Kur'an ve meali(cüz'lü) => Kur'an Arapça, Latin Harfli ve meali(cüz'lü) => Konuyu başlatan: admin üzerinde Aralık 18, 2010, 02:06:22 ÖS



Konu Başlığı: 24. cüz 2. hizip ( MU’MİN )
Gönderen: admin üzerinde Aralık 18, 2010, 02:06:22 ÖS
  40.  MU’MİN SÛRESİ   غافر
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
حم
1-) Haa, Miiiym...
Ha, Miym... “Ha”, “Miym”in Allah Esmasından olduğu Abdullah İ.Abbas’dan rivayettir... Ki, Hayat-İlim sıfatlarına, ceberut haline ya da Hak-Muhammed isimlerine ve mutlak vücuda işarettir.
تَنزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
2-) Tenziylül Kitabi minAllahil Aziyzil Aliym;
O Kitab’ın tenziyli (tafsile indirme), Aziyz ve Aliym olan Allah’dandır!.
غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ إِلَيْهِ الْمَصِيرُ
3-) Ğafiriz zenbi ve Kabilit tevbi Şediydil ıkabi Zit tavl* la ilahe illâ HU* ileyHİl masıyr;
(O,) Ğafir’izZenb (günahı mağfiret edici, örtücü), KabilitTevb (tevbeyi-hakikatına dönmeyi kabul edici), Şediyd’ül Ikab (azabı şiddetli) ve ZütTavl (lutfu ihsanı bol olan)’dır... İlah yok, sadece O (O’ndan gayrı vücud yok)... O’nadır dönüş.
مَا يُجَادِلُ فِي آيَاتِ اللَّهِ إِلَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَلَا يَغْرُرْكَ تَقَلُّبُهُمْ فِي الْبِلَادِ

4-) Ma yücadilü fiy ayatillahi illelleziyne keferu fela yağrurke tekallübühüm fiyl bilad;

Allah’ın ayetlerinde kafir olanlardan başkası mücadele edip tartışmaz... O halde olanların beldelerde tekallub etmesi (hakikatlarından gafil olarak gezip dolaşmaları; kişilikten kişiliğe girmeleri) seni aldatmasın.
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَالْأَحْزَابُ مِن بَعْدِهِمْ وَهَمَّتْ كُلُّ أُمَّةٍ بِرَسُولِهِمْ لِيَأْخُذُوهُ وَجَادَلُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ فَأَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ
5-) Kezzebet kablehüm kavmü Nuhın vel ahzabü min ba'dihim* ve hemmet küllü ümmetin Bi Rasûlihim li ye'huzuhü ve cadelu Bil batılı li yüdhıdu Bihil Hakka feehaztühüm* fekeyfe kâne ıkab;
Onlardan önce Nuh kavmi ve onlardan sonra da ahzab (hizibler; diyn’de-vahdet’te ayrılığa düşenler) tekzib etti... Her ümmet kendi (lerine irsal olunan) Rasûllerini (B sırrınca), O’nu yakalamak (o Rasûlü tesirsiz kılmak, öldürmek) için kasdetti... (Bi-) batıl ile (batıl olarak, vehmi kişilikleri ile; şirk inançları ile), Hakk’ı ibtal edip tesirsiz kılmak için mücadele ettiler... Bu yüzden onları yakaldım... Ikabım (azabım) nasıl oldu?.
وَكَذَلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّهُمْ أَصْحَابُ النَّارِ

6-) Ve kezâlike hakkat kelimetü Rabbike alelleziyne keferu ennehüm ashabun nar;

Böylece kafir olanlar (hakikatlarından kilitlenenler) hakkında “Onlar Nar ashabıdır” diye Rabbinin kelimesi (şakavet hükmü) tahakkuk etti.
الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْماً فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ

7-) Elleziyne yahmilunel Arşe ve men havlehu yüsebbihune Bi Hamdi Rabbihim ve yu'minune Bihi ve yestağfirune lilleziyne amenu* Rabbena vesı'te külle şey'in rahmeten ve ılmen fağfir lilleziyne tabu vettebeu sebiyleke ve kıhim azâbel cahıym;

Arş’ı taşıyanlar ve onun havlinde (muhitinde) bulunan (şuurlu) kimseler Rabblerinin Hamdı ile (B sırrınca) tesbih ederler, O’na (B sırrıyla) iman ederler ve iman edenler için mağfiret isterler... “Rabbimiz, rahmet ve ilim itibarıyla herşeyi kapsamışsın... O halde tevbe edenleri ve senin yoluna tabi olanları mağfiret et ve onları cahıym’in azabından koru”.
رَبَّنَا وَأَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدتَّهُم وَمَن صَلَحَ مِنْ آبَائِهِمْ وَأَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ إِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
8-) Rabbena ve edhılhüm cennati Adninilletiy veadtehüm ve men saleha min abaihim ve ezvacihim ve zürriyyatihim* inneKE ENTEl Aziyzül Hakiym;
“Rabbimiz!... Onları, kendilerine va’dettiğin Adn Cennetlerine dahil et... Onların babalarından/atalarından, eşlerinden ve zürriyyetlerinden salaha (iyi hale, saflığa) erenleri de (dahil et)... Muhakkak ki sen, evet sen Aziyz’sin, Hakiym’sin”.
وَقِهِمُ السَّيِّئَاتِ وَمَن تَقِ السَّيِّئَاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
9-) Ve kıhimüs seyyiat* ve men tekıs seyyiati yevmeizin fekad rahımteh* ve zâlike huvel fevzül azıym;
“Onları seyyielerden (kötülüklerden, nefsaniyetten) koru... O gün kimi kötülüklerden korumuş isen, gerçekten ona rahmet etmişsindir... İşte bu aziym kurtuluşun ta kendisidir”.
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يُنَادَوْنَ لَمَقْتُ اللَّهِ أَكْبَرُ مِن مَّقْتِكُمْ أَنفُسَكُمْ إِذْ تُدْعَوْنَ إِلَى الْإِيمَانِ فَتَكْفُرُونَ
10-) İnnelleziyne keferu yünadevne lemaktullahi ekberu min maktiküm enfüseküm iz tüd'avne ilel iymani fetekfürun;
Muhakkak ki kafir olanlara: “Allah’ın makt (şiddetli gadab) ı, sizin nefslerinizin maktından daha büyüktür... Hani siz o iman’a (vahdete, ikana) çağırılıyordunuz da küfr ediyor (gerçeği örtüyor, nankörlük ediyor) dunuz” diye nida olunur.
قَالُوا رَبَّنَا أَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَأَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ إِلَى خُرُوجٍ مِّن سَبِيلٍ
11-) Kalu Rabbena emettenesneteyni ve ahyeytenesneteyni fa'terefna Bi zünubina fehel ila hurucin min sebiyl;
Dediler Ki: “Rabbimiz, bizi iki kerre öldürdün (fiziki ölüm, kıyamet?) ve iki kere (sinde) de dirilttin (ba’s, haşr,) de günahlarımızı (B sırrınca) i’tiraf ettik!... (Bu durumdan) bir çıkış yolu/çıkışa giden bir yol var mı?”.
ذَلِكُم بِأَنَّهُ إِذَا دُعِيَ اللَّهُ وَحْدَهُ كَفَرْتُمْ وَإِن يُشْرَكْ بِهِ تُؤْمِنُوا فَالْحُكْمُ لِلَّهِ الْعَلِيِّ الْكَبِيرِ
12-) Zâliküm Bi ennehu iza duıyAllahu VahdeHU kefertüm* ve in yüşrek Bihi tu'minu* felhükmü Lillahil Aliyyil Kebiyr;
Bu durumunuzun sebebi şudur (B sırrınca): Allah, kendi (O’nun) Tekliği ile çağırıldığında, küfr (inkar) ettiniz... Eğer (Bi-) O’na şirk koşulsa, iman ederdiniz... Hüküm, Aliyy, Kebiyr olan (açığa çıkan kuvvelerinin hükmediciliğini reddedemeyeceğiniz) Allah’ındır!.
هُوَ الَّذِي يُرِيكُمْ آيَاتِهِ وَيُنَزِّلُ لَكُم مِّنَ السَّمَاءِ رِزْقاً وَمَا يَتَذَكَّرُ إِلَّا مَن يُنِيبُ
13-) HUvelleziy yüriyküm ayatiHİ ve yünezzilü leküm mines Semai rizka* ve ma yetezekkeru illâ men yüniyb;
O’dur ki, ayetlerini size gösteriyor ve Sema’dan sizin için bir rızk indiriyor... (Hakikatına, Özüne) yönelenden başkası tezekkür etmez!.
فَادْعُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
14-) Fed'ullahe muhlisıyne lehüd diyne ve lev kerihel kafirun;
Öyle ise kafirler (gereçeği reddeden kilitliler) kerih görse de, diyn’i O’na halis kılarak Allah’ı çağır (O’ndan gayrına isim-varlık verme) !.
رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ لِيُنذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ

15-) Refiy’ud derecati zül Arş* yulkır ruha min emriHİ alâ men yeşau min ıbadiHİ li yünzira yevmet telak;

(O,) Refi’üd Derecat’tır (dereceleri yükseltendir), Zül-Arş’dır (Arş sahibi’dir)... Telak (kavuşma, vuslat; kıyamet?) günü (dolayısıyla) uyarmak için, kullarından dilediği üzerine emrinden ruh (vahy) ilka eder (atar, bırakır, indirir).
يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
16-) Yevme hüm barizun* la yahfa alellahi minhüm şey'* li menil Mülkül yevm* Lillahil Vahıdil Kahhar;
O gün onlar barizlerdir (perdesiz, apayan)... Onlardan hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz... “Bugün Mülk kimindir?”... “Vahid, Kahhar olan (gayrı vücud olmayan) Allah’ındır!”.
الْيَوْمَ تُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ لَا ظُلْمَ الْيَوْمَ إِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
17-) Elyevme tücza küllü nefsin Bima kesebet* la zulmel yevm* innâllahe Seriy’ul hısab;
Bugün her nefs (B sırrı gereği) kazandığı ile cezalanır... Bugün zulm yoktur (mutlak olan adalettir, gerçekte zulüm yoktur?)... Muhakkak ki Allah Seri’ül Hisab’dır (anında hesab görücüdür).
وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ الْآزِفَةِ إِذِ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كَاظِمِينَ مَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ حَمِيمٍ وَلَا شَفِيعٍ يُطَاعُ

18-) Ve enzirhüm yevmel azifeti izil kulubü ledel hanaciri kazımiyn* ma liz zalimiyne min hamiymin ve la şefiy’ın yuta';

Azifet (yaklaşan ölüm) günü ile onları uyar... O vakit kazim (gamla dolu) olarak kalbler hançerelerin yanındadır (gırtlaklara dayanmıştır)... Zalimlerin ne bir dostu, ve ne de itaat edilir bir şefaatçısı vardır.
يَعْلَمُ خَائِنَةَ الْأَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ
19-) Ya'lemu hainetel a'yuni ve ma tuhfis sudur;
(O), gözlerin hainliğini (gayrı görmeyi) ve sadırların gizlediği şeyi bilir.
وَاللَّهُ يَقْضِي بِالْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ لَا يَقْضُونَ بِشَيْءٍ إِنَّ اللَّهَ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

20-) VAllahu yakdıy Bil Hakk* velleziyne yed'une min duniHİ la yakdune Bi şey'* innAllahe HUves Semiy’ul Basıyr;

Allah, Bil-Hakk (Hakk olarak) hükmeder (gerçektir) !... O’nun gayrından çağırdıkları ise hiçbir (Bi-) şeyle hükmedemezler (batıldırlar)... Muhakkak ki Allah Semi’dir, Basıyr’dir.
أَوَ لَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ كَانُوا مِن قَبْلِهِمْ كَانُوا هُمْ أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَآثَاراً فِي الْأَرْضِ فَأَخَذَهُمُ اللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُم مِّنَ اللَّهِ مِن وَاقٍ
21-) Evelem yesiyru fiyl Ardı feyenzuru keyfe kâne akıbetülleziyne kânu min kablihim* kânu hüm eşedde minhüm kuvveten ve asaren fiyl Ardı feehazehümullahu Bi zünubihim ve ma kâne lehüm minAllahi min vak;
Arz’da seyretmediler (gezip dolaşmadılar) mi ki, kendilerinden öncekilerin akibeti nasıl oldu nazar edip (akıl gözü ile) görsünler?.. Onlar (öncekiler), bunlardan hem kuvvetçe ve hem de Arz’ı sürüp işleme itibarıyla daha şiddetli idiler... Nihayet Allah (B sırrınca) onları günahları ile yakaladı... Onlar için Allah’dan (Hakikatlarından, Sistem’den) bir koruyucu da olmadı.
ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانَت تَّأْتِيهِمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَكَفَرُوا فَأَخَذَهُمُ اللَّهُ إِنَّهُ قَوِيٌّ شَدِيدُ الْعِقَابِ

22-) Zâlike Bi ennehüm kânet te'tiyhim Rusülühüm Bil beyyinati fekeferu fe ehazehümullah* inneHU Kaviyyün Şediydül ıkab;

Buna sebep (B sırrınca) şu idi: Rasûlleri onlara (Bi-) beyyineler (apaçık ayetler, ilahi sıfatlar) ile geldi de küfr (örtme, inkar, nankörlük) ettiler... Bunun üzerine Allah da onları yakaladı... Muhakkak ki O, Kaviyy’dir, Şediyd’ül Ikab’dır (azabı şiddetlidir).
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَى بِآيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُّبِينٍ
23-) Ve lekad erselna Musa Bi ayatiNA ve sultanin mübiyn;
Andolsun ki Musa’yı (Bi-) ayetlerimiz ve apaçık bir sultan (sulta, hüccet, karşı konulamaz delil) ile irsal ettik.
إِلَى فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ
24-) İla fir'avne ve hamane ve karune fekalu sahırun kazzab;
Fravun’a, Haman’a ve Karun’a (irsal ettik)... (Onlar ise kaldıramayıp) dediler ki: “Çok yalancı bir büyücüdür”.
فَلَمَّا جَاءهُم بِالْحَقِّ مِنْ عِندِنَا قَالُوا اقْتُلُوا أَبْنَاء الَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ وَاسْتَحْيُوا نِسَاءهُمْ وَمَا كَيْدُ الْكَافِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَالٍ
25-) Felemma caehüm Bil Hakkı min ındiNA kaluktülu ebnaelleziyne amenu meahu vestahyu nisaehüm* ve ma keydül kafiriyne illâ fiy dalal;
(Musa) onlara indimizden Bil-Hakk (Hakk olarak, Hakk’ı) getirince, dediler ki: “Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün (etkisiz hale getirin), kadınlarını diri bırakın”... Kafirlerin tuzağı dalal (dalalet, sapma, kaybolma, boşa çıkma) dan başka bir şey delildir.
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُونِي أَقْتُلْ مُوسَى وَلْيَدْعُ رَبَّهُ إِنِّي أَخَافُ أَن يُبَدِّلَ دِينَكُمْ أَوْ أَن يُظْهِرَ فِي الْأَرْضِ الْفَسَادَ
26-) Ve kale fir'avnü zeruniy aktül Musa vel yed'u Rabbehu* inniy ehafü en yübeddile diyneküm ev en yuzhire fiyl Ardıl fesad;
Fravun dedi ki: “Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim... O da Rabbine dua etsin/çağırsın... Muhakkak ki ben, (Musa’nın,) diyninizi değiştirmesinden yahut Arz’da fesad izhar etmesinden korkuyorum”.
وَقَالَ مُوسَى إِنِّي عُذْتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُم مِّن كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَّا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ
27-) Ve kale Musa inniy uztü Bi Rabbiy ve Rabbiküm min külli mütekebbirin la yu'minu Bi yevmil hısab;
Musa dedi ki: “Muhakkak ki ben, hesab gününe iman etmeyen her mütekebbir (büyüklük taslayan; Hakk’a, Sistem’e iman etmeyen)’den, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz’e (B sırrınca) sığındım”.
وَقَالَ رَجُلٌ مُّؤْمِنٌ مِّنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ إِيمَانَهُ أَتَقْتُلُونَ رَجُلاً أَن يَقُولَ رَبِّيَ اللَّهُ وَقَدْ جَاءكُم بِالْبَيِّنَاتِ مِن رَّبِّكُمْ وَإِن يَكُ كَاذِباً فَعَلَيْهِ كَذِبُهُ وَإِن يَكُ صَادِقاً يُصِبْكُم بَعْضُ الَّذِي يَعِدُكُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ
28-) Ve kale racülün mu'minun, min ali fir'avne yektümü imanehu etaktülune racülen en yekule RabbiyAllahu ve kad caeküm Bil beyyinati min Rabbiküm* ve in yekü kaziben fealeyhi kezibüh* ve in yekü sadikan yusıbküm ba'dulleziy yeıdüküm* innAllahe la yehdiy men huve müsrifün kezzab;
Mu’min, Al-u Fravun’dan ve imanını ketmeden (gizleyen) bir adam dedi ki: “Rabbim Allah’dır, dediği için bir adamı öldürüyorsunuz mu?... Halbuki O size, Rabbinizden (Bi-) beyyineler (apaçık deliller) ile gelmiştir...Eğer o yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir... Şayet doğru söyleyen ise, size va’dettiğinin ba’zı size isabet eder... Muhakkak ki Allah, musrif (israf eden, haddi aşan), kezzab (çok yalancı; hakikattan gafil) kimseyi hidayet etmez”.
يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِرِينَ فِي الْأَرْضِ فَمَن يَنصُرُنَا مِن بَأْسِ اللَّهِ إِنْ جَاءنَا قَالَ فِرْعَوْنُ مَا أُرِيكُمْ إِلَّا مَا أَرَى وَمَا أَهْدِيكُمْ إِلَّا سَبِيلَ الرَّشَادِ
29-) Ya kavmi lekümül mülkül yevme zahiriyne fiyl Ard* femen yensuruna min be'sillahi in caena* kale fir'avnü ma üriyküm illâ ma era ve ma ehdiyküm illâ sebiyler reşad;
(O mu’min adam dedi ki): “Ey kavmim!.. Arz’da zahirler olarak bugün mülk sizindir... Fakat, eğer bize gelirse, Allah’ın be’sinden (hışmından) bize kim nusret verir (yardım edip kurtarır) ?”... Fravun dedi ki: “Ben size kendi gördüğümden (görüşümden) başkasını göstermiyorum ve Sebiyl’ürReşad (doğru-gerçek yol)’dan başkasına da sizi hidayet etmiyorum/klavuzlamıyorum”.
وَقَالَ الَّذِي آمَنَ يَا قَوْمِ إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُم مِّثْلَ يَوْمِ الْأَحْزَابِ
30-) Ve kalelleziy amene ya kavmi inniy ehafü aleyküm misle yevmil ahzab;
İman etmiş kimse dedi ki: “Ey kavmim!... Muhakkak ki ben, sizin üzerinize hiziblerin (Diyn’de ayrılığa düşüp helak olanların) gününün mislinden korkuyorum”.
مِثْلَ دَأْبِ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذِينَ مِن بَعْدِهِمْ وَمَا اللَّهُ يُرِيدُ ظُلْماً لِّلْعِبَادِ

31-) Misle de'bi kavmi Nuhın ve ‘Adin ve Semude velleziyne min ba'dihim* ve mAllahu yüriydu zulmen lil ıbad;

“Nuh kavmi’nin, Ad’ın (Hud’un kavmi), Semud’un (Salih’in kavmi) ve onlardan sonra gelenlerin vaziyetlerinin misli... Allah kulları için bir zulüm irade etmez”.
وَيَا قَوْمِ إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ يَوْمَ التَّنَادِ
32-) Ve ya kavmi inniy ehafü aleyküm yevmettenad;
(O mu’min adam dedi ki): “Ey kavmim!... Doğrusdu ben, sizin üzerinize o tenad (bağrışıp-çağrışma) gününden korkuyorum”.
يَوْمَ تُوَلُّونَ مُدْبِرِينَ مَا لَكُم مِّنَ اللَّهِ مِنْ عَاصِمٍ وَمَن يُضْلِلِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ
33-) Yevme tüvellune müdbiriyn* ma leküm minAllahi min asım* ve men yudlilillahu fema lehu min Had;
Mudbiriyn (arkasını dönenler) olarak yüz çevirip kaçtığınız gün (dür o)... (Ama) sizin için Allah’dan (koruyacak) bir asım (koruyan) yoktur... Allah kimi saptırırsa onun için hidayet edici yoktur.
وَلَقَدْ جَاءكُمْ يُوسُفُ مِن قَبْلُ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا زِلْتُمْ فِي شَكٍّ مِّمَّا جَاءكُم بِهِ حَتَّى إِذَا هَلَكَ قُلْتُمْ لَن يَبْعَثَ اللَّهُ مِن بَعْدِهِ رَسُولاً كَذَلِكَ يُضِلُّ اللَّهُ مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ مُّرْتَابٌ
34-) Ve lekad caeküm Yusufu min kablü Bil beyyinati fema ziltüm fiy şekkin mimma caeküm Bih* hatta iza heleke kultüm len yeb'asâllahu min ba'diHİ Rasûla* kezâlike yudıllullahu men huve müsrifün murtab;
Andolsun ki daha önce Yusuf da size (Bi-) beyyineler ile gelmişti de Onun size (B sırrınca) getirdiklerinden şekk içinde devam etmiştiniz (şüphe edip durmuştunuz; yakin hasıl olmamıştı)... Nihayet (Yusuf) helak olduğunda (vefat ettiğinde) de: “Allah, O’ndan sonra bir Rasûl asla ba’setmez” demiştiniz... Allah, musrif (haddi aşan, israf eden), murtab (şüpheci; tahkikden uzak) kimseyi böylece saptırır.
الَّذِينَ يُجَادِلُونَ فِي آيَاتِ اللَّهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ أَتَاهُمْ كَبُرَ مَقْتاً عِندَ اللَّهِ وَعِندَ الَّذِينَ آمَنُوا كَذَلِكَ يَطْبَعُ اللَّهُ عَلَى كُلِّ قَلْبِ مُتَكَبِّرٍ جَبَّارٍ
35-) Elleziyne yücadilune fiy ayatillahi Bi ğayri sultanin etahüm* kebüre makten ındAllahi ve ındelleziyne amenu* kezâlike yatbeullahu alâ külli kalbi mütekebbirin cebbar;
Onlar ki, kendilerine gelmiş bir sultan (reddedilemez delil, güç) olmaksızın Allah’ın ayetleri hakkında (B sırrınca) mücadele eder/tartışırlar... (Bu durum) hem Allah indinde ve hem de iman edenlerin indinde makt (şiddetli gadap) itibarıyla büyük oldu (şiddetli gadaba sebep oldu, Allah’dan ve imandan tard edildiler)... Böylece Allah, her mütekebbir (kibirlenen), Cebbar (zorba) kalbi tab’ eder (damgalar, mühürler).
وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَا هَامَانُ ابْنِ لِي صَرْحاً لَّعَلِّي أَبْلُغُ الْأَسْبَابَ
36-) Ve kale fir'avnü ya hamanübni liy sarhan lealliy eblüğul’ esbab;
Fravun dedi ki: “Ey Haman!... Benim için bir sarh (yüksek bir kule, felsefi sistem) bina et, belki o sebeplere (yollara) ulaşırım”.
أَسْبَابَ السَّمَاوَاتِ فَأَطَّلِعَ إِلَى إِلَهِ مُوسَى وَإِنِّي لَأَظُنُّهُ كَاذِباً وَكَذَلِكَ زُيِّنَ لِفِرْعَوْنَ سُوءُ عَمَلِهِ وَصُدَّ عَنِ السَّبِيلِ وَمَا كَيْدُ فِرْعَوْنَ إِلَّا فِي تَبَابٍ
37-) Esbabes Semavati feattalia ila ilahi Musa ve inniy le ezunnühu kaziba* ve kezâlike züyyine li fir'avne suü amelihi ve sudde anis sebiyl* ve ma keydü fir'avne illâ fiy tebab;
“Semavat’ın sebeplerine (yollarına)... Bu sayede Musa’nın ilahına muttali olurum (belki)... Muhakkak ki ben Onu yalancı zannediyorum”... Böylece fravun’a amelinin kötülüğü süslendirildi ve (hakikatına giden) yoldan men’edildi... Fravun’un tuzağı (yöntemi) ancak bir hüsran içindedir (boşa çıkar, kaybeder).
وَقَالَ الَّذِي آمَنَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُونِ أَهْدِكُمْ سَبِيلَ الرَّشَادِ
38-) Ve kalelleziy amene ya kavmit tebiuni ehdiküm sebiler reşad;
(Fravun’un alinden) o iman eden dedi ki: “Ey kavmim!... Bana tabi olun, sizi Sebiyl’ürReşad (doğru-hakk yol)’a hidayet edeyim”.
يَا قَوْمِ إِنَّمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا مَتَاعٌ وَإِنَّ الْآخِرَةَ هِيَ دَارُ الْقَرَارِ
39-) Ya kavmi innema hazihil hayatüd dünya meta'* ve innel ahırete hiye darul karar;
“Ey kavmim!... Şu dünya hayatı ancak bir meta (geçici bir faydalanma, alet) dir... Muhakkak ki Ahiret, o dar-ül karar’ın (karar yurdu, ikamet-kalma yeri’nin) ta kendisidir”.
مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلَا يُجْزَى إِلَّا مِثْلَهَا وَمَنْ عَمِلَ صَالِحاً مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُوْلَئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ يُرْزَقُونَ فِيهَا بِغَيْرِ حِسَابٍ
40-) Men amile seyyieten fela yücza illâ misleha* ve men amile salihan min zekerin ev ünsa ve huve mu'minun feülaike yedhulunel cennete yurzekune fiyha Bi ğayri hısab;
“Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun misli ile cezalanır... Erkek veya dişiden, mu’min olarak kim salih bir amel yaparsa, işte onlar cennet’e dahil olurlar... Orada (B sırrınca) hesabsız rızıklanıyor haldedirler”.


SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal