve iza yütla aleyhim kalu amenna bihİ innehül hakku min rabbina inna künna min kablihİ müslimiYn;
Onlara tilavet edildiğinde dediler ki: “Biz (B sırrınca) O’na iman ettik... Muhakkak ki O, Rabbimizden (gelen) hakk’dır... Doğrusu biz O’ndan önce de müslimler idik”.
أُوْلَئِكَ يُؤْتَوْنَ أَجْرَهُم مَّرَّتَيْنِ بِمَا صَبَرُوا وَيَدْرَؤُونَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
54-) Ülaike yü'tevne ecrehüm merreteyni Bima saberu ve yedreune Bil hasenetisseyyiete ve mimma rezaknahüm yünfikun;
İşte onlara sabrettikleri için (B sırrınca) ecirleri iki kerre verilir... Bunlar, kötülüğü (Bi-) hasene ile (beşeri bir özelliği, ilahi bir özellikle) giderirler/yok ederler ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infak ederler.
وَإِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ أَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَا نَبْتَغِي الْجَاهِلِينَ
55-) Ve iza semiullağve a'redu anhü ve kalu lena a'malüna ve leküm a'malüküm* selâmün aleyküm* la nebteğıl cahiliyn;
Lağv (boş söz, batıl-fani şey) işittikleri vakit ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: “Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz de sizindir... Selamun aleyküm!... Cahilleri istemeyiz (işin gerçeği ile ilgilenmeyip rüyada yaşayanlarla dostluk arzumuz yoktur)”.
إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَن يَشَاءُ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
56-) İnneke la tehdiy men ahbebte ve lakinnAllahe yehdiy men yeşa'* ve HUve a'lemu Bil mühtediyn;
Muhakkak ki sen sevdiğini hidayet edemezsin... Fakat Allah dilediğini hidayet eder... O, hidayet kabul edenleri (B sırrınca) daha iyi bilir.
وَقَالُوا إِن نَّتَّبِعِ الْهُدَى مَعَكَ نُتَخَطَّفْ مِنْ أَرْضِنَا أَوَلَمْ نُمَكِّن لَّهُمْ حَرَماً آمِناً يُجْبَى إِلَيْهِ ثَمَرَاتُ كُلِّ شَيْءٍ رِزْقاً مِن لَّدُنَّا وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
57-) Ve kalu in nettebiıl hüda meake nütehattaf min Ardına* evelem nümekkin lehüm Haramen Aminen yücba ileyhi semeratü külli şey'in rizkan min ledünNA ve lâkinne ekserehüm la ya’lemun;
Dediler ki: “Eğer seninle birlikte huda’ya (hidayete, diyn’e, hakikat’a) tabi olursak, Arz’ımızdan sökülüp alınırız (çıkarılırız)”... Biz onlara, ledünnümüzden bir rızık olarak herşeyin semeresinin kendisine toplandığı, amin (emniyetli) bir Harem temkin etmedik mi?... Fakat onların ekseriyeti bilmezler.
وَكَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ بَطِرَتْ مَعِيشَتَهَا فَتِلْكَ مَسَاكِنُهُمْ لَمْ تُسْكَن مِّن بَعْدِهِمْ إِلَّا قَلِيلاً وَكُنَّا نَحْنُ الْوَارِثِينَ
58-) Ve kem ehlekna min karyetin batırat maıyşeteha* fetilke mesakinühüm lem tüsken min ba'dihim illâ kaliyla* künna nahnül varisiyn;
Maişetinde (dünyevi yaşayışında, refahında) şımarmış nice karye (şehir, ülke) yi helak ettik... İşte onların meskenleri!... Onlardan sonra, az hariç, (onlarda) oturulmadı... Varisler biz idik.
وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَى حَتَّى يَبْعَثَ فِي أُمِّهَا رَسُولاً يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِنَا وَمَا كُنَّا مُهْلِكِي الْقُرَى إِلَّا وَأَهْلُهَا ظَالِمُونَ
59-) Ve ma kâne Rabbüke mühlikel kura hatta yeb'ase fiy ümmiha Rasûlen yetlu aleyhim ayatiNA* ve ma künna mühlikil kura illâ ve ehlüha zalimun;
Rabbin, kendilerine ayetlerimizi tilavet eden (sıfatları kuvveden fiile çıkaran, sistem realitesini okuyan) bir Rasûl’ü, Ümmül’Kura’da (karyelerin/şehirlerin anasında-merkezinde; Mekke’de) ba’setmedikçe, o karye (şehir, ülke) leri helak edici değildir... Zaten biz ancak ehli (ahalisi) zalim olan karyelerin helak edicileri olmuşuzdur.
وَمَا أُوتِيتُم مِّن شَيْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَزِينَتُهَا وَمَا عِندَ اللَّهِ خَيْرٌ وَأَبْقَى أَفَلَا تَعْقِلُونَ
60-) Ve ma utiytüm min şey'in femetaul hayatid dünya ve ziynetüha* ve ma ındAllahi hayrun ve ebka* efela ta'kılun;
Size verilen şeyler, ancak dünya hayatının bir metası (geçimliliği, eşyası) ve onun bir süsüdür... Allah indindeki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır... Akletmiyormusunuz?.
أَفَمَن وَعَدْنَاهُ وَعْداً حَسَناً فَهُوَ لَاقِيهِ كَمَن مَّتَّعْنَاهُ مَتَاعَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ثُمَّ هُوَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنَ الْمُحْضَرِينَ
61-) Efemen veadnahu va'den hasenen fehuve lakıyhi kemen metta'nahu metaal hayatid dünya sümme huve yevmel kıyameti minel muhdariyn;
Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz, bundan ötürü ona kavuşan kimse, dünya hayatının metası (fani menfaatı) ile kendisini faydalandırdığımız, sonra da kıyamet gününde muhdarıynden (huzurda hazır tutulacaklardan) olacak kimse gibi midir?.
وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ فَيَقُولُ أَيْنَ شُرَكَائِيَ الَّذِينَ كُنتُمْ تَزْعُمُونَ
62-) Ve yevme yünadiyhim feyekulü eyne şürakaiyelleziyne küntüm tez'umun;
O gün onlara nida eder de şöyle der: “Ortaklarım zannettikleriniz nerede?”.
قَالَ الَّذِينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ رَبَّنَا هَؤُلَاء الَّذِينَ أَغْوَيْنَا أَغْوَيْنَاهُمْ كَمَا غَوَيْنَا تَبَرَّأْنَا إِلَيْكَ مَا كَانُوا إِيَّانَا يَعْبُدُونَ
63-) Kalelleziyne hakka aleyhimül kavlü Rabbena haülailleziyne ağveyna* ağveynahüm kema ğaveyna* teberre'na ileyk* ma kânu iyyaNA ya'budun;
Üzerlerine (aleyhlerine) kavl (ilahi söz, hüküm) hakk olanlar dedi ki: “Rabbimiz!... İşte şunlar saptırıp azdırdığımız kimseler... Biz sapıp azdığımız gibi onları da azdırdık... (Onlardan) uzak durduk (alakayı kestik, bunu) sana beyan ediyoruz... Onlar zaten bize kulluk yapmıyorlardı”.
وَقِيلَ ادْعُوا شُرَكَاءكُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَجِيبُوا لَهُمْ وَرَأَوُا الْعَذَابَ لَوْ أَنَّهُمْ كَانُوا يَهْتَدُونَ
64-) Ve kıyled'u şürekaeküm fedeavhüm felem yesteciybu lehüm ve raevül azâb* lev ennehüm kânu yehtedun;
Denildi ki: “Ortaklarınızı çağırın!”... Bunun üzerine onları çağırdılar... (Fakat çağırılanlar) kendilerine cevap vermediler (?) ve (üstelik o müşrikler bir de) azabı gördüler... Keşke onlar doğru yolu bulsalardı.
وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ فَيَقُولُ مَاذَا أَجَبْتُمُ الْمُرْسَلِينَ
65-) Ve yevme yünadiyhim feyekulü ma zâ ecebtümül murseliyn;
O gün onlara nida eder de şöyle der: “Mürseliyn (irsal olunanlar, Rasûller)’e ne cevab verdiniz?”.
فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ الْأَنبَاء يَوْمَئِذٍ فَهُمْ لَا يَتَسَاءلُونَ
66-) Feamiyet aleyhimül enbaü yevmeizin fehüm la yetesaelun;
Bunun üzerine o gün (murseliyn’in verdiği) tüm haberler onlara kör olmuştur... Onlar birbirlerine de soramayacaklar.
فَأَمَّا مَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَعَسَى أَن يَكُونَ مِنَ الْمُفْلِحِينَ
67-) Feemma men tabe ve amene ve amile salihan feasa en yekûne minel müflihıyn;
Amma kim tevbe etmiş, iman edip salih amel yapmış ise, (işte o kimsenin) iflah edenlerden olması umulur.
وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَيَخْتَارُ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ سُبْحَانَ اللَّهِ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
68-) Ve Rabbüke yahlüku ma yeşau ve yahtar* ma kâne lehümül hıyeretü, subhAnallahi ve tealâ amma yüşrikûn;
Rabbin dilediğini yaratır ve seçer... Onların seçim hakkı yoktur... Şirk koştukları şeylerden Allah, a’li ve subhan’dır (münezzehdir) !.
وَرَبُّكَ يَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ
69-) Ve Rabbüke ya'lemu ma tükinnü suduruhüm ve ma yu'linun;
Senin Rabbin onların sadırlarının iknan ettiğini (sakladığını) da, i’lan ettiklerini (açığa vurduklarını) da bilir.
وَهُوَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُولَى وَالْآخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
70-) Ve HUvAllahu la ilahe illâ HU* leHUl Hamdu fiyl ula vel’ ahireti, ve leHUl hükmü ve ileyhi turceun;
O, Allah’dır, kendinden gayrı vücud olmayandır, Ula’da (ilkte, dünyada) da Ahiret’te (sonda, Ahirette) de Hamd O’nundur ve hüküm O’na aittir; O’na rücu’ ettiriliyorsunuz.
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ اللَّيْلَ سَرْمَداً إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِضِيَاء أَفَلَا تَسْمَعُونَ
71-) Kul eraeytüm in cealellahu aleykümül leyle sermeden ila yevmil kıyameti men ilahun ğayrullahi ye'tiyküm Bi dıya'* efela tesmeun;
De ki: “Gördünüz mü (düşünün bakalım) ?... Eğer Allah geceyi kıyamet gününe kadar üzerinize sürekli kılsa, Allah’ın gayrı size (Bi-) zıya (ışık, aydınlatıcı, idrak) getirecek ilah (vücud, müessir, yaratan) kim (var) ?.. İşitmiyormusunuz?”.
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَداً إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ فِيهِ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
72-) Kul eraeytüm in cealellahu aleykümün nehare sermeden ila yevmil kıyameti men ilahun ğayrullahi ye'tiyküm Bi leylin teskünune fiyh* efela tübsırun;
De ki: “Gördünüz mü (ne dersiniz) ?... Eğer Allah gündüzü kıyamet gününe kadar üzerinize sürekli kılsa, Allah’ın gayrı, içinde sükun bulacağınız (kendinizdekini izhar edip, kemalatınızdakini kuvveden fiile çıkarıp somutlaştıracağınız; ya da onların hakkını vereceğiniz) bir (Bi-) geceyi size getirecek ilah (vücud, müessir, yaratan) kim (var) ?.. Görüp idrak etmiyormusunuz?”.
وَمِن رَّحْمَتِهِ جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
73-) Ve min rahmetiHİ ceale lekümül leyle ven nehare liteskünu fiyhi ve litebteğu min fadliHİ ve lealleküm teşkürun;
O’nun rahmetinden (dolayı), sizin için geceyi ve gündüzü oluşturdu ki (geceleyin) onda sükun bulasınız, (gündüzün) O’nun fazlından taleb edesiniz ve şükredesiniz.
وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ فَيَقُولُ أَيْنَ شُرَكَائِيَ الَّذِينَ كُنتُمْ تَزْعُمُونَ
74-) Ve yevme yünadiyhim feyekulü eyne şürakaiyelleziyne küntüm tez'umun;
O gün onlara nida eder de şöyle der: “Nerede o ortaklarım zannettikleriniz?”.
وَنَزَعْنَا مِن كُلِّ أُمَّةٍ شَهِيداً فَقُلْنَا هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ فَعَلِمُوا أَنَّ الْحَقَّ لِلَّهِ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ
75-) Ve neza'na min külli ümmetin şehiyden fekulna hatu burhaneküm fealimu ennel Hakka Lillahi ve dalle anhüm ma kânu yefterun;
Her ümmetten bir (er) şehiyd (şahid) çıkartıp da dedik ki: “Hadi burhanınızı (kat’i delilinizi) getirin!”... Bunun üzerine bildiler ki Hakk (gerçek, sabit realite) Allah’ındır... Ve uyduruyor oldukları şeyler de kendilerinden kaybolup gitti.
إِنَّ قَارُونَ كَانَ مِن قَوْمِ مُوسَى فَبَغَى عَلَيْهِمْ وَآتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَا إِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُوءُ بِالْعُصْبَةِ أُولِي الْقُوَّةِ إِذْ قَالَ لَهُ قَوْمُهُ لَا تَفْرَحْ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْفَرِحِينَ
76-) İnne Karune kâne min kavmi Musa febeğa aleyhim* ve ateynahu minel künuzi ma inne mefatihahu letenuü Bil usbeti ülil kuvveti, iz kale lehu kavmühu la tefrah innAllahe la yuhıbbül ferihıyn;
Muhakkak ki Karun, Musa’nın kavminden idi de onlara haddi aşıp zulm etti... Ona öyle hazineler vermiştik ki onların anahtarları (ni taşımak dahi) kuvvet sahibi sargın bir topluluğa zor-ağır gelirdi... Hani kavmi ona dedi ki: “Şımarıp sevinme, muhakkak ki Allah şımarıp taşkınlık gösterenleri sevmez”.
وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ وَلَا تَنسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَأَحْسِن كَمَا أَحْسَنَ اللَّهُ إِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِي الْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ
77-) Vebteğı fiyma atakellahüd darel’ ahırete ve la tense nasıybeke mined dünya ve ahsin kema ahsenAllahu ileyke ve la tebğıl fesade fiyl Ard* innAllahe la yuhıbbül müfsidiyn;
“Allah’ın sana verdiklerinde Ahiret yurdunu iste, dünyadan da nasibini unutma!... Allah sana ihsan ettiği gibi sen de ihsan et!... Arz’da fesad isteme... Muhakkak ki Allah ifsad edenleri sevmez!”.
قَالَ إِنَّمَا أُوتِيتُهُ عَلَى عِلْمٍ عِندِي أَوَلَمْ يَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ قَدْ أَهْلَكَ مِن قَبْلِهِ مِنَ القُرُونِ مَنْ هُوَ أَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَأَكْثَرُ جَمْعاً وَلَا يُسْأَلُ عَن ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ
78-) Kale innema utiytühu alâ ılmin ındiy* evelem ya’lem ennAllahe kad ehleke min kablihi minel kuruni men hüve eşeddü minhu kuvveten ve ekseru cem'a* ve la yüs'elü an zünubihimül mücrimun;
 (Karun) dedi ki: “O (hazineler) bana ancak indimdeki bir ilim üzere verilmiştir”... Bilmedi ki Allah, ondan önce kuvvetce ondan daha şiddetli ve cem’ (toplamak, bilgi, mal) itibarıyla da daha çok nice nesiller helak etmiştir... Mücrimler, günahlarından sual edilmez.
فَخَرَجَ عَلَى قَوْمِهِ فِي زِينَتِهِ قَالَ الَّذِينَ يُرِيدُونَ الْحَيَاةَ الدُّنيَا يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَا أُوتِيَ قَارُونُ إِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظِيمٍ
79-) Feharece alâ kamihi fiy zinetih* kalelleziyne yüriydunel hayeted dünya ya leyte lena misle ma utiye Karunü, innehu lezu hazzın azıym;
 (Karun) ziyneti içinde kavminin karşısına çıktı... Dünya hayatını (en aşağı hayatı) dileyenler dedi ki: “Keşke Karun’a verilenin misli bizim de olsaydı... Muhakkak ki o aziym bir hazz (nasib) sahibidir”.
وَقَالَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ وَيْلَكُمْ ثَوَابُ اللَّهِ خَيْرٌ لِّمَنْ آمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً وَلَا يُلَقَّاهَا إِلَّا الصَّابِرُونَ
80-) Ve kalelleziyne utül ılme veyleküm sevabullahi hayrun limen amene ve amile saliha* ve la yülekkaha illes sabirun;
Kendilerine ilim verilenler ise dedi ki: “Veyl olsun size!... İman edip salih amel yapana, Allah’ın sevabı (vereceği karşılık) daha hayırlıdır... Ona da ancak sabredenler kavuşturulur!”.
فَخَسَفْنَا بِهِ وَبِدَارِهِ الْأَرْضَ فَمَا كَانَ لَهُ مِن فِئَةٍ يَنصُرُونَهُ مِن دُونِ اللَّهِ وَمَا كَانَ مِنَ المُنتَصِرِينَ
81-) Fehasefna Bihi ve Bidarihil’Arda fema kâne lehu min fietin yensurunehu min dunillah* ve ma kâne minel müntasıriyn;
Nihayet onu (Karun’u) da onun yurdunu da (B sırrınca) Arz’a geçirdik (yerin dibine soktuk)... Allah’ın gayrından ona yardım edecek bir topluluğu yoktu... O (Karun da kendine) yardım edicilerden (kendini kurtarıp kazananlardan) değildi.
وَأَصْبَحَ الَّذِينَ تَمَنَّوْا مَكَانَهُ بِالْأَمْسِ يَقُولُونَ وَيْكَأَنَّ اللَّهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَوْلَا أَن مَّنَّ اللَّهُ عَلَيْنَا لَخَسَفَ بِنَا وَيْكَأَنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ
82-) Ve asbehalleziyne temennev mekanehu Bil emsi yekulune veykeennAllahe yebsütur rizka limen yeşau min ıbadiHİ ve yakdir* levla en mennAllahu aleyna lehasefe Bina* veykeennehu la yüflihul kafirun;
Dün (B sırrınca) onun (Karun’un) mekanını temenni edenler (onun yerinde olmak isteyenler) şöyle diyerek sabahladı: “Vay, demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı bast ediyor ve (dilediğine de) kısıyor... Eğer Allah bize menn etmeseydi (lutfedip maneviyatla nimetlendirmeseydi) elbette bizi de (B gerçeğince) hasfederdi (yere geçirirdi)... Vay, demek ki kafirler iflah etmez!”.
تِلْكَ الدَّارُ الْآخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوّاً فِي الْأَرْضِ وَلَا فَسَاداً وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ
83-) Tilkeddarul’ ahıretü nec'alüha lilleziyne la yüriydune ulüvven fiyl’ Ardı ve la fesada* vel akıbetü lilmüttekıyn;
İşte Ahiret yurdu (kudret-bilinç boyutu) !... Onu, Arz’da üstünlük ve fesad dilemeyenlere oluştururuz... Akibet muttekıylerindir!.
مَن جَاء بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِّنْهَا وَمَن جَاء بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى الَّذِينَ عَمِلُوا السَّيِّئَاتِ إِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
84-) Men cae Bil haseneti felehu hayrun minha* ve men cae Bisseyyieti fela yüczelleziyne amilüsseyyiati illâ ma kânu ya'melun;
Kim (Bi-) hasene (güzel vasıflar) ile geldi ise, onun için ondan daha hayırlısı vardır... Kimde (Bi-) kötülük ile geldi ise, kötülükleri yapmış kimseler ancak yaptıkları ile cezalanırlar.
إِنَّ الَّذِي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لَرَادُّكَ إِلَى مَعَادٍ قُل رَّبِّي أَعْلَمُ مَن جَاء بِالْهُدَى وَمَنْ هُوَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
85-) İnnelleziy ferada aleykel Kur’âne le raddüke ila mead* kul Rabbiy a'lemu men cae Bil hüda ve men huve fiy dalalin mübiyn;
Kur’an’ı sana (ilk takdirinde) farz kılan muhakkak ki seni bir maad’a (dönüş yerine, vaadedilen yere, baka’ya) geri döndürücüdür... De ki: “Rabbim daha iyi bilir kimin (Bi-) Huda (hidayet, hidayet rehberi) ile geldiğini ve kimin apaçık bir dalalet içinde olduğunu”.
وَمَا كُنتَ تَرْجُو أَن يُلْقَى إِلَيْكَ الْكِتَابُ إِلَّا رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ ظَهِيراً لِّلْكَافِرِينَ
86-) Ve ma künte tercu en yülka ileykel Kitabü illâ rahmeten min Rabbike fela tekunenne zahiyren lilkafiriyn;
Kitab’ın sana ılka olunacağını (indirileceğini) sen ummuyordun... Ancak Rabbinden (özel) bir rahmet olarak (zahire çıktı)... Sakın kafirlere (gerçeği reddedenlere) destek-yardımcı olma!.
وَلَا يَصُدُّنَّكَ عَنْ آيَاتِ اللَّهِ بَعْدَ إِذْ أُنزِلَتْ إِلَيْكَ وَادْعُ إِلَى رَبِّكَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
87-) Ve la yesuddünneke an ayatillahi ba'de iz ünzilet ileyke ved'u ila Rabbike ve la tekûnenne minel müşrikiyn;
Sana inzal olunduktan sonra Allah’ın ayetlerinden seni men’etmesinler... Rabbine da’vet et ve müşriklerden olma!.
وَلَا تَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهاً آخَرَ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
88-) Ve la ted'u meAllahi ilahen ahar* la ilahe illâ HU* küllü şey'in halikün illâ vecheHU, leHUl hükmü ve ileyhi türceun;
Allah ile beraber diğer bir ilah (ikinci bir varlık) çağırma (isimlendirme) !.. O’ndan başka ilah (vücud) yoktur... Herşe haliktir (yoktur, ölüdür), ancak O’nun vechi müstena... Hüküm O’nundur... O’na rücu’ ettiriliyorsunuz.

 


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal